KAN, KADIN VE KURBAN

Kurban ritüeli, tektanrılı dinlerin icadı değildir.

Hatta hiçbir dinin semavi olmadığına kanıt sunar. Çünkü tarih öncesi, çoktanrılı dinlerde ve putperest ritüellerde varken, tam da bu dinleri ve tapınma biçimlerini günah sayan, mücadele eden ve yıkan çoktanrılı dinler tarafından da benimsenmiştir!

Ama üç tektanrılı dinden ne yazık ki bir tek İslamiyet kurban ritüelini 21.yüzyıla taşıdı, yalnızca İslamiyet’te kurban ritüeli bir ‘agora’ bayramı olarak kutlanıyor, hâlâ.

İşte tam burada anımsatmak gerekir ki, Van’daki deprem felaketinin yası, CHP’nin de haklı olarak altını çizdiği gibi 29 Ekim kutlamalarını iptal ederek tutulmazdı. Cumhuriyet Bayramı, ulusal birliğimizi anımsayıp kutladığımız bir törendir. Ama zaten AKP muktedirleri de Van depreminin yasını nasıl tuttuklarını, 29 Ekim’I kutlamaktansa düğün dernek kutlamakla göstermişlerdir. Bu düğünlerde Van’ı düşünerek hıçkıra hıçkıra ağladıklarına ve altın taktıkları gelinleri damatları depremzede yerine koyduklarına kuşkum yok da…

Asıl Kurban Bayramı’nın iptaliyle tutulabilirdi Van felaketinin yası ve yakışırdı. 

Çünkü insan ve çocuk kanlarının kurumadığı bir yeri hayvan kanıyla sulamak, ölüm kokusu taşıyan havaya öldürülen hayvanların kokusunu salmak nasıl bir arınmadır, hangi yürek kaldırır, hangi vicdan sızlamaz? 

Ama sanırım benim yürek dediğim yürek de azınlık, vicdan da azaldı, her yerde. Kurban Bayramı, bir depreme eşlik etsin etmesin, kimi yerde katlanarak süren, adeta katliama dönüşen bir bayram, Türkiye’de ve dünyada…

***

21.yüzyılda başta ABD ve Çin, hâlâ pek çok ülkede ölüm cezası var. 

Ancak ‘agora’da, yani halka açık meydanda ‘kelle keserek’ infaz, yalnızca İslami şeriat ülkelerinde sürüyor ve bendeniz, bu tür suçlu infazıyla kurban ritüeli arasında ilişki yoktur diyecek kafanın alnını karışlarım! 

Agorada idamlık kellesi vurmak, meydanlarda parklarda koyun, koç, deve boğazlamak ve zaten boğazı kesilmeden öldürülen hayvan etine ‘haram’ demek, aynı ‘kan akıtma’ TEMİZLİĞİNİN türevleridir. 


Tarih öncesinden günümüze, tüm dinler tarihi kanla yazılmış, tanrılar adına
çok kan dökülmüştür. Ancak kurban bayramlarında Tanrı’ya kan sunmak ve ruhani yüceliği kan akıtarak aramak kadar, sözde günahları ‘kanla temizlemek’ nedense yalnızca İslamiyet’te kalmış ve artarak sürmektedir. Tüm İslam ülkelerinde ve Türkiye’de, nedense namus kanla yıkanıp temizlenir. Üstüne ve uğruna kan dökülmeyen namus, kirlidir.

Töre cinayetleri kanla namus temizliği değil de nedir? Ya aynı törelerde, zifaf
gecesi sabahında sergilenen kanlı çarşaf? 

Helal çiftleşmede dökülen kanı temiz namus diye gösteren, kan dökülmezse gelini haram çiftleşmede ‘kirletilmiş’ addeden zihniyet, elbetteki temizlikten ‘kan dökmeyi’ anlayacak, zaten ‘öldürmek’ yerine de ‘temizlemek’ diyecektir…

***

Bu ülkede her gün, ortalama üç dört kadın öldürülüyor. Çoğunun kasap bıçağıyla ‘temizlendiği’ düşünülecek olursa, öldürülüyor yerine ‘kurban ediliyor’ demek, daha doğru. 

Daha geçen hafta Bursa’da, Dilek Tuncer adındaki genç kadının, ayrılmak istediği eşi Adem Tuncer tarafından 26 yerinden bıçaklanması yetmedi, boğazı da kesildi…

Bıçak ustası olmaya gerek yok, korku filmi seyircileri bile bilir: Bir insanı
26 kez bıçaklamak, fiziki bir performans gerektirir. Böyle bir performans gösterebildikten sonra başlıbaşına ustalık işi kelle kesmeye kalkışmak, ancak ve ancak bir kasaplık marifetidir. Acaba işsiz güçsüz Adem Tuncer, sizce böyle bir deneyimi nasıl edinmiş, bıçağı böyle kullanmayı nerede öğrenmiş ve cinayet işlemek için neden bu yöntemi seçmiştir?

Yanıtınızı duyar gibiyim.

Bir toplum düşünün ki, her 100 kadından 16’sına tecavüz edilsin. Her 4 kadından 1’ine dayak atılsın. 10 hamile kadından biri şiddete uğrasın. Çocuk gelinler mal olarak alınıp satılmakla kalmayıp, ensest ilişkiye de zorlansın. Zaten günde de üç/dört kadın öldürülsün.

Düşünün ki böyle bir toplumda, kadınları korumak için kurulamayan timler, kaçan kurbanlık hayvanları yakalamak için kuruluyor. Tersi de olabilirdi! 

Neyse ki Türkiye’de kadın kurbanların, kurbanlık hayvanlar kadar bile değeri
yok. 

“Biz ilhamlarımızı gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya yaşamdan
almış bulunuyoruz.”
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK

«G» NOKTASI

Türkiye’nin iç derinlik işlerine bence en yakışan Bakan İdris Naim Şahin, PKK
bomba yüklediği ve polisin patlatmak zorunda kaldığı “O katırın hesabını nasıl verecek?” diye meraklanıyor, “Katırın suçu ne?” diye soruyor.

Ben de kendisine soruyorum: Her bayramda döve döve bıçağın altına sürülen,
kaçınca pompalı tüfekle kovalanıp öldürülen, canlı canlı ayağından asılan kurbanlık hayvanların suçu ne? Sayın Bakan, işkenceyle öldürülen kurbanlıkların hesabını kime kesiyorsa, PKK katırının hesabını da ona sormalı. Çünkü aynı kolda uzayan bir elin beş parmağı, birbirini tanır.