SORUNUN ÖZÜ BAĞIMSIZ YARGI

Avrupa Birliği İşleri Bakanı Egemen Bağış, yine bu köşenin konuğu olacaktı. Ama maruz kaldığı saldırı dolayısıyla değil.

Sayın Bakan’a uğradığı yumurtalı saldırı dolayısıyla "geçmiş olsun" diyor, protestonun bu türünü onaylamadığımızı bir kez daha belirtmek istiyorum.

Burada yumurtalı saldırı demokratik hak mıdır, yumurta muhatabın yüzüne isabet ederse bu hakkın sınırı aşılmış olur mu, konularına girecek değilim.

Ama demokrasilerde, herkesin sınırlara saygılı olması gerektiğini belirtmek isterim.

Buna sınırsız güç kullanma da, protestoda sınırı aşma da, açıklama da desteksiz atma da dahil.

Avrupa Birliği İşleri Bakanı Egemen Bağış, Mustafa Balbay, Nedim Şener, Ahmet Şık gibi gazeteciler içerideyken, "hiç bir gazetecinin yazdığı veya söylediği şeyler nedeniyle içeride olmadıklarını" söylerken, söylediklerini destekleme kuralına saygı göstermiş mi, yoksa desteksizlik sınırını aşmış mıdır, sorusunun yanıtını siz okurlarımın takdirine bırakırım.

Ama, Egemen Bağış’ın, Mustafa Balbay ile igili olarak söylediği ve Murat Yetkin’in 8 aralık 2011 tarihli Radikal’deki köşesinde yer alan sözleri beni uzun uzun düşündürdü ve çok ama çok derin kaygılara sevk etti.

***

Murat Yetkin’in söz konusu yazısında belirttiğine göre, kendisinin KCK davasında tutuklanan yayıncı Ragıp Zarakoğlu, Profesör Büşra Ersanlının ya da hakkında hüküm verilmeden hapiste bir küsur günü geride bırakan Mustafa Balbay’ın durumunu sorduğunda, Bağış’ın yanıtı şu olmuş:

-Mahkum olmadan herkesin suçsuz olduğunu unutmamamız lazım.

Bağış arkadan da, bu konudaki çözümü eklemiş:

-Yargılama sürecini hızlandıracak bir reformun sorunların çoğunu ortadan kaldıracağına inanıyorum. Adalet Bakanlığımız bu konuda çalışıyor.

Sayın Bakan’ın bu sözleri, son zamanlarda bir yönü üzerinde çok durulurken, öteki yanı ıskalanan bir konuda büyük yanılgılara yol açabilecek olması açısından önemli.

Öyle ya! Tutukluluk sürelerinin uzamasından çokça yakınıldığı bir ortamda, yargı sürecinin hızlandırılması, acaba sorunun temelden çözülmesini sağlar mı?

Bu soruya "evet" de diyebilirsiniz, "hayır" da.

Eğer davalar bağımsız yargı önünde görülüyorsa, sürecin hızlanması sorunu çözer.

Ama yok, eğer davalar bağımsız yargı önünde görülmüyorsa sorun yine çözülmez.

Çünkü bu kez, tutuklamadaki haksızlık karara da yansır ve adalet yine yerini bulmaz.

***

Evet bu nokta üzerinde dikkatle durmalıyız. Sorunun en görünen, şu aşamada vicdanları en fazla rahatsız eden yönü, tutukluluk sürelerinin uzatılarak, infaza dönüştürülmüş olmasıdır.

Ama bağımsız yargı olmadan sürecin hızlandırılması da sorunu çözmeyecektir.

Olsa olsa, tutuklulukla infazın yerini, militan yargı aracılığıyla cezalandırmak alacaktır.

Eğer bu gerçeği görmez yalnızca tutukluluğa saplanıp, bağımsız yargıyı ıskalarsak, yanlış yapar, uzun atlarız.

Yargı militan olurs, HSYK siyasal iktidarın güdümünde bulunursa, o zaman tutukluluk sürelerinin kısaltılması da bir şeyi değiştirmez.

Olsa olsa, tutuklu Balbay, hükümlü Balbay olur. Ama adalet yine yerini bulmaz.

Onun için derim ki, dikkatli olup sorunun özünün bağımsız yargı olduğunu unutmayalım ve Sayın Bağışa gerçeği yüksek sesle haykıralım:

-Hayır Sayın Bağış, yargı bağımsızlaştırılmadan, yargı süresinin kısaltılması sorunu çözmeyecektir.