VAN’DA GAZETECİ OLMAK

Gazeteciliğin zor günleri büyük felaket anlarında daha iyi ortaya çıkıyor.
Van Depreminde de bu durum daha iyi ortaya çıktı. 

Haber yapma aşkı, her türlü insani refleksin üstüne çıkabiliyor. 

Oysa soru şu olmalı: Bir kare fotoğraf bir insanın hayatından önemli midir?

Depremde haber yapan muhabir arkadaşların çok zor şartlar altında çalıştıkları
bilinmez değildir. Ölüm acısını yaşayan insanların arasında dolaşmak, onları
konuşturmak, bilgi almak, fotoğraflarını-görüntülerini çekmek ve en sonunda
da bütün bunları haber haline getirmek hiç de kolay değildir.

Büyük felaketlerin ortasında habercilik yapmak bir süre sonra gazetecileri
acil servis doktoru” konumuna getiriyor. Acil servise gelen hasta yakınlarının
aceleciliğiyle doktorların sakin halleri çelişki oluşturur. Uzaktan bakanlar
“kayıtsızlık” görebilirler. Ama o doktorların sakin olmaları mesleklerinin
bir gereğidir. Tek bir göz kapağı kontrolüyle “bu eks olmuş” cümlesi onların
rutinidir. 

Ölüme alışmak, ölü bir insanla temas kurmak doktorların kaderidir. Doğal olarak
alışıyorlar. 

Peki, biz gazeteciler de öyle olabilir miyiz?

Haberciliğin temelinde insan var. İnsana saygı, mesleğin vazgeçilmez ilkelerinin
başında geliyor. 

Bunları neden yazıyorum?

Van’da görev yapan gazeteci arkadaşlarımın aktardıkları “özeleştiri” notlarını
önemsememiz gerekiyor. 

– Enkazdan bir bebek çıktı. Çok riskli bir durum var. Hızlı hareket etmek
gerekiyor. Ama bu olamıyor, çünkü başında gazeteci ordusu var. Kurtarma ekibi
önünde neredeyse duvar oluşuyor.

Bu anı yaşayan gazeteci arkadaşım soruyor:

  • Bir kare fotoğraf, birkaç dakikalık görüntü bir insanın hayatından önemli
    olabilir mi?

Böylesi durumlarda muhabirler üzerindeki yazı işleri baskısının önemini de
hesaplamak gerekiyor. Geceli gündüzlü enkaz içinde çalışan muhabirin yaptığı
onca iş bir anda sıfırlanıverir: 

  • Sen uyuyor musun orada?

Muhabiri insanlığın dışına doğru savuran bu bakış acısı, gazetecileri de acil servis doktoru yapabiliyor.
Tıpkı öteki afet olaylarında olduğu gibi son depremde de durum değişmedi:

Van’da gazeteci olmak zordu!

Depreme taş koymak

Van Depreminin ilk günü genç bir meslektaşımdan duydum:

  • Van’a yardım diye içi taş toprak dolu koliler içinde Türk Bayrağı yolluyorlarmış!

  • Bu çok riskli bir konu, fotoğrafını görmeden telaffuz bile etmemek lazım
    dedim.

Irkçı mesajların uçuştuğu ortamda buna inanmaz zor değildi: Cana geleceğine
Van’a gelsin!

Ancak deprem bölgesinde canla başla çalışan gazeteciler böylesi bir haber yapmadılar.
Ancak fısıltısı gazetesinin tirajı yükseldi, bazı duyarlı yazarlar bu fısıltıları
köşelerine taşıdılar.

Haklı bir tepkiydi… 

Ancak bir sorunu vardı: İçi taş dolu kolilerden bir tekinin bile fotoğrafı
yoktu!

Önceki gün CNN TÜRK’ten Göksel Göksu’yu aradım. Göksel titiz bir gazetecidir.
Yıllar önce CNN TÜRK onun “özel haberiyle” yayın hayatına başlamıştı: Adapazarı
yeniden aynı yeri kurulacak

Bu haberden sonra her şey değişti, yeni Adapazarı planlamaları yapıldı ve uygulandı. 

Göksel Göksu günlerdir Van’da… Pek çok özel haber yaptı, ekranlara taşıdı.
Taşlı koli meselesini sordum. “Hayır” dedi:

  • Böyle bir şey yok. Tam tersine yardım kolilerinin içinden el yazısı mesajlar,
    şiirler, kalp çizimleri çıkıyor. Büyük çoğunluğu çocuklar tarafından yazılmış
    ve dayanışma duygularını yansıtıyor. 

Göksel Göksu tarzı gazeteciliğe çok ihtiyacımız var!

Depremle Rus ruleti

Deprem kuşağında bir ülke olduğumuzu Marmara Depremi ile öğrendik. Aslında
bunu bilim insanları on yıllardır söylüyorlardı ama kimse onları dikkate almadı.
Başka medya ve devlet elbette…

1999’de Türkiye’nin batısı yerle bir olunca gayet güzel anladık ki, deprem
kuşağında yaşamanın riskleri varmış. 

Bina güçlendirmeler 7-8 yıl sonra başladı. Hala bu alanda yapılmış derli toplu
bir çalışma söz konusu değil.

Mesela soru şu: Deprem olduğunda eğer yıkılmadan sağ salim oturduğumuz evden
çıkarsak, ne yapacağız?

Kim kime yardım edecek?

Mahallenin bir toplantı yeri var mı?

Bizim yaşadığımız bölgeye en yakın hastane hangisi olacak? 

Sağ kalanlar yaralıları nereye götürecekler?

Mahallemizde doktor var mı?

Daha bir dolu bilinmez soru uzanıp gidiyor… 

Tıpkı seçimler sırasında oy kullandığımızda sandık-sandık bir araya geldiğimiz
gibi bir örgütlenme modelini henüz deprem için yapamadık. 

Bunu elbette insanlar tek başlarına yapamazlar… Kamu yönetimleri yapacaklar.

Üstelik bu fazlaca para pul da gerektirmiyor. 

Peki bunca yıldır niye yapılamıyor?

Geçenlerde Los Angales Times gazetesi aşağıdaki başlığı attı:

-Türkler depremle Rus ruleti oynuyor!