SİLAHŞORLAR GİTTİ, HUKUKŞORLAR GELDİ!

Fikri Sağlar, her paragrafı ayrı bir gazeteye manşet olacak BirGün yazılarından
sonuncusunda hakimler ve savcıların evlere şenlik durumlarını özetledi. O kadar
çok “hata” yapıyorlardı ki, artık bunların “hata” değil bir “eğilim” olduğu
konusunda kimsenin kuşkusu kalmıyordu.

Sağlar, hakimler ve savcıların iktidarın dümen suyuna girdiğini düşünüyordu.
Bunun kanıtlarından biri de “Hopa Olayları” idi. Konu genel olarak iyi biliniyor.
Onun için Sağlar’ın dikkat çektiği “minik bir ayrıntıyı” tekrar yazmak istiyorum:

“Hopa’da Metin Lokumcu polisin öğlenden önceki müdahalesiyle ölmüştü. Yetkililer,
adli tabipliğe baskı yaparak ölüm saatini başbakanın Hopa’ya geldiği saatlere
kaydırılmasını istiyorlar. Böylece Başbakan’ın otobüsünden polis düştü, Metin
Lokumcu bunun üzerine yapılan müdahale sırasında öldü diyeceklerdi… Hukuk bunun
neresinde?”

Yargı şimdi bu hallerde işte…

Peki eskiden farklı mıydı? 

Yargı katiyen bağımsız olmadı bu ülkede… Her zaman devlet aygıtının içinde
onun bir parçası olarak kabul edildiğinden, Hükümetlerle birlikte icraatındın
içinden pupa yelken yollarına devam ettiler. 

Sıkıyönetim zamanlarında askeri mahkemelerde yer alan sivil hakimler, savcılar
daha sonra Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nde de tarih yazmadılar mı?

Güç karşısında biat etme kültürü her dönemde öne çıkabiliyor. Çünkü buna uygun
toplumsal bir yapının varlığını inkar edilemez!..

Devlet memurluğu her şeyin önüne geçiyor. Bu mekanizması içinde yer alan uysal
at her dönemde sahibine göre değişen bir zalimlikte kişniyor! 

Devlet uzun süre yeni iktidara direndikten sonra öncülerinin indirilmesiyle
gönüllü bir teslimiyet yarışı başladı, yeni sahibinin gözüne girmek için hukukun
üstünlüğü delik deşik edildi. 

Eski devletin silahşorları vardı, gözüne kestirdiklerini temizliyorlardı. Şimdi
“ileri demokrasi”de durum biraz değişti:

-Hukukşorlar vasıtasıyla temyize havale ediyorlar!

HOPA DAYANIŞMASI

Hopa’da Metin Lokumcu’nun öldürülmesini protesto için Ankara’da yapılan miting
sırasında gözaltına alınıp tutuklanan öğrenciler 6 ay sonra serbest bırakıldılar.
Eğer Cuma günü yapılan duruşma sanıkların yalnız yargılandıkları bir dava olsaydı,
katiyen tahliye kararı çıkmazdı.

Üstelik bu kadar komik bir iddianameye göre de durum değişmezdi… 

Milliyet’ten Gökçer Tahincioğlu’nun dediği gibi tam anlamıyla “12 Eylül artığı
bir dava” idi Cuma günkü duruşma…