TÜRK BAKAN GÖRMEZ, ARAP KADIN GÖRÜR!

Ilımlı İslam, yoktur. Eşitlik, değişken bir ölçü birimi değildir. Hukuk devletinin eni boyu, kadın haklarına verilen değer ya da gösterilen saygıyla ölçülür. İslami Şeriat, tam da bu yüzden bir Anayasa’ya dayanak olamaz, çünkü eşitsizlik üstüne yapılanmış bir din sistematiğidir.

Oysa demokrasi, içinden işimize geleni alabileceğimiz bir süpermarket değil. Şeriatın «light»ı da yok. İsteyen, istediği dini, edebi ya da köktenci tefsiri yapabilir, ben hukukçuyum ve öyle bakarım: Şeriata dayalı bir devlet hukuku, doğasının gereği özgürlükleri kısıtlayan bir rejimdir. Özellikle de vicdan özgürlüğünü. Çünkü dini inkarı yasaklar. Din değiştirmeyi yasaklar. Farklı din evliliklerini meşru saymaz. Müslüman olmayan bir kadın, Müslüman bir erkekle nikah kıyamaz.

Kadınların zaten tesettüre girmesini savunan bazıları, yarın onların başka haklarının kısıtlanmasını da önemsemeyecektir, elbette. Ama ben önemserim. Hukuk önünde eşitlik ilkesinden asla taviz vermem. Söylemde çifte standart kullanmayı da reddediyorum.

Akdeniz’in Güney yakasındaki insanların, İslamcı teröre ödedikleri bedeli, özellikle Cezayir’de 200 bin kişinin canını alan iç savaşı unutmayalım. Bugün Cezayir’de onaylanan ve köktendinci FİS’in eski üyelerine yeni siyasal parti kurma yasağı getiren yasayı doğru buluyorum.

***

Fas’a gelince…

Fas Kralı 6.Muhammed, 2003 ve 2004 yılları arasında Mudavana’yı (Aile Kanunu) değiştirdi. Çokeşliliği, şeriat usulü « boş ol » deyip boşamayı ve çocuk yaşta evliliği yasakladı. Fas’taki AKP iktidarı bu yasal düzenlemelerden cayacak mı, zaman gösterecek.

Mısır’da Kıpti Hristiyanların uğradığı şiddet saldırılarını görüyoruz. Sözde demokrasi istenen Tahrir Meydanı’nda, kadın gazeteciler kadın oldukları için taciz ediliyor, hatta düpedüz tecavüze uğruyorlar.

Tunus’ta Bin Ali, Mısır’da Mübarek, Batılı ülkelerin desteğini arkalarına alabilmek için İslamcı tehlikeye dikkat diye kırmızı bayrak sallamışlardı. Ama onların dikta rejimlerini onaylamamanın yolu, İslamcılığa arka çıkmaktan geçmemeli. Şahsen asla İslamcı bir partiye destek vermem söz konusu olamaz. Asla. Bu ülkelerde haklarına saygı gösterilmediği, erkeğe eşit değerde sayılmadıkları için ölen ve öldürülen, örneğin Cezayir ve İran’da, salt kapanmadıkları için cezalandırılan tüm kadınların adına, vermem böyle bir desteği.

Yine de umutluyum. Gençlerin, kadınların ve işçilerin eşitlik ve laiklik istemiyle Tunus’ta, Kahire’de sürdürdüğü toplu gösteriler, herşeyin bitmediğine işaret ediyor. Arap ülkelerinin lanetli olduğuna, bu halkların tercih hakkının vebayla kolera, diktatörlerle İslamcılar arasında sıkışmaktan ibaret kaldığına inanmak istemiyorum.

***

Bazen seçim sandığından da dikta rejimi çıkmıştır. Şahsen, Anayasa’ya aykırı temeller üzerine kurulan siyasal partilerin yasaklanmasını hukuken onaylayanlar arasında yer alıyorum. Almanya’da Anayasa’nın 21.maddesi bu tür siyasal oluşumları yasaklar. Çünkü tarih, Almanlara demokrasinin ne kadar kırılgan bir rejim olduğunu kanıtlamıştır.

Fransa’da yaşayan Tunuslulardan %30’unun genel seçimlerde İslamcı ENNAHDA’ya oy vermesi, demokrasi açısından gerçek bir yenilgidir. Tunus’ta yaşayan gençler özgürlük uğruna yaşamlarını ortaya koyar ve bazen yitirirken, gerici güçlerin Fransa’dan çıkıp gelmesini dehşet verici buluyorum. Bunlar Fransa’daki demokratik hak ve özgürlüklerden yararlanıp ana yurtlarında dinci bir siyasal partiye oy verdiler ! Tunus’ta hak ve özgürlük istedikleri için tutuklanıp işkence görenleri düşünüyorum. Fransa’daki gerici güçler, bir anlamda Tunus’taki soydaşlarının devrimini çaldılar.

***

İçeriğini öylesine paylaşıyorum ki, yukardaki satırları ben söyleyip yazmış olabilirdim, sevgili okurlarım. Oysa bu düşünceleri dile getiren kadın, Fransa’nın Gençlik ve Sivil Toplum Yaşamı’ndan sorumlu devlet bakanı Jeannette Bougrab.

Cezayir asıllı Arap Bougrab, madenci bir baba ile okuma yazma bilmeyen bir annenin, Hukuk Profesörü kızı. Genç yaşta üye olduğu iktidar partisi UMP’den önce milletvekili, ardından bakan olmadan, Anayasa Mahkemesi röportörlüğü yaptı. Henüz 36 yaşındaki Jeannette Bougrab’ın yaşamı, gerek hukukçu, gerekse bakan kimliğiyle kadın haklarına odaklı. Varlığı ve savaşımıyla, gerçek bir demokraside sağ ile solun özgürlük ve eşitlikten aynı değerleri anladığını kanıtlıyor.

Bizim ülkemizde, temel ölçüler siyasal ya da dinsel kutuplaşmalara göre değiştiği, özgürlük ve eşitlik ortak değer olmadığı için demokrasi yok.

"Merkez kadındır. Kadın meyvadır,
kadın odaktır."
RAİNER MARİA RİLKE

«G» NOKTASI

CHP’nin infaza dönüşen tutukluluk süresinin kısaltılmasına değgin hazırladığı yasa tasarısını başta Adalet Bakanı, AKP’li hukukçular « tecavüzcüler de çıkar » gerekçesiyle reddediyor.

Bunların dilbazı KUZU Burhan, Habertürk’te Ece Üner’le yaptığı söyleşide serbest kalabilecek Ergenekon tutuklularıyla süre aşımından yararlanıp serbest bırakılan Hizbullah canilerini bir tutarak, nasıl bir Anayasa Kayzeri olduğunu sergiledi.

Oysa kurnazlığa değil de zekaya dayalı en basit sağduyu bile yüz kızartıcı ve cinayet suçlarını yasa dışı bırakmayı akıl edebilir. Ama niyet adalet olmayınca, maksat elbette yasa, hak, hukuk, önlerine ne gelirse dövmeyi gerektiriyor.