TERÖRİST RESSAMLAR, ŞAİRLER, YAZARLAR…

İleri demokrasimizin İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin muhteşem(!) bir konuşma yaptı. Her alana sızmış çeşit çeşit terörü anlattı. Hepimizi uyardı:

"Arka bahçede ayrık otu ile tereler birbirine karışıyor. Hepsi yeşil renkte görünüyor. Kimisi zehirli, kimisi faydalı. Hangisi faydalı hangisi zehirli, ancak yiyince anlıyorsunuz" diyerek "terörü besleyen arka bahçe"den harika metaforlar sundu…

Ama benim ilgimi en çok çeken, teröre destek verenlerdi:

"Neyiyle destek veriyor?" diye sorup, şöyle cevapladı: "Resim yaparak, tuvale yansıtıyor. Şiir yazarak şiirine yansıtıyor. Günlük makale, fıkra yazarak oralarda bir şeyler yazıp çiziyor."

Bunları duyunca, hangi yılda yaşadığımızı unutabilirsiniz…

Yıllarca sanatı, edebiyatı, kitapları yasaklayan anlayışın, günümüzde yeniden nasıl hortlatıldığını görüp kahrolabilirsiniz…

Haydi Nâzım Hikmet’i, Ahmed Arif’i, Enver Gökçe’yi, yeniden vatan haini ilan edelim; Ruhi Su’nun, Sümeyra’nın, Selda’nın plaklarını yeniden toplatalım; yalnız Kars’takileri değil, tüm heykelleri yıkalım diyebilirsiniz…

Ağlanacak halimize kahkahalarla gülüp, bu demeçten mizah üretmeye çalışabilirsiniz…

Yorgunum… Bunlara yapmaktansa, en iyi niyetimle İçişleri Bakanı Şahin’e sanatın muhalif gücünü anlatmaya çalışacağım. Bu yazıyı okumayacağını; okusa da anlamayacağını bildiğim halde…

Sanatın özü muhaliftir

"Sanat" sözcüğünün ilk anlamı, "Belli bir amaca yönelik yöntem ve yordamların toplamı…" diye belirlenir…

Başlangıçta, mitolojiden, büyüden, inançtan kaynaklanıp, insanoğlunun emeğiyle, üretimiyle bütünlenen, toplumsal bir olguydu. İşlevseldi… İnsanın doğayla ilişkilerini belli bir düzene sokmaktan daha işlevsel ne olabilir ki!..

Zamanla sanatın işlevi daha da büyüdü: Toplumun kolektif hayal dünyasının yapılanmasını, dünya görüşünü bir biçime ya da düzene sokmasını ve duygularını (acısını, sevincini, umutlarını, endişelerini, korkularını, çelişkilerini) dile getirmesini sağlayan bir işlev yüklendi…

En başından (arayı atlamak zorundayım, yerim sınırlı) günümüze sanatta tarafsız olamazsınız…

Sanatta "tarafsız olmak" egemen taraftan olmak demektir… Düzenden yana olmak demektir… Hiçbir şey değişmesin, aynen böyle sürsün demektir…

Sanat, sanatçının bilinçli eylemiyse, bilinçli bir faaliyetiyse, üretimine mutlak kendi kişiliğini, kendi aldığı tavrı getirecektir. Tavır almak, taraf olma zorunluluğunu getirir.

Sanat eserinin karşısındaki izleyici bizler de bilinçli ya da bilinçsiz tavır alıyoruz. Okuduğum şiire, dinlediğim müziğe, gördüğüm resme kendi kişiliğimle, bilgimle, kültürümle, kısaca beni ben yapan tüm birikimlerle, temsil ettiğim her şeyin toplamıyla bakıp değerlendiriyorum…

Hem zaten, değer dediğimiz şey, değer ölçülerimiz "taraf olmaktan" ayrılamaz.

(Taraf olmakla, nesnellik /öznellik kriterlerini birbirine karıştırmamak gerek… Taraf olmak, sanat eserine bakarken nesnel olmaya engel değildir.)

Sanatın özünde var olan muhalefetin önemli bir işlevi daha var:

Sanat görmeyi, algılamayı, kavramayı, düşünmeyi, eleştirmeyi, yorumlamayı, değerlendirmeyi öğretir insana. Bu değerler hiyerarşisi içinde insan yalnız kendi kişiliğini değil, içinde yaşadığı toplumun da düzeyini geliştirirken, bütün bunların bir yaşam biçimine dönüştüreceğini bilir.

Yok bunları kavrayamıyorsak, yazan, çizen, düşünen, sanatçı olsun olmasın, herkes hep bir ağızdan tekrarlayabiliriz:

"Teröristim / teröristsin /terörist/ teröristiz / teröristsiniz/ teröristler…"

Oh be! Dünya varmış!