YORUMSUZ MÜEBBED

Merhaba Değerli Mine Hanım,

Yirmi beş yıllık Cumhuriyet okuru olmamın dışında, sizin farklı gazetelerde çıkmış olan yazılarınızın hemen hemen tamamını okudum. Bu nedenle, bir dost, bir tanış olarak görüyorum sizi.

Sol politik bir davadan, on beş yıldır hapishanedeyim. Yaşım kırk. Akhisar’lıyım. Hapislik yaşamım Buca, Bergama ve son on yılım da Kırıklar 1 no.lu F Tipi’nde geçti. Son 6 yılı şu anda bulunduğum tek kişilik hücrede geçirdim. Burası 8 m2’lik bir yer. Beş adım boyu, iki adımlık eni var. İçine banyo, yatak, dolap da dahil. Küçücük dolaba hem giysilerimi, hem de bazı yiyecekleri koymak zorundayım. Günümün ve gecemin burada geçtiği, geçeceği dikkate alınırsa, sorunun algılanması daha kolay olacaktır.

Konunun; hukuki, fiziksel, psikolojik, tıbbi ve insani yönleri var. Anlatılmaya muhtaç bir tablo var. Yazmaya, hücredeki “tek” adamın bir resmini betimlemeye çalışacağım. Ne kadar beceriririm, bilemiyorum. Umarım sizin için sıkıcı olmaz.Pek çok yönden her insan gibiyim. Umutlarım, özlemlerim, beklentilerim, gözlemlerim, yoksunluklarım, gereksinimlerim… vvar.

***

Hücredeki zamanımı olanaklarım, bilincim, zorunluluklarım oranında anlamlı ve verimli kılmaya çabalıyorum. Hukuki açıdan girelim bakalım:

Var olan Anayasa’yı ortadan kaldırıp onun yerine halkçı, demokratik bir anayasa getirmeye çalışmak “suçu”ndan çarptırıldığım idam cezası, ilgili yasada yapılan değişiklik sonucu 2005 yılında “ağırlaştırılmış müebbet” olarak düzenlendi. Bu düzenlemenin pratik yansıması şunlar:

Ölünceye dek tek başıma hücrede tutulmak. Bunun 6 yılını tamamladım. Ne kaldı? Bilmiyorum. İnsan ne zaman öleceğini bilmiyor ki!

Diğer tüm tutuklu ve hükümlülere ayda dört kez tanınan aile ziyareti hakkı, benim için ayda iki kez. Ancak ailemin ekonomik durumu iyi olmadığı için annem, babam 6 ayda bir kez gelebiliyorlar. Diğerlerine haftada 10 dakika verilen telefon hakkı, benim için iki haftada bir 10 dakika. Diğer hükümlülerin ikinci, üçüncü dereceden akrabaları ziyarete alınırken, bana yasak. Onların fazladan üç arkadaş ziyaretçi hakkı varken, benim yok.

Kurum içindeki sosyal ve eğitim amaçlı çalışmalara katılmam, yasak. Ben altı ayda bir yalnızca aile ya da avukat ziyareti dışında tek kişilik hücremden çıkmıyorum, çıkarılmıyorum. Günümün, gecemin tamamı 8 m2’lik alanda geçiyor. Fiziki koşulların, yoksunluklarımın, sosyal iletişimsizliğin sonuçları hipertansiyon, reflü, miyopi, kas ağrıları, karamsarlık ve ciltte kaşıntı biçiminde yansıyor. Bunların tamamıyla ilgili hastaneden, heyet raporum var. Ancak yaşam koşullarımın iyileştirilmesi isteğime hep olumsuz yanıtlar verildi. Dilekçelerim, başvurularım sonuçsuz kaldı.

***

Ben de kendi çapımda yaşamımı katlanılır ve anlamlı kılmaya çalışıyorum. Okuyorum. İngilizce çalışıyorum. Öncesinde biraz temel vardı. Son bir yıl içinde yoğunlaştım ve hızlandırdım. İyi gittiğime inanıyorum.

Kitaplar konusunda, tam bir okuma tutkunuyum. Ulaşabildiğim, edinebildiğim ölçüde kitap okuyorum. Günde üç yüz sayfayı buluyor, bazen. Elbette hiç bir güzellik ve insan hali, bana da yabancı değil. Sizin de edebi anlamda üretken bir insan olduğunuzu biliyorum. Mahpusluk arsızlığı hakkımı kullanarak sizden de kitap isteğim var. Önceki yıllarda Feyza Hepçilingirler, Güldal Mumcu’dan kitaplar almıştım. Sevgiyle anmak istediğim Duygu Asena ile mektuplaşırdık. Her yıl vefakarca kitap hakkımı unutmazdı. Anısına saygıyla.

Aydınlanma mücadelesinde kadın yazarlarımız aslında eforları, incelikleri, güçlü gözlem ve yorumlarıyla erkeklerden daha öndedirler. Ulaşabildiklerimi sevinerek, merakla takip ediyorum. Siz de ülkemizin gerçekliğine, nereden gelip nereye gittiğine vakıf olan az sayıdaki insanlardan birisiniz. Daha önemli olanın, yazamadıklarım olduğunu tahmin edersiniz. Karanlığın mimarlarına oranla birbirimizi sahiplenmede çok eksik kalıyoruz. Bir kitap, bir kart, bir selam, bir satır not bile yeri gelir, dünyaya bedel olabilir.

Sizin aracılığınızla değerli Cumhuriyet ailesine sevgilerimi de iletmiş olayım. Oradaki ilişkilerin, samimiyetin diğer basın kurumlarından farklı olduğunu biliyorum. Bu önemli fark hep vardı ve olacak.

Sanırım yeni yılın ilk mektubunu benden almış olacaksınız. Her ne kadar dilemekle olmuyorsa da, iyi, mutlu, bir yıl diliyorum size. Selamlar, sevgiler.[1]

SÜLEYMAN EROL
1.No.lu F Tipi/A-TEK-10 Şirinyer/İzmir

  1. Mektubun kısaltılmış halidir.

“Özgürlük, dünyada tek bir insan tutsak kaldıkça bitmeyecek bir
zindan cezasıdır.”
ALBERT CAMUS

«G» NOKTASI

Bazen göz kırpar ormanın içinden
Göremediğim yeşil, suyunu içemediğim pınar
Ve günlerin koynunda büyüttüğüm hasret
Na şuramda durmaksızın kanar
Küllenmez içimin koru, yanar yanar
Bir saka şakır ötelerden
Akşamın alacası iner erkenden
Ben gülümserim yitik ufuklara
Romatizma sızılarım dinmeden
Koyun kokuyor lodos
Demek ki sürü geçiyor yakından
Derinlerde ezan okuyor müezzin
Demek ki köye gidiliyor bu yoldan
Köyümden bir “kırık” selam
Kaç kez incitilmiş kelam
Arada parlak çelik tel
Kabzayı kavrayan muhafız el
Ve toprak kokan aşina yel
Müdavimdir her gün bu sahneye
Kasvet ne zaman geleceğini iyi bilir
Viran olası bu çelik haneye
SÜLEYMAN EROL