GELECEK NE KADAR UZUN SÜRECEK?

Esin Afşar… Yeteneğiyle, yaratıcılığıyla, kendine özgü duruşuyla, eşsiz birikimiyle,
sonsuz çalışkanlığıyla, yaptığı seçimlerle, ilkelerinden hiç ama hiç ödün vermeyen
bir sanatçı… Şu yukarıdaki her sözcüğü düşüne taşına, bilinçle seçtim… Bunlar
ve daha çoğunu içinde barındırırken, hep niteliği kolladı; hep kendinden verdi,
hep toplumsal bilinçle bütünledi… Işık içinde yatsın. Tüm yakınlarına ve ve
sevdiklerine tanrıdan sabır diliyorum…

“Gelecek Uzun Sürer” Özcan Alper’in ikinci filmi… İlk filmi “Sonbahar”ı birkaç
yıl önce izlediğimde, neye uğradığımı şaşırmış, adeta çarpılmıştım. Bundan
böyle hiçbir filmini kaçırmayacağımı biliyordum. 

Geçen hafta vizyona giren, yurtiçi ve yurtdışında ödüller kazanan filmle ilgili
eleştiriyi Sungu Çapan’dan okumuştunuz. Ben filmin eleştirisine girmeden sadece
ve sadece gidin bu filmi görün diyeceğim. 

Bir an önce gidin izleyin filmi, çünkü sinemalarda ne kadar tutunur, ne kadar
oynar hiç belli olmaz… 

Filmin baş kişisi “Sumru”nun peşine takılıp, onun gittiği yollardan gidin,
Diyarbakır’a, Hakkari’ye ulaşın. 

Yaşar Kemal’in bir kitabındaki “Anadolu’da her insan ağıtını kendi dilinde
söyleyebilse” cümlesinin peşine takılmış Sumru… Duyduğu tüm seslere duyarlı
mı duyarlı , üniversiteli genç bir kadın. Doktora tezi için ağıtlar topluyor…
Yitirdiği aşkını özlüyor… Biraz Kürttçe, biraz da Hemşince biliyor. Ama en
çok en çok dinlemeyi biliyor… (Filmin konusuyla ilgili başka ipucu beklemeyin
benden, vermeyeceğim!)

Neden Mutlak Görülmeli

Zaman zaman belgesel bir niteliğe de bürünen bu filmi neden mi görmenizi istiyorum? 

Öncelik sıralaması gözetmeden derhal nedenleri alt alta yazıyorum: 

Nasıl bir ülkede yaşadığımızı anlamak için…

Kulaklarımızın pasını silmek; farklı seslerin de olduğunu fark etmek ve bunları
da duyabilmek için…

Hem ülke coğrafyasında, hem kendi kişisel yaşamınızda bir yolculuğa çıkabilmek
için…

“Ötekileri” anlamayı denemek için… 

Sinema sanatındaki, edebiyattaki, doğadaki, insanın içindeki şiirselliği yakalamak
için…

Kenti daha önceden bilin ya da bilmeyin, bugüne dek hiç görmediğiniz bir Diyarbakır
görüp, sokaklarında gezinmek, dar labirent sokaklarında yeni keşiflere çıkmak
için… 

Hakkari ve çevresinin hiç ama hiç görmediğiniz büyülü coğrafyasına bakmak ve
içinizdeki yangını hissetmek için…

Dünü bilerek, öğrenerek, bugün yapmamız gerekene kafa yormamız için…

Şiddet yüklü söylemleri ve eylemleri bırakma zamanının çoktan gelip geçtiğini
kavramak için…

Artık şiddeti kışkırtmaktan vazgeçmek için…

Geleceği düşleyebilmek için ne çok sevgiye, ne çok şefkate gereksinimiz olduğunu
kavramak için…

Sevginin ve umudun gücüne inanmak için…

Aksi halde çok geç olacağınız anlamak için… Aksi halde geriye sadece ve sadece
ölüler kalacağı için… 

Ve kendimize “Savaş bir gün biterse kendimize şunu sormalıyız: Peki ölüleri
ne yapacağız, neden öldüler?” sorusunu sormak için…

Zaten “ Gelecek Uzun Sürer” filmi de Cesare Pavese’nin bu sözüyle açılıyor…
Görün filmi ve yanıtlamaya çalışın bakalım… 

Savaşa sürüklenmemek için her nedenimiz var. Sürüklenmek için de… Seçim yapmak
bizim elimizde!