MUMCU KAZANDI MI YOKSA?

Uğur Mumcu aramızdan alınalı 19 yıl oldu.

Bundan iki hafta kadar önce, 9 ocak günü bilgisayarımda, Mehmet Canbeyli adlı okurumun bir iletisini görünce,içim cız ederek anımsadım bir kez daha Uğur’u.

Berlin’de oturan Malatyalı Mehmet Canbeyli İnönü Üniversitesi eski Rektörü Hilmioğlu’nun Malatya’ya yaptığı hizmetleri sayıyor, sonra da kendisine ağır hastalığı sırasında bir “geçmiş olsun”un bile çok görülmüş olmasını acı acı eleştiriyordu. İçim cız etti, toplum adına kendi adıma utandım.

İşte o sırada aklıma Uğur geldi.

Uğur Mumcu, her zaman bütün mağdur ve mazlumların yanındaydı hep.
Biri mi tutuklandı, biri mi, haksız yere mahkemeye çıkarıldı, biri mi, hapse düştü, Uğur hemen oradaydı. Mağdura, mazluma ve yakınlarına “yanınızdayım”, zalimlere, “o yalnız değil” demek için orada olurdu Uğur.

Hiç aksatmaz, hiç yüksünmezdi.

12 martı hem tutuklu hem savunma avukatı, 12 eylülü savunmanı olarak yaşamış Turgut Kazan, “benden çok hapishane ve mahkemeye gitmiştir belki derdi Uğur için.

***

Bu davranış Uğur’un hem kişiliğinden kaynaklanıyordu, hem de gazeteciliğinden.

Dost canlısı vefakar, kadirşinas bir yapısı olmanın yanı sıra ona göre gazetecilik de buydu.

Gazeteci mazlumun yanında saf tutmalıydı, gazeteci ezilene yardıma koşmalıydı. F. Hilmioğlu ile dayanışmayı ıskaladın mı, gazeteci olarak ne yaparsan yap, nafileydi.

Uğur’un zaten özel yaşamı ile topluma mal olmuş, meslek yaşamı içiçe geçmişti.

Gazeteci yazar Uğur mumcu ile arkadaş Uğur Mumcu arasında fark yoktu.

Nitekim gündelik hoş sohbet şakacı yaşamı, yazılarına kitaplarına da yansımıştı.

O araştırmacılığının savışımcılığının yanı sıra yazınımızın en müthiş gülmece üstatlarından biridir. “Sakıncalı Piyade” dünya çapında bir baş yapıttır.

Uğur’un aziz dostu ( hangimizin değil ki?…) Işık Kansu, bu yıl” Uğur Mumcu bugünü anlatıyor,” başlığı altında, onun olacakları nasıl önceden haber verdiğini gösteriyor.

Olacakları önceden haber vermek, sezgilerse yapılırsa falcılık oluyor, ama Uğur güçlü analiz yeteneğiyle sebep sonuç ilişkilerini bir araya getirerek, yapmıştır bu işi.

***

Uğur Mumcu’nun yazdıkları uyarı olduğuna, o bugünkü durumu onaylamayacağına göre, şu soru kaçınılmaz olarak geliyor gündeme:

-Uğur başarılı mıydı, yoksa başarısız mı? Kazandı mı, yoksa kayıp mı etti?

-Tabii başarılıydı, tüm söyledikleri tek tek olduğuna göre, haklı çıktı, diyebilirsiniz.

-İstemediği bir yöne evrildiğimize göre, başarısızdı derseniz de kimse itiraz edemez.

Ama burada, gazetecinin yazarın aydının işlevi de gündeme geliyor. Onların durumun saptamasının, uyarmanın, anlatmanın ötesinde işlevleri olabilir mi?

Bu tartışma bizi, uzaklara götürüp, toplumumuzda aydına uyarı ötesinde çözmeyi de yüklenmesinin çarpıklığını gündeme getirecek. Onun için bunu şimdilik geçelim.

Ama, her ne kadar ölümünün üzerinden 19 yıl bile geçmiş olsa, Uğur’un savunduğu düşüncelerin kazanıp, kazanmadığını söyleyebilmek için acaba biraz erken değil mi?

Öyle ya! Fransa’da devrim ve, cumhuriyetten 25 yıl sonra durum neydi?

Sanki bunlar hiç olmamış gibi Kral yine tahttaydı, Cumhuriyetçiler kaçacak delik arıyorlardı.

O zaman bir kesite bakarak yargıya varanlar ve “Cumhuruyet artık öldü” diyenler ne yaman bir yanılgı içindeydiler, düşünsenize!

Onun için bu noktada, şunu rahatlıkla söyleyebiliriz:

-Acele işe şeytan karışır, acele hüküm veren budalayla yarışır.