HEPİMİZ “TERÖRİSTİZ”

Sonunda bu hale getirdiler! 

Yazan, çizen, düşünen, okuyan, araştıran, sorgulayan, tartışan, herkes bugünden
yarına “terörist” ilan edilebilir. Hele hele siyaseten söyleyecek sözü olan;
hükümetin uygulamalarını eleştiren, başbakanın sözlerine itiraz eden herkes
ama herkes anında “terörist” yapılabilir. 

Polis evinizi didik didik edebilir, en özel alanlarınızı inceleyebilir, hele
kitaplarınızı notlar alarak okuyorsanız tümüne belge diye el koyabilir. Bunlardan
kendince varsayımlar üretebilir, o varsayımları belge ve delil olarak “servis”
edebilir…

İnsanları tehdit ederek, “ya taraf olursun ya bitaraf”, “ya bendensin ya düşmandan”
söylemleriyle, vergi borçlarıyla, vb. korkutma dönemi artık bitti. Şimdi hepiniz
ya kul olursunuzya da sizi yok ederim dönemi. Eh bunun da karşılığında “sıra
bana ne zaman gelecek” endişesinin yerini haliyle, “hepimiz teröristiz” söylemi
alırsa, hiç şaşmamak gerek. 

Son zamanlarda kimi basında AKP ve Başbakana övgüler yarışının artması biraz
da bu korkudan… Baksanıza “Yetmez ama evet” çiler bile; Büşra Ersanlı ve Ragıp
Zarakolu’nun tutuklanması üzerine “ama yoo bu kadarı da olmaz yani” demeye
başladılar…

Bu kadarı değil de, ne kadarı olurdu diye sorarlar adama! Diyarbakır’da gazetecilerin
tutuklanması kadar mı? 

Balbay’ın 975 gün tutuklu kalması kadar mı? 

Deniz Feneri sanıklarının salıverilmeleri kadar mı? 

Bin yılın insan hakları savunucu, bin yıldır mazlumun yanında yer alan, hukuk
dünyamız en değerli insanı Avukat Turgut Kazan , savcıyı eleştirdiği için “
üç yıl hapis ve meslekten men” isteğiyle yargıç karşısına çıkarılana kadar
mı?

***

Ragıp Zarakol’u 40 yıldır; Büşra Ersanlı’yı neredeyse bebekliğinden berri
tanıyorum. (Bakmayın profesör olduğuna , o benim için hep Sırma’nın küçük kardeşi…
) İkisinin de yazdıklarından, yayınladıkları kitaplardan yıllar boyu yararlandım.

29 Ekim’de “şüpheli” olarak gözaltına alındılar. “KCK’ya yönelik operasyon”
dendi. Polisteki sorgularının ardından, Pazartesi günü diğer gözaltına alınanlarla
birlikte Beşiktaş’taki adliyeye getirildiler. 

Adliyenin önünü görseniz , inanamazsınız. Sıra sıra polis çemberleri, (O en
kocaman kaskları olanlardan) sonra cipler, panzerler… Sanki savaş alanı. Zaten
ana yapıya avukat ve gazeteci dışında kimse yanaşamıyor. Demir parmaklıkları
geçemeyen çoğu kadınlardan oluşan kapıda birikmiş 100 kadar destekçi için mi
bu önlem ?

Avukatlar aracılığıyla içerden haber alıyoruz. 

Düşünün neyle suçlandıklarını, ne kendileri ne de avukatları henüz bilmiyor.
Ama maşallah ”şüpheli” ilanından itibaren kimi gazeteler manşetten başlatıp
sayfa sayfa “suçlarını” yazıyor. Yuh be! 

İçerden haber: Ragıp’a soruluyor; evinde “Arap Milliyetciliği” ya da “Ermeni sorunu” kitapları neden var? Oha ! Adam yayıncı!
Büşra’ya soruluyor , ders verirken “neden Türk vatandaşı değil de Türkiye vatandaşı dedin?” Çüş yani! 

Soğuktan titresek de orada bekleşiyoruz: Büşra ve Ragıp, o gün serbest bırakılabilir ya da bırakılmazlar… Şunu düşünmeden edemiyorum: İki şık ta korkunç! Neden mi? Çünkü ben o ikisini tanıyorum ve terörist olmadıklarını biliyorum. Ama ya tanımadıklarım? Belki bir başkasını da siz, siz, siz, biliyorsunuz, tanıyorsunuz… Topluma mal olmuş iki isim için müthiş bir tepki ve dayanışma var. Ama ya ötekiler? Tanınmayanlar? Sırf muhalif oldukları için terörist ilan edilenler?
20 saati aşkın sorgulamadan sonra tutuklandılar.

***

Annemin ödü kopardı başıma bir “iş” gelecek diye! 1970’lerde, 1980’de… Annem,
benim canım arkadaşım, bugün artık korkmuyor çünkü hayatta değil… Önceki gün
oğullarım “Anne sen n’olur sadece sanat yaz, mahkemelere falan gitme” dediklerinde,
bende bir ağlama, bir ağlama…

Türkiye’deki tek istikrar bu galiba: Gözdağı vermek uğruna baskı ve zulüm…