DENİZLİ’NİN İYİ EVLADI

Geçtiğimiz Cuma günü Zülfü Livaneli’nin Ulus’taki evinde Nazım Hikmet belgeseli için çekim yapıyorduk. Çekim sonrasında bir yandan sohbet ederken bir yandan da sessizde olan telefona gelen arama kayıtlarına bakıyordum. Sedat Acar’ın adını gördüm, birazdan onu aramak üzere Livaneli’nin şarkılarının bizim için ne anlama geldiğini ona anlatmaya çalışıyordum.

BirGün’ün Yazıişleri Müdürü İbrahim Çeşmeci’yi kaybetmiş, gazete önünde son veda için bekliyorduk. İbo’yu kaybetmenin acısı içinde çaresizlik içinde olduğumuz yerde dururken gazetenin kolonlarından Zülfü Livaneli’nin ezgileri yükseliyordu:

"Ölen arkadaşlar gibi/Sessiz sitemsiz…"

İbo’yu çok seven arkadaşları kendi aralarında konuşuyorlardı:

-İyi ki Zülfü var, iyi ki bu şarkıları bestelemiş!

Livaneli’nin şarkılarından başka hiçbir şey o andaki ortak hüznü karşılayamıyordu.

İşimiz bitip de Livaneli’den ayrılınca ilk olarak Sedat Acar’ın telefonunu çevirdim, son dönemde Denizli’deki en yakın dostu, ona "baba" diye hitabeden İlyas açtı, şaşırdım:

-Oğlum niye sen açtın?

-Abi sana kötü haber vereceğim!!!

-…???

-Sedat Abiyi kaybettik!

***

Sedat Acar, 1956’da Safranbolu’da doğmuş, Hacettepe Üniversitesi’ni bitirmişti. Onun gazetecilikteki yükselişi Denizli’de başladı ve hep orada sürdü. Bu yüzden Sedat’a "Denizli’nin iyi evladı" deniliyordu.

Milliyet gazetesinin uzun yıllar Denizli Büro Şefi olan Sedat Acar’ın çok geniş bir dost halkası vardı. İstanbul’dan Diyarbakır’a, Zonguldak’tan Ankara’ya, Siirt’ten İzmir’e sayısız gazeteci arkadaşı vardı. Özellikle büyük kentlerdeki gazetecilerin yolu Denizli’ye düştüğünde Sedat Acar’a uğramadan geçmezlerdi. Mutlaka ona bir şeyler sorulur, ondan en kısa ve doğru bilgiler alınır ondan sonra habere ulaşılırdı. Mesleki kıskançlığı yoktu, yardımseverlik her şeyin önünde yer alırdı.

Pılır pırıl insan nasıl olur denildiğinde akla öncelikle gelen isimler arasındaydı. Gazeteciliğin bir temas ve mesafe mesleğini olduğunu iyi bilir, çok yakınında olan siyasetçilerle de bu ilke çerçevesinde ilişki kurardı. Mesleğinin sağladığı avantajları, asla kendisi için değerlendirmeyen bir özelliğe sahipti. Bu yüzden de bütün siyasi partilerle eşit mesafede durabiliyordu.

Bütün yatırımını mesleğine yaptığı için gazetecilik dışında bir varlığı da yoktu. Arkasında saygı duyulacak bir geçmiş bıraktı. Denizli’deki genç meslektaşlarının önünü açtı. Pek çok genci mesleğe kazandırdı.

Büyük gazeteler özel büroları birleştirip kendi kuyularını kazan "havuz sistemine" geçtiğinde Sedat Acar’a da gazetesinden "ayrılık" düştü. Onun hesaplayamadığı tek şey buydu. Hayatında büyük bir boşluk oluştu. Onu da kendine zarar veren bir alışkanlıkla doldurdu.

Cumartesi günü ikindi vakti, doğum yeri olan Safranbolu’da, ailesi, bir avuç yakını, yerel gazeteci kardeşlerinin hazır bulunduğu sade bir törenle toprağa verildi.

Sedat Acar, Zülfü Livaneli’nin şarkılarındaki gibi ayrıldı bu dünyadan:

-Sessiz, sitemsiz!

Denizli’de, Safranbolu’da, Ankara’da, İstanbul’da, İzmir’de her zaman aynı unvanla anılacak ve yaşamaya devam edecek:

-Gazeteci Sedat Acar!