HANGİ TÜRKİYE’YE İNANILIR?

TV5Monde, Fransa, Kanada, Belçika ve İsviçre devletlerinin ortak yatırımı bir dünya televizyonu. Yayın dili Fransızca ve merkezi Paris’te, kanala ortak ülkelerin devlet televizyonlarından gönderilen çok sayıda gazetecinin yanısıra her soydan, her dinden basın emekçisi çalışıyor. Kanalın küresel çapta en çok izlenen uluslararası haber programı, tam 17 yıldır canlı yayınlanan ve haftanın öne çıkan olaylarını, değişik ülkelerden bir gazeteci ekibine tartıştıran Kiosque programı.

Yayına girdiği 1995 yılından beri aralarında benim de yer aldığım bu gazeteciler, artık meslektaştan öte, birbirine çok bağlı bir arkadaş grubu oluşturuyor. Aramızda sevgi ve dayanışma bağları örüldü. «Bir Gün Gece» romanımın Fransa’da basılması, kanalın yazı işleri yönetmeni Sylvie Braibant sayesinde mümkün oldu. Çevirmenim ve arkadaşım Valerie Gay Aksoy da zaten TV5Monde çalışanı… Kiosque’un baş yazarı Julien Brunn, yazdığım bir tarih belgeselinin fikir babası.

TV5Monde’un Haber Merkezi Yönetmeni Philippe Dessaint, devlet nişanıyla sabit bir «Şövalye» olup, Kiosque’un patronu ve sunucusudur. Hem çok sever, hem de epeyce çekiniriz kendisinden.
Ermeni soykırımını inkarı yasaklayan yasa Fransız Senatosu’nda henüz onaylanmıştı ki, patron aradı: «Bu yasa tartışması, sensiz olmaz ! Bilet ve otel müessesenin hediyesidir, atla gel…»

Sevindim, elbette. Biraz da gururlandım.

***

Telefonu kapattıktan sonra düşünmeye başladım. Sarkozy’nin cumhurbaşkanlığı sırasında zaten arası açılan Türkiye ile Fransa ilişkilerini düşmanca geren yasanın tartışılacağı Kiosque’a, katılacaktım katılmasına. Ama ne söyleyecektim?

Siz bu satırları okurken, ben Paris’te programa hazırlanıyor, olacağım.

Benden beklenen, Türkiye’nin ve Türklerin bu yasaya tepkisini dile getirmem, Fransa’yı eleştirip Türkiye’yi savunmam.

Fransa’yı eleştirmek, hatta yerden yere vurmak kolay da… Türkiye’yi bu haksız ve yersiz yasaya karşı hangi haklı ve yerli yerinde gerekçelerle savunacağım?

Osmanlı’nın beş yüz yıl soyunu kırdığı Aleviler, Cumhuriyet döneminde pek rahat ettiler; Kahramanmaraş yaşanmadı, Gazi mahallesi haşa, Madımak’ta olanlar olmadı, Ermeni soykırımı da yoktur mu, diyeceğim?

Hangi Türkiye’yi savunacağım?

Komünist avında şairlerini yazarlarını hapislerde süründüren, başına odun vurup öldüren Türkiye’yi mi; yoksa 6-7 Eylül’de aynı tornadan çıkmış odunlarla Müslüman olmayan yurttaşlarını linç ve mallarını talan eden Türkiye’yi mi?

1970’lerin idam sehpaları, 1980’lerin işkence ve infazları, gelincik tarlaları gibi biçilen genç kuşaklar, suikasta kurban giden aydınlar, Hizbullah’tan Jitem’e faili meçhul cinayetler ülkesidir, Türkiye. Ama ecdadı Osmanlı, tehcir zorunda kaldığı Ermenilerin kılına bile dokunmamıştır mı, desem acaba?

***

Hangi Türkiye’nin, hangi adaletini övsem, inandırıcı olabilirim?

Eski genel kurmay başkanı ve ordu komutanlarını tutuklayan polis ve kimi sehven kanıtlarla yargılayan özel yetkili Türk adaletini mi? Yoksa Hrant Dink’in cinayetini aydınlatmamaya özel yetki kullanıp, katil azmettiricilerini bulamayanı mı?

Hangi Türklerin, soykırımı inkarı yasaklayan Fransız yasası karşısında gösterdiği haklı ve onurlu tepkiyi savunayım?
Hrant Dink’in beşinci katil yıldönümünde «Hepimiz Ermeniyiz» başlıklı bir yazı yazdı diye Zeynep Oral’a çıkışanların tepkisini mi savunayım, haklı diye?

Yoksa tehcirin yol açtığı «Büyük Felaket» için bugün birlikte yaşadığımız Ermeni kardeşlerimize « acınızı paylaşıyorum » dedim ve şahsi özür metnine imza attım diye beni vatan hainliği, fahişelik ve satılmışlıkla taltif edenlerin; 2006 yılında Destina romanımı satmayı reddeden kitapçıların, yakan ve parçalayan okurların «onurlu» tepkisini mi anlatayım… Ermeni soykırımı yapılmadığına kanıt olarak?

***

Fransa’nın soykırım inkar yasasına karşı Türkiye’yi benden çok daha hamasi ve canlarını dişlerine takarak savunacakların hepsini; Türkiye darbecilikten yargılıyor, desem?

İnandırıcı olur muyum, sizce?

Öyle ya da böyle, bugün TSİ 18’de TV5Monde ekranlarından bi’şiler söyleyeceğiz, elbette…

«Adil savaşlar vardır. Adil ordu yoktur.»
ANDRE MALRAUX

«G» NOKTASI

Mimariden TOKİ silolarını anlayan, İstanbul’un tarihi silüetini sakil kulelerle yok eden gözünü beton doyurasıca rantçılar, kentsel dönüşüm mavrası altında Taksim’i yutmaya hazırlanıyor.

Rant sırtlanları, depremde civar mahallelerin tek sığınma alanı, kentin ender parklarından Taksim Gezi’nin yerine –sanki ordu kalmış gibi- Topçu Kışlası yapacak, meydanı ve Sıraselviler caddesini köstebek tünelleriyle delik deşik edecekler.

Ama bugün saat 11’den 14’e mahalleler birleşiyor, iktidara, sermayeye, tüm işbirlikçi mimar ve plancılara karşı «ağaçları kesilmek üzere işaretlenmiş» Taksim Gezi Parkı’ndaki Serbest Kürsü’de toplanıyorlar.

Kürsü Senin İstanbul’lu, Kent Hakkı’na Sahip çık!