BİR İNSAN HAKLARI KAHRAMANI: EMİL GALİP SANDALCI

Bir İnsan Hakları Kahramanı: Emil Galip Sandalcı
Emil Galip Sandalcı 1922’de İstanbul’da doğdu. 1993 yılının 10 Mart gününe kadar süren 71 yıllık ömrü haksızlıklara karşı açılmış bir isyan bayrağı gibi bu ülkenin üzerinde dalgalandı.

Emil Galip Sandalcı bir gazeteciydi. Sahici bir gazeteci… Hiç eğilip bükülmeden, mağduriyetleri “olağan” bir ağır başlılıkla kabul edip, hep başkaları için kendini feda eden şövalye ruhlu bir dev adam alarak yaşadı.

Sandalcı’nın izinden yürüyen bugünün gençleri bile onun adını fazlaca bilemiyorlar. Su Yayınları Emil Galip’in yazılarını kitaplaştırdı. Recep S. Tatar’ın titiz editörlüğünde yayına hazırlanan 1980 Demokrat Gazetesi’ndeki yazılarından oluşan “Akla Kara”nın ardından, 1956-1957’de Tercüman gazetesindeki yazılarından oluşan seçkileri “Biz Bize” adlarıyla yayınlandı.

Emil Galip’in yazılarının tamamında insan var. İnsanı eksen olarak alan bir gazeteci haliyle insan haklarının da uzağında duramazdı. Türkiye’nin hiç bitmeyen olağanüstü dönemlerinde Emil Galip ön sıralarda yer alarak haksızlıklara “hayır” deme erdemini gösterdi.

12 Eylül sonrası Türkiye’de yaprak kıpırdamazken o, İnsan Hakları Derneği’nin başına geçip meydanla çıktı.

İçinde bulunduğumuz İnsan Hakları Haftası’nda Emil Galip Sandalcı’yı hatırlamamak büyük bir vefasızlık olurdu. Bizi bu ayıptan Su Yayınları kurtardı.

Çetin Altan sıklıkla şu ölçüyü dile getirir:

-Bir yazının değeri yayınlandıktan 100 yıl sonra belli olur!

Emil Galip Sandalcı’nın iki kitabını okuyunca bunun ne anlama geldiğini daha iyi kavrayabiliyoruz. Onun yazıları bugünde geçerliliğini koruyor. Emil Galip 27 Mayıs 1980 tarihinde yayınlanan “Devlet adam öldürmez” başlıklı yazısında diyor ki:

“Başbakan Süleyman Demirel TRT’de kendisine sorulan bir soruyu yanıtlarken şöyle diyor:

-Bu yıl çok sayıda terörist yakalandı… Devlet teröristlerin kullandıkları yöntemleri kullanmaz, devlet insan öldürmez!

22 Mayıs Perşembe günü Haydarpaşa Askeri Hastanesi’nde siyasi tutuklular koğuşunda Osman Mehmet Önsoy adında bir genç öldü. İki gün önce buraya koma halinde getirilmişti, konuşamıyordu. Koğuşta kaldığı sürede ancak birkaç kez ‘ben masumum’ diye sayıklayabildi… Ve sonra canı uçtu gitti. Artık hiç konuşamayacaktı.”

Emil Galip yazısını bitirirken soruyordu:

-Sayın Başbakan size soruyorum, Osman Mehmet Önsoy bu hale nasıl ve kimler tarafından getirildi? Önsoy’u kim öldürdü?

SANDALCI’NIN OKURLARI

Emil Galip’in yazılarında insan sevgisi öne çıkar. Okurları onun için değerlidir. Kendisine gelen bütün okur mektuplarını tek, tek okur ve yanıtlardı. 12 Ekim 1956 tarihinde kaleme aldığı “Biz bize II” başlıklı yazısında şöyle diyor:

“Balıkesirli bir okuyucum Turgut İnal, mektubu bana yazmış ama bütün İstanbul gazetelerine hitap ediyor. İnal, yazılarımızı sadece İstanbul halkının değil, memleketin dört bir tarafında okunduğuna dikkat çekiyor. Biz İstanbul gazeteleri Anadolu’nun dertlerini, realitelerini yansıtmakta pek yaya kalıyoruz… Haklı!”

Sandalcı okuyucusunun hakkını teslim ediyor.

O tarihte yüksek okul öğrencisi olan Turgut İnal, daha sonra İstanbul Hukuk Fakültesini bitirip avukat oldu ve Balıkesir Baro Başkanı olarak uzun yıllar göre yaptı.

Emil Ağabey kendisine gelen yüzlerce mektup içinden seçip yayınladığı okur mektubunu yazan genç öğrencinin ileride ne olacağını elbette bilemezdi ama ondaki niteliği anında fark edebilmişti.

İnsanlığa gönderilmiş mektup

Tercüman gazetesinin genç yazarı Emil Galip Sandalcı’daki insan sevgisi satırlarından fışkıkırıp bugünlere uzanıyor. 29 Eylül 1956 tarihli yazısıda bunu açık olarak gösteriyor.

Birkaç gün önce yazdığı bir makalesinde ileri sürdüğü tezlere karşı T. Ispanakçı’dan tepki dolu bir mektup alıyor. Onu da hiç yüksünmeden köşesini yerleştirebiliyor:

“Azizim Sandalcı,

Kavuncu sana mektup yazmış sevinmişsin. Kavuncuya cevabını okuyunca, bu işe Ispanakçı da karışsın istedim. Fikirlerine istirak etmediğim için sana bu mektubu yazıyorum…”

Okur mektubu şöyle sonlanıyor:

“Sandalcı Tercüman’daki yazılarını zevkle okuyorum. Bugün seni biraz kınayayım dedim. Hoş gör, malum ya, dost acı söyler… Kavuncuya selam ederim, sağlıcakla kal Sandalcı. İmza: Ispanakçı!”

Emil Galip bir halk yazarıydı. Sütununu okurlarıyla paylaşmaktan zevk alıyordu. Hal böyle olunca da gazetecilik saygınlığın zirvelerinde yer alıyordu.

Cemal Süreyya’nın şairane tanımı onun değerini daha şık biçimde gösteriyor:

-Emil Galip Sandalcı, insanlık adresine gönderilmiş bir mektup gibidir!