ROMA’YI FETHEDEN ‘MACBETH’

Geçen mayıs ayında, Milano havaalanında uçak beklerken bir de baktım karşı
köşede o oturuyor. Hemen gidip kendimi tanıttım. 1974’te benim yazıp Beklan
Algan’ın sahnelediği “Adsız Oyun”u İstanbul’da seyretmişliği vardı, sonradan
bin kez tanışmışlığımız, karşılaşmamız vardı. Elbet hatırlamadı, ama hatırlarmış
gibi yaptı… Ve tam bir saat boyunca oturdu bana hayalindeki “Macbeth” operasını
anlattı. 

O, dünyanın sayılı yönetmenlerinden, Alman dışavurumculuğunu tiyatroda doruklara
taşımış, klasiklerin çağdaş yorumuyla ünlenmiş, usta tiyatro adamı Peter Stein’di. 

Günümüzün bir başka “devi”, Maestro Riccardo Muti’nin yönettiği, Peter Stein’in
rejisörlüğünü üstlendiği Verdi’nin “Macbeth” operası bu yaz ilk kez Salzburg
Festivali’nde seyirci karşısına çıktı. Yer yerinden oynadı… Roma operası, önceki
hafta, yeni opera mevsimini iki ustanın gerçekleştirdiği bu eserle açtı. Roma’da
kitap imza günlerimde bu muhteşem prodüksiyonu izleme olanağı buldum. İşte
izlenimlerim: 

Müzik-tiyatro bütünlüğü 

Besteci Verdi hayatta olup bu yapımı görseydi hiç kuşkum yok çok mutlu olurdu.
Yaşamı boyunca en çok istediği/kolladığı özelliği iki usta bir araya getirmişti.
Müzikle tiyatro öğeleri, dramatik yapının bütünlüğü harikulade bir biçimde
sahneden bize yansıyordu. Biri ötekini ezmiyor, yok saymıyordu. İkisi birbirine
sonsuz saygılıydı. 

Muti yönetimindeki Roma Opera Orkestra ve Korosu her notanın hakkını verirken
sahnede hiç eksilmeyen gerilim, soluğumuzu tutmamıza neden oluyordu. 

Peter Stein, bu eserdeki tüm bale sahnelerini kaldırmıştı. (Müziğini değil,
sadece balerinleri.) Bence çok da iyi etmişti, böylelikle Verdi’nin muhteşem
müziğini karanlıkta dinleme ve odaklanma olanağı buluyorduk. 

İktidar hırsı ve tutkusunun esiri Macbeth ve Lady Macbeth’in adım adım iktidara
yürüyüşleri, Roma Operası’nın sahnesinde minimalist bir dekor (Ferdinand Wögerbauer)
ve Rönesans dönemini anımsatan görkemli kostümler (Anna Maria Heinreich) içinde
ilerledi. Haksız elde edilen politik gücün, zulme, kıyıma dönüşmesini izledik. 

Macbeth rolünde Bariton Dario Solari gücü kadar zayıflığını da yansıtabilen
bir kişilik yaratmıştı. Geniş bir ses yelpazesine sahipti. Lady Macbeth rolünde
Rus soprano Tatiana Serjan oyunculuğundan çok mükemmel sesinin gücüyle öne
çıkıyordu. Gerek bu iki sanatçının her aryası gerek Macduff rolünde tenor Antonio
Poli’nin eşsiz aryası büyük alkışlarla karşılanıyordu. 

Peter Stein operadaki cadılar korosunu da değiştirmiş, cadıları, tıpkı Shakespeare’in
oyunundaki gibi üçe indirmiş ve “yaratık”a dö-nüştürmüştü. Kadınlar Korosu
artık cadı değil, orman görünümündeydi. 

Unutulmaz sahneler 

Gözümün önünden asla gitmeyecek kimi sahneleri şöyle paylaşabilirim: Kamuflaj
içindeki askeri gücü de anımsatan Orman’ın (Koronun) adeta başlı başına bir
kişiliğe bürünmesi… Cadıların ormandaki varolma biçimleri (koreografi: Lia
Tsolaki)… Erkekler korosunun zaman zaman taş kesmesi ve arka fonda güçlü ışığa
karşı adeta mezar taşlarına ya da karanlık adamlara “derin devlete” dönüşmesi
(ışık: Joachim Barth)… Ziyafet sahnesinin adeta Leonardo da Vinci’nin tablolarına
dönüşmesi… Lady Macbeth’in uykuda gezer sahnesi… 

İktidar gücünü sürdürmek için daha çok zulüm ve baskıya yönelen Macbeth’in
cadılarla son buluşmasından sonra kendinden geçip uykuya daldığı bir sahne
vardır: O sahnede Peter Stein ansızın sahneye 10-15 kadar çocuk saldı. Hepsi
bembeyaz giysiler içinde, sadece sahnede dolaştılar ve sonra sahneden çıktılar… 

O birkaç dakika, yeryüzünde bugün süregelen tüm zulmü lanetlememize yetti. 

Bir kez daha Shakespeare’in çağdaşlığını, Verdi’nin yaratıcılığını, sanatın
sonsuzluğunu iliklerime kadar duydum. 

Sanatın gücü 

“Macbeth” sona erdiğinde, o hınca hınç dolu, görkemli Roma Operası ayağa kalktı.
Alkışlar dinmek bitmedi. (İyi ki yaşıyorum… iyi ki yaşıyorum…)

Şimdi söyleyebilirim: Roma Operası’nda eseri izlerken sanki yanımda hep Leyla
Gencer vardı. Elimdeki program kitabında sayfa sayfa onun resimleri vardı.
Onun Lady Macbeth’ini öyle çok dinlemiştim ki. Eleştirmen Marrio Messinis’e
göre “Callas’tan beri dünya ilk kez böyle bir Lady Macbeth görüyor… Gencer
yorumuyla Birgit Nilsson, Leonie Rysanek ve Inge Borkl”un yorumlarını geride
bırakıyor”du… 

Temsilden sonra Maestro Riccardo Muti’yi kutlamaya gittim. “Ah İstanbul, çok
gelmek istiyorum, sadece tatil için…” diyordu.

O İstanbul tatilini düşlerken ben, onun Leyla Gencer’le çalıştığı “Macbeth”i
düşünüyordum: Şöyle demişti Maestro: “Leyla Gencer, söylediği her söze, her
notaya evrensel bir anlam kattı.”