UZUN TUTUKLULUK YARGICA DA BASKIDIR

Gazetelerden birinde uzun süren bir tutukluktan sonra salıverilip, bundan sonraki duruşmaları tutuksuz olarak devam edecek olan gençlerle ilgili şu başlık vardı:

-Bunca sürenin hesabını kim verecek?

İçim cız etti.

Soru çok haklı bir soruydu. Uzun süren tutuklulukların hesabı hiçbir zaman sorulamıyor.

Sorsanız da, komik bir para ödeniyor tazminat olarak, o da keyfi tutukluluk talebinde bulunan savcıdan ya da bu keyfi talebi keyfi bir kararla kabul eden yargıçtan alınmıyor.

O para devletin cebinden yani sizin benim cebimizden çıkıyor. Kararı verenler için hava hoş. Hükmolunan tazminatın miktarı ise, haksız yere yatanı daha da çileden çıkaracak düzeyde…

Açıkçası uzun ve haksız tutuklukta yattığınızla kalıyorsunuz, bunun hesabını kimse vermiyor.

O bakımdan soru yerindeydi, haklıydı.

Yine de endişe vericiydi.

Çünkü sanıkların uzun süre tutuklu kaldıkları davaların karar aşamasına gelince, yargıçların kendi kendilerine “adamı bunca süre içerde tuttuk, şimdi beraat verirsek, yattığı sürenin hesabını nasıl veririz?”sorusunu sormadıklarını söyleyebilir miyiz?

***

Bu gibi durumlarda yukarıda soruyu karar verecek olanların kendi kendilerine sormadıklarını, sormayacaklarını düşünmek için saf olmak gerek.

Gerçi “tutukluluk başka, mahkumiyet başka” diyebilirsiniz ama, gerçekte kişiyi tutuklu olarak uzun süre yatırdıktan sonra, o da artık sanki bir mahkumiyetin infazı imiş gibi olmuyor mu?

Ve uzun süre tutuklu kalan kişiler, sonra çıkan karar, tutuklu kalınan süre kadar ya da ona yakın bir hapislik süresini kapsamadığı zaman,şu soruyu sormuyorlar mı:

-Peki ya bu yattığımız süre ne olacak, onun hesabını kim verecek?

Sanıkları uzun süre tutuklu kalmış davalarda, uzun tutukluluk uygulamaları, karar verecek hakimlerin de, yukarıdaki sorunun kendilerine sorulacağını düşünmelerine yol açmıyor mu sanıyorsunuz?

Gerçi, yukarıda da belirttiğim gibi, bu soruya “tutukluluk başka , mahkumiyet başka”
yanıtını vermek mümkündür.

İlk bakışta sav doğru gibi görülebilir, hatta eğer tutukluluk kararını veren ardından da tahliye taleplerini sürekli reddeden mahkeme veya heyet ile kararı veren mahkeme ya da heyet farklı ise pratikte de bir inandırıcılık payı olabilir.

Nitekim 12 eylülde Barış Derneği Davası sırasında bizi tutukluluk ile infaz eden, heyet ile kararı veren heyetin ayrı olması, mahkumiyete hükmedilmemesini kolaylaştırmıştır diye düşünürüm hep.

***

Ama yukarıdaki yanıt pratikte pek fazla bir anlam taşımaz. Çünkü unutmayın ki, genelde, tutuklama kararını veren veya tahliye taleplerini bir çok kez reddeden heyet ile kararı veren heyet aynı olacağı için hakimlerin karar verirken, kendi eserleri olan tutuklama kararının etkisinden bağımsız hareket edeceklerini düşünmek zordur.

Nitekim, deneyimli hukukçuların da belirttiği gibi, uygulama uzun tutukluluk halleriyle sürmüş davların kararlarında, sanıkların uysa da uymasa da, tutuklu kaldıkları sürelerle orantılı cezalara çarptırıldıklarını gösteriyor.

Diyeceğim o ki, uzun tutukluk halleri kararı verecek hakimin (genelde heyetin) kararını da, istense de istenmese de, ipotek altında tutuyor.

Bu bakımdan yasamanın tutukluk halini zorlaştıracak, kararlardaki keyfiliğin önüne set çekecek düzenlemeler yapması, bizzat yargının üstündeki baskıyı kaldırma sonucu doğuracak olması açısından da yararlıdır.

Evet uzun tutukluk sürelerinin son bulması, yargı üzerindeki ipoteği de azaltacaktır.

Tabii bütün bu dile getirdiklerimiz, yargının bağımsız olduğu hallerde anlam ifade eder. Yoksa yargı bağımsız değilse, bütün bu mülahazaların geçerliliği kalmaz.