KİMSENİN TARİHİ

"Bizim tarihimizde, dost ve kardeş halklara zulüm, baskı,sindirme yoktur."

Yukarıdaki sözler, Başbakan Tayyip Erdoğan tarafından Libya Ulusal Geçiş Konseyi Başkanı Mustafa Abdülcelil’e söylenmiştir.

Keşke bu sözlere katılmak mümkün olsaydı.

Ama ne mümkün!

Hiç kimse tarihinde zulüm baskı ve sindirme olmadığını söyleyemez.

Krallıklar, hanlıklar, hele hele çok uluslu imparatorlukların tarihi zulüm, baskı ve sindirme ile doludur.

Demokratik ve subjektivist ulus kavramının teorisyeni Fransız sosyolog Ernest Renan, ulus devletlerin oluşumların da bu genel kuralın dışında kalmadığını söylüyor ve her "bütünleşme bir baskının ürünüdür" diyor

Kusura bakmayın ama, "benim tarihimde zulüm ve baskı yoktur" diyeni kimse ciddiye almaz, zaten ciddi bir devlet adamı veya düşünür de böyle bir iddiada bulunmaz.

Bu konunun genmede gelmesinin nedeni Fransız Parlamentosu öbür gün, "1915 Ermeni soykırımı"nı inkar edenler için hapis ve para cezasını öngören yasa tasarısını oylayacak olması. Nitelikli çoğunluk da aranmadığından bu öneri yasalaşacak.

Bu girişim Popülaritesi iyece düşmüş olan Sarkozy’nin, seçim şansını etkiler mi?

Şimdilik pek mümkün görünmüyor.

***

Dikkat buyurunuz Fransız Parlamentosu böyle bir öneriyi yasalaştırmakla, yalnızca 1915 te soykırım yapıldığını kabul etmekle kalmıyor, ama bunun aksini söylemeyi, konuyu tartışmayı da yasaklıyor.

Böylelikle önerinin yasalaşmasından sonra, elinizde belgeler de olsa hiçbir kıymet ifade etmeyecek. Çünkü Fransa’da politikacılar, tarihi gerçekleri saptamayı tekellerine almış olacaklar.

Türkiye Cumhuriyeti Hükumetleri’nin temsilcileri, tarihi gerçeklerin oluşturma yerinin siyaset arenası olmadığını çokça söylemişlerdir. İşin ilginç yönü, zaman zaman başka ülkelerin aydınları ve tarihçilerinien bu teze destek vermiş olmalarıdır. Bu alanda son örnek ise Fransa’dır.

Fransa’daki bu yöndeki tavra rağmen Sarkozy’nin girişiminin, kimi yandaşları veya Diaspora’nın üyeleri tarafından desteklenmesi tutarsızlıktır.

Fransa politik tutarsızlıklarıyla sıkça dikkati çeken bir ülkedir ve doğrusunu isterseniz, ben onların bu tavırlarının politik tutarsızlığın yalnız bize özgü olmadığının kanıtladığı için pek de memnun olurum.

Tabii bu tümce, politik tutarsızlığın yalnız onlara mahsus olmayıp, bizde de görüldüğünü de ifade ediyor.

***

Fransızlar’ın tarihi politik arenada çekişme malzemesi yapmalarındaki tutarsızlığı vurgularken, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve ana muhalefet lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun "özür", "özür yetmez tazminat da gerekli" gibi talepleri de içeren tartışmalarını unutmayalım.

"Sen bu İşin Sonununu Hiç Düşünmedin mi?" başlıklı yazıda, bu sütunda bu tutarsızlığı vurgulamaya çalışmıştım.

Türkiye Cumhuriyeti’nde Fransa’nın soykırım konusundaki politikasına karşı en sert tavrı koyan ise, 1973 yılında, Paris’teki Büyükelçimiz Hasan Esat Işık Bey olmuştu.

O tarihte Marsilya’daki Ermeni soykırım anıtının açılışı üzerine Merhum Işık kimseye danışmadan Paris’ten ayrılmıştı.

Çok ilginçtir, benzer bir tepkiyi de, Osmanlı’nın Washington’daki son Büyükelçisi Ahmet Rüstem göstermiş ve 1915 te Ermeni olayları yüzünden çıkan bir tartışma sonucu, State Departement kendisini istenmeyen adam ilan edeceğini bildirdiğinde şu yanıtı vermişti:

-Hiç zahmet buyurmayın!İstanbul’a yazdım, iki güne kadar zaten gidiyorum.

Ahmet Rüstem ve Hasan Esat Işık biri Osmanlı’nın öbürü Cumhuriyet’in iki onurlu diplomatı idiler kendilerini hayırla yad ediyoruz.

Ruhları şad olsun!