AHMET ŞIK GAZETECİLİĞİ

Gazeteci Ahmet Şık, 5 Ocak 2012 Perşembe günü tarihe geçecek nitelikteki savunmasına “bir sanık savunması” demek büyük haksızlık olur.

Ahmet her satırı özenle yazıldığı belli olan savunmasında bu davanın özünün ne kadar kof, içi boş, beceriksiz iftiralardan üretilmiş bir iddianame ile açılmış olduğunu gözler önüne serdi.

Bir başka anlatımla ülkede hüküm süren hukuksuzluğu da yere serdi!

Ahmet Şık’ın mahkeme heyetine okuyup bütün Türkiye’ye takdim ettiği savunma metninden çıkartılacak pek çok ders yer alıyordu.

Başa mesleğimizi alarak sıralayılım…

Gazetecilik Dersi: “Gazetecilik tarafsız bir meslek değildir. Gazeteci, doğrunun, gerçeğin, mazlumun, hakkı yenenin ve adaletin yanında durur. Peki, haberciliğin, gazetecik faaliyetlerinin sınırlarını, yazılacak kitapların konusunu, polisler, savcılar, siyasetçiler mi belirleyecek?”

Hukuk Dersi: “Demokrasilerde masumiyet karinesi esastır. Savcılar sadece zanlıların aleyhinde delil toplamazlar, lehine olanları da dosyaya koyarlar… Ben suçlarım sen kendini sen kendini aklamaya çalış yöntemiyle tuhaf bir hukuk sistemi oluşturulmaya çalışılıyor!..”

Tarih Dersi: Biliyoruz ki, Türkiye’de yargı her zaman taraflıydı, her zaman siyasallaşmıştı. Her dönem müesses nizamın sahibi kimse onun sözcüsü ve ideolojisinin güdümünde oldu. Bugün de yaşananlar bundan ibarettir. Buna karşın yetkililer ‘Yargı bağımsız’ yalanını söylüyorlar. Sonra da ‘yargıya güvenin’ diye emir kipiyle öğüt veriyorlar.

Ahlak Dersi: İçinde 10 kez ‘İddia edilen’ geçen 74 sözcükten oluşan bu kadar karmaşık, tumturaklı suçlamaya ilişkin ‘ortada suç var mı?’ sorusunun yanıtı ise üç harfli tek sözcükten ibaret bir halde sırıtıyor: YOK!”

Mizah Dersi: “Kitabım ‘İmamın Ordusu’ ile ilgili örgütsel doküman olduğu iddiasında bulunan bu polis tutanağının kendisi bir örgütsel dokümandır!”

İnsanlık Dersi: “Aslında siz de biliyorsunuz; adaletten hukuktan yoksun, sahte ve düzmece belgelerle yürütülen bu dava da sahtedir, göstermeliktir, geçersizdir. Hukuki değil politik bir yargılamadır!”

Siyaset Dersi: Bu dava ile tarih bir kez daha devrildiği halde hiç değişmeden kalabilen, bir iktidarın öyküsünü anlatıyor. Girdiği kalıbın şeklini aldıktan sonra kendi bildiği yöntemlerle, psikolojik harp tekniklerini hayata geçirerek demokratik muhalefeti etkisizleştirmeyi amaçlıyor.

Ahmet Şık muhalefet partilerinin 10 yılda başaramadığı “iktidarı deşifre etme” konusundaki bel kemikli bakış açısının nasıl olması gerektiğini de ortaya koyuyor. Dersini çalışmak isteyenler Ahmet’i okurlar…

Askerler mi, AK Parti mi?

Genelkurmay eski başkanı İlker Başbuğ’un tutuklanması büyük bir yankı yarattı. Orduyu “demokratik-laik Cumhuriyet”in tek güvencesi kabul edenler açısından bir yıkım olduğu tartışılmaz görünüyor.

AK Parti’ye karşı Ordunun “güvence” olduğunu iddia edenleri haklı çıkartmak için iktidar partisi elinden geleni ardına koymuyor.

Askeri cezaevlerinde gördüğü işkence izlerini bedenlerinde taşıyanların bile askerlerin gönüllü savunuculuğuna soyunmalarında, AK Parti’nin “çoğunluk şehvetinin” payı yadsınabilir mi?

İktidar her rejimde vardır. O rejimin demokrasi ile bağlarını muhalefetin varlığı belirler. Muhalefet yok ise, rejimin yasallığı da kendiliğinden tartışmalı hale gelir.

AK Parti artan bir hızla “muhalefetsizlik özlemini” dışa vuruyor. Bu koşullarda askerlerin mağduriyeti demokrasiyle özdeş hale bürünüyor.

Önümüze konulan seçimin iki seçeneği de aynı kapıya çıkıyor:

-Askerler mi, AK Parti mi?

Celalettin Can Olmak

78’liler kavramını meşrulaştıran sivil inisiyatiflerin ilki olan “78’liler Girişimi”nin sözcüsü olarak yıllardır demokrasi mücadelesi veren Celalettin Can’a karşı hayat “rutinleşmiş mağduriyetler” takdim eder.

Bunlardan bazıların yakın arkadaşları bile öğrenemezler, o kendi başına üstesinden gelir bütün zorlukların…

Yılbaşı gecesi İstanbul herkese “derin eğlence” imkanı sunarken, Celalettin’e yine (klasik) “kadersizlik” düştü. IMC-TV’de önceden hazırlanmış “Yılbaşı Özel Programı” iptal edilince Celalettin Can, canlı yayın konuğu olarak davet edildi.

Bir gece önce yaşanan Uludere Katliamı üzerine görüşlerini söyledi. Geç saatte evine dönerken kaldırımın azizliğine uğrayarak ayağı burkuldu. Bu basit kazayı herkes bir buz torbasıyla geçiştirirken, Can’ın ayak bileğinde tam üç kırık birden oluştu.

Yeni yıla ayak bileğinde bu kırıklarla Cerrahpaşa’nın ortopedi bölümünde girdi. 10 Ocak Salı günü ciddi bir operasyon geçirecek. Geçmiş olsun ziyaretçileri “korkma 6 ayda ayağının üzerine basarsın” diye onu yüreklendirirlerken Celalettin de onlara moral veriyor:

-Sordum, bir buçuk ayda iyileşecekmişim!

Celalettin Can olmak işte böyle bir şey!