MUTLU GENÇLİK

Eskişehir Anadolu’nun göbeğinde bir vaha. Her yanından hayat fışkırıyor.

Ankara’ya bağlandığı hızlı tren ile başkente uzaklığı bir buçuk saate inmiş, Anadolu Üniversitesi Atatürkçü Düşünce Kulübü’nün düzenlediği “Günümüz Türkiyesi’nde Demokrasi” paneline katılmak üzere Ankara’dan gelen arkadaşımız İlhan Taşcı gecikme olmadığını belirtiyor.

Hızlı tren şimdilik, gecikme yapmıyor, ama Şükran Soner ile birlikte İstanbul’dan geldiğimiz yavaş tren o kadarcık yolu beş saatte alıyor; o da arada altmış kilometrelik bir mesafeyi, yol bakımı yüzünden otobüs ile geçerek.

Artık alışkanlık haline gelmiş, ikide bir yol tamiri ya da hızlı tren hat yapımı yüzünden yolcular belirli bir mesafeyi otobüsle geçmek zorunda bırakılıyorlar.

Dönüşte aynı akıbete uğrayıp uğramayacağımız kesin değil…

Sorup bilgi almaya çalışmanın da anlamı yok.

Her şeyden önce, ilgili ya da sorumlu kişiye ulaşmak imkansız.

Ulaştığınızı varsayalım,ya baştan savma bir yanıtla sizi “uyutuyorlar” ya da doğruyu söylemiyorlar. Ortalama hızı 100 kilometreye ulaşmayan “yavaş treni” bile doğru dürüst işletemeyenlerin hızlı treni nasıl yürüteceklerini yaşayarak göreceğiz.

***

Bu kente her gelişimde, başkaca bir neden olmasa bile, salt burada olmaktan mutluluk duyarım. Kuşkusuz burada geçen unutulmaz çocukluk anılarımın bunda etkisini var. Ama kentin canlı ve uygar yapısının da unutmamak gerek.

Tabii bütün bunları görünce, ardındaki Yılmaz Büyükerşen’i fark etmemek olanaksız.

Çocukluk yıllarımda, tek eğlencesi geceleri İstasyon’da Salep içmek olan bu kente artık, turistik geziler düzenlendiğini düşünürseniz, yeni Eskişehir’in ne kadar önemli yol almış olduğunu anlarsınız.

Eskişehir’i bugünkü haline getiren etkenlerden biri de üniversite.
Anadolu Üniversitesi’ni herkes bilip, tanıyor, adı artık kentin de ülkenin de sınırlarını aştı. Üniversitenin bir kente yaptığı büyük katkıyı burada çok net biçimde görüyorsunuz. Üstelik kentte artık iki üniversite var. İkincisi Osmangazi Üniversitesi.

Bizim toplantımız, Anadolu Üniversitesi kampüsünün iki yıl önce açılmış Öğrenci Merkezi binasındaydı. Eski rektör dostum Engin Ataç’ın zamanında projesi yapılmış olan bu binayı görünce İstanbul’da geçmiş kendi öğrencilik yıllarım geldi aklıma.

Salonu dolduran pırıl pırıl uyanık gençlere bu duygularla baktım ve kendi kendime mırıldandım:

-Bizimki de üniversite yaşamımı mıymış, şimdiki gençler ne kadar mutlu olmalı.

***

Sonra birden aklıma, Özgür Mumcu’nun trende okuduğum o günkü yazısı geldi. Bekir Bozdağ’ın tutukluluk sürelerinin kısaltılması önerisine itiraz ederken, kullandığı savı ana tema olarak almıştı yazısına Özgür Mumcu.

Bozdağ milletvekillerinin tutuksuz yargılanmalarına itirazını şöyle ifade ediyordu:

-O zaman hüküm giymemiş, teröristler de, parlamentoya girebilir.

“Mahkumiyeti olmayan terörist” ne kadar dehşet verici bir kavram!

Nerede kaldı, demokrasinin temellerinden biri olan masumiyet karinesi?

Hakkında hüküm olmasa bile terörist kavramını savunan kişi, dünyayı değiştirmeyi düşünen gence hangi gözle bakar dersiniz?

Tabii ki, potansiyel suçlu gözüyle!.

Potansiyel suçlu olarak algılanan bir gençlik mutlu olabilir mi?

Biz gençliğimizde mutluyduk. Çünkü dünyayı değiştirmemiz gerektiğini düşünüyor değiştireceğimize de inanıyorduk.

Şimdiki gençler aynı şeyleri nasıl düşünsünler?

Dünyayı değiştirmek istemek bir suç sayılınca gençler de potansiyel suçlu, ya da başka deyişle “mahkumiyeti olmayan terörist” oluyorlar.

Onlardan yalnızca, boyun eğmelerini muti olmalarını istiyoruz, sonra da mutlu olmalarını bekliyor, geleceğimizi de ister istemez onlara emanet ediyoruz.

Bu durumda tabii onlar mutlu, toplumun egemenleri de akıllı olamıyorlar.