“FAİLİ MEŞHUR”

Başlığı yanlış okumadınız. “Faili Meçhul” değil. “Faili Meşhur.”

Boyut Yayınlarının Genel Yönetmeni Bülent Özükan şöyle açıklıyor seçtiği bu başlığı:

“Bir cinayetin katledeni bulunmamışsa ‘faili meçhul’ olarak kayıtlara geçer.
Faili meçhul cinayetlerde, cinayet yöntemleri ile hedef seçilenler benzer özellikler taşıyorsa, bir süre sonra fail kolay tahmin edilir. Ve artık faili meşhurdur. Kitabımıza konu olan üç gazeteciyi katledenler 2012’nin bilgileriyle artık Faili Meşhur’dur.”

Yeditepe Üniversitesi Gazetecilik ve Radyo TV Sinema Bölümü öğrencilerinin , Gazeteci Derya Sazak’ın proje sorumluluğunda hazırladıkları, "Faili Meşhur Üç Suikast Üç Gazeteci" Belgeseli’nin, Boyut’tan yayınlanan kitap ve DVD’si ‘nden söz ediyorum.

Birkaç gün önce kitabı okurken, DVD’yi izlerken belki bin kez daha öldüm!

Göz göre göre

Gençler müthiş bir iş çıkarmışlar. Hazırladıkları kitap ve DVD’de ele aldıkları üç suikast, üç gazeteci Abdi İpekçi, Uğur Mumcu ve Hrant Dink. Üçü de alanlarının en iyileri… On ları sadece meslek yaşamlarının en önemli ve vurucu yanlarıyla tanıtmakla kalmıyorlar, yaşamın içinde çarpıcı özelliklerini, çevreleriyle ilişkilerini dünyayı ve bu memleketi kavrayışlarını, adeta hızlı fırça darbeleriyle resmediyorlar… Mesleğe, yaşama, insanlığa, demokrasiye, barışa, insanı insan yapan değerlere adanmış üç yaşamı hızla verdikten, tanıklıklarla verdikten sonra gelip suikaste odaklanıyorlar.

1 Şubat 1979… 24 Ocak 1993… 19 Ocak 2007… Birbirinden 14 yıl arayla üç tarih… İlki Abdi İpekçi’nin, ikincisi Uğur Mumcu’nun , üçüncüsü Hrant Dink’in katledilişi…

Üçü de öyle ya da böyle öldürüleceğini biliyor ya da hissediyordu.

Yaşar Kemal’in , Abdi İpekçi’ye Paris’te, “Türkiye’ye dönme seni öldürecekler” demesi boşuna değildi; daha önce Milliyetin ünlü karikatüristi Bedri Koraman’a da silah çekilmişti… Uğur Mumcu ise çelik yelekle dolaşıyordu, korunabilmek içinse yanında silah taşıyordu… Hrant Dink… Hayır o korunmuyordu; tehditlere, gözdağlarına, tüm kışkırtmalara karşın “bu ülkede insanların güvercinlere dokunmayacağına” inanıyor ve güveniyordu.

Üçü de göz göre göre öldürüldüler.

Devlet onları koruyamadı. Korumak istemedi.

Kullanılan silahlar ve kullanılan “kuklalar”, “piyonlar” , “maşalar” farklı olabilir ama onları kullanan güç ayni karanlık güç… Haydi gelin adını koyalım :

Onları DEVLET öldürdü. Devletin karanlık gücü…

Suikast sonrası:

Suikast sonrası , belki de suikastten bile daha korkunç…

Süleyman Demirel 1965-93 yıllarında 7 farklı hükümette yaklaşık 12 yıllık süreyle Başbakanlık yaptı. Filmde / kitapta açıklıyor:

“Kaç sene geçerse geçsin bu cinayeti yapanları aramak ve bulmak devletin namus borcudur…”(Uğur Mumcu suikastı için) … Evet, aynen öyle…

“Cumhurbaşkanı iken de meseleyi çok yakından takip ettim. .. Benim iktidar veya muhalefet olduğum dönemde Türkiye’deki siyasetçilerin, hükümetlerin faili meçhul cinayetleri koruduğu iddiasını reddederim. Devlet cinayet işletemez ve işlemiş cinayetleri de imha edemez…”

Yaaa… Öyle… Ne demezsiniz…

Tetiği çeken Ağca’yı sıkıyönetim döneminde Maltepe cezaevinden kaçıran, pasaport veren, tıpış tıpış sınır dışına geçmesine göz yuman devlet değildi… Güldal Mumcu’ya “Bir tuğla çekersek duvar yıkılır , altında kalırız” diyen dönemin Emniyet Müdürü değildi… Sanki Hrant Dink İstanbul valiliğine çağrılıp tehdit edilmemişti…

Bülent Ecevit de kükrüyordu bu cinayetler aydınlatılacaktır diye; 2003’den beri Tayip Erdoğan da…Ağca serbest, yakında Ogün Samast da serbest kalır…

Son sözü Hrantın yakın dostu Avukat Fethiye Çeyin’e bırakıyorum. “Hrant Dink cinayetinin aydınlatılması, bir anlamda Türkiye’nin aydınlanmasının yolunu açacak. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin o siyasi cinayetler geleneğine dayalı yapısının sorgulanmasına yol açacak.”

Türkiye’nin aydınlanması gerçekten isteniyor mu??? Galiba asıl soru bu…

Zamana ve yaşadığımız ülkeye tanıklık eden bu belgesel esere emeği geçenlere teşekkür ediyorum.

Tüm kitapçılarda bulabileceğiniz kitabın geliri Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı’na bağışlanacak.