SAHTE BİLGİLERİN KÖR IŞIĞINDA YANMAK

Son zamanlarda gerek medya da gerekse çevremden duyduğum kanser haberleri ve
kanserden yaşamını yitirenler kalbimde derin bir keder, aklımda birçok soru
işareti bıraktı.

İstatistikler; 5 yıl önce 118 bin olan kanser hasta sayısının bugün yüzde yüzün
üstünde artış göstererek 250 bin’i bulduğunu ve her yılda 150 bin yeni kanser
vakası teşhis edildiğini gösteriyor. Hatta tahminlere göre 2030’lu yıllarda
teşhis edilen kanser sayısının 400 binlere çıkacağı düşünülüyor.

Neden bu kadar arttı? İzlediğim haberlerden ya da marketten aldığım ürünün
içeriğini okuduğum zaman çok net anlıyorum. Salamın, sucuğun içine kırmızı
rengi için atılan tuğla tozundan, zeytinin siyah rengi için kullanılan tekstil
boyaları bu sorunun en net cevabı sanırım. Şarküteriden çikolataya, meyveden
sebzeye, içeceklerden bebek mamasına kadar tarım bakanlığının denetsiz ve sınırsız
serbest bıraktığı raflarda bulunan yaklaşık 1600 çeşit GDO’lu ürün. Ve bunlar
yetmezmiş gibi çok geniş bir yelpazede tüm gıda zincirine giren GDO’lu mısırın
eksik olan bir de şurubu. Sağlıklı hücrelere oranla kanser hücreleri 5 kat
daha fazla şeker kullanması nedeniyle, mısır şurubu bu hücrelerin hızla çoğalmasına
neden oluyor. Son zamanlarda pankreas kanserindeki artışın en büyük nedeni
mısır şurubudur.

Yine denetlenmeden kullanılan tarım ilaçlarının artışı ile böbrek tümörleri
ve meme kanserlerinin sayısında paralel artışlar tespit edilmiş. Sigaranın
zararlarını ezbere biliyoruz artık! Ancak mide ve bağırsak kanserinin artışına
neden olan özellikle seçim zamanlarında oy uğruna bedava dağıtılan tonlarca
kömürde ayrı bir tartışma konusu…

Ve neden hala tedavisi mümkün olmayan bazı kanser tiplerinin %70’i ölümle sonuçlanıyor?

Yaşam mücadelesi vererek mucize bekleyen binlerce kanser hastasına “kanserin
çaresi bulundu” denilerek haberi verilen kök hücre tedavisinin umut ışığı olduğu
bir gerçek. Üstelik sadece kanser değil, birçok genetik ve metabolik hastalık,
alzheimer, parkinson, akdeniz anemisi gibi hastalıklar içinde umut ışığı.

Vücudumuzda bütün doku ve organları oluşturan ana hücrelere kök hücre deniliyor.
Kalp krizi geçirende kalbe, karaciğer harabiyeti olanda karaciğere giderek
gerekli tamiratı yapan hücrelerdir. Kanda, kemik iliğinde ve göbek kordonunda
bulunur. Kandaki kök hücre sayısı yetersizdir, vericiden alınarak yapılan kemik
iliği naklinde dokuların uygun olma şansı milyonda bir, uygun olması durumunda
nakledilen vücudun organı kabul etmeme riski de fazladır.

En kolay ve sağlıklı çözüm kişinin kendi kök hücrelerinden alınarak yapılan
nakildir. Doku uyumu sorunu yok, doğum sonrası bebeklerin göbek kordonundan
alınan kan sıvı azot içerisinde dondurularak saklanıyor. Amaç ilerde kök hücre
tedavisi gerektirecek durumlarda kişinin kendine ait bebeklik çağı kök hücreleriyle
tedavi edilmesidir.

İşte sorun burada başlıyor!

Kök hücre tedavisi kanser ve birçok hastalık için umut ışığı ise neden hala
yeni doğan bebeklerden alınan kordon kanının dondurularak saklanması bu kadar
maliyetli ve neden Türkiye’de sadece 2 adet kordon kanı bankası var?

Ve neden Özel kordon kanı bankaları yerine devlet kordon kanı bankası kurmuyor?

Türkiye’de organizasyon yok, denetim yok, araştırma yok, üretim yok. Tüketim
derseniz fazlaca var. En başta da insanlar birbirlerinin beynini yiyerek tüketiyor.
Bunları konuşan, tartışan, çözüm arayan yok!

Sağlık bakanlığı kafasına göre hergün yeni bir yasa koyuyor yada çıkarıyor.
Düzelecek diye umut ettiğim sağlık sektörü gün geçtikçe daha kötüye gidiyor.
Tarım bakanlığı denetlemiyor, Milli eğitim bakanlığı ezberle yapılan eğitimi
destekliyor. Ne bilime, ne bilim adamına değer veriliyor.

Herşey vatan için.. Peki ya vatandaş? 1999 depreminden sonra toplanan 20 milyar
doların hesabı neden verilmiyor. 1 milyon nüfüslu Van depreminde yaşanan çadır
sıkıntısından sonra, Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgesinin toplam nüfusuna sahip
olan 13 milyon nüfuslu İstanbul’un Marmara depreminde yaşayacak olan sıkıntıları
düşünemiyorum bile. Depremzedeler için toplanan milyonlar cebe mi gidiyor,
Van’a mı orası meçhul… Bu gidişle Türkiye gelişmekde olan ülke statüsünde kalmaya
devam edecek ne yazık ki.