İKTİDAR HERKESİ EŞİT KİRLETİR

Adalet ve Kalkınma Partisi’ne ilk faklı ismi sevgili Can Dündar takmıştı:

-Atalet ve Kandırma Partisi!

Demokrasi ve özellikle de Kürt Sorunu konusunda çok ağır davrandığı için AKP’yi böyle eleştiriyordu. O dönem AKP ve Tayyip Erdoğan’ın “çıraklık” yıllarıydı. Sorunlar, beklenti ve en önemlisi de umutlar çoktu, AKP de ise fazla hareket yoktu. Can da böyle demişti: Atalet ve Kandırma Partisi…

Aradan yıllar geçti, AKP iktidara iyice yerleşti artık muktedir de oldu. Ondan sonra “icraatlarını” ortaya yapmaya başladı!

AKP iktidarını beklendiği düzeyde övmeyenlerin tamamı “kötü kişiler” haline geldiler. AKP ile asla fikir ve gönül birliğinde olamayacaklar ise külliyen “hainlik” mertebesine oturtuldular.

Eski rejim muhalifleri (kendilerini hapse atanlarla birlikte) yeniden cezaevlerine dolduruldular. Ülkenin kapısına da yeni bir tabela yerleştirdiler:

-İleri demokrasinin öz yurdu!

İktidar açısından her şey yoluna girmişti… Dikenli patikalar bir anda otoyol haline geliverdi! Başbakan Erdoğan da bu rahatlık içinde ilan etti ki:

-Kürt Sorunu yoktur!

Meğerse onu böyle konuşturan gelişmeler el altından gizlice yürütülüyormuş. KCK Operasyonlarının alt yapısı tezgahlanıyormuş. Bunun için de doğrudan Başbakana bağlı MİT canla-başla çalışıyormuş. Kürtleri halletmek(!) için…

Erdoğan devlete hakim olduğuna inanarak Kürt Sorunu konusunda yönetimi otomatik pilota bağlamayı kabul etti. Yeniden çatışmalı dönemin kapıları aralandı. Fazlaca zaman geçmemişti ki, tanıdık yüz Türkiye’ye karşı sırıtarak ortaya çıktı.

Devlet olduğu yerde duruyordu!

Sadece iktidar değişmişti o kadar… Varılan yer yine aynıydı:

-İktidar herkesi eşit olarak kirletir!

Gülümseyen Direniş: Sumru Yağmurdereliİ

Kamuoyu onu Eşber Yağmurdereli’nin vefalı kız kardeşi Surmu olarak tanıyordu. Çünkü ağabeyi Eşber, hangi cezaevindeyse Sumru da o cezaevinin kapısında bir direniş arması olarak yer alıyordu.

Yirmi yıla yakın düzenli bir çile armağan etti bu devlet Yağmurdereli kardeşlere… Ama hiç kimse ne Sumru’yu ne de Eşber’i “lanet olsun bu hayata” derken göremedi.

Onlara bakıp ancak hayata bağlanma arzusu yükseldi çevrelerinden…

2000’li yıllara doğru her ikisinin de hayatları “normal insanlar” gibi olmaya başlamıştı. Artık cezaevi kapıları, hücreler, işkenceler, mahkemeler, yargılanmalar, polis ifadelerinin yerini daha kabul edilebilir şeyler almıştı.

Eşber’in yayıncılığı Sumru’nun Safranbolu aşkıyla harmanlanarak ilerliyordu. Sumru’nun TAŞEV’i Safranbolu’nun yeni simgelerinden biri haline gelmişti.

Eski Rum evini bir sanat kültür merkezine dönüştürmek az buz çile değildi. Ama Sumru mutluydu. Mücadele onu hayata bağlıyordu.

Ta ki, o melun hastalık çıkıp gelene kadar…

Herkes Sumru’nun onu da alt edeceğini umuyordu. Hayatı direnişle geçmişti ya, elbet kanseri de başından defedebilirdi.

Bu sefer öyle olmadı.

Sumru Yağmurdereli 9 Şubat gecesi sabaha karşı hayata gözlerini yumdu. Her zaman gülen o güzel gözlerini…

Sumru için herkes her zaman çok iyi şeyler söyledi.

Cumartesi günü Üsküdar Karacaahmet’te yapılan cenaze töreninden sonra Kadıköy’de bir araya gelen Sumru’nun can dostları gece yarısına kadar onu uğurladılar.

Sumru’nun eksikliğini en fazla kimin hissedeceğini tahmin etmek zor değil. Akın Birdal bu durumu çok veciz biçimde şöyle açıkladı:

-Eşber gözlerini şimdi kaybetti!

Sumru, Eşberin gözbebeğiydi. Sadece ağabeyinin değil tabii ki…

İnsan hakları, eşitlik, demokrasi, barış mücadelesi denildiğinde gözleri parlayanların tümünde Sumru’nun bakışları olacak bundan böyle…

14 Şubat geldi çattı

Aşkı sorgulama günü

Kutlanmasından kimseye zarar gelmeyen özel günlerin başında 14 Şubat geliyor. O gün büyük bir çoğunluk aşka sahip çıkıyor, bunu kanıtlamak için de baş döndürücü bir alış veriş trafiği yaşanıyor.

Artık kapitalizmin gücünü teslim etmeyen kalmadı gibi…

14 Şubat vesilesiyle insanların akıl-fikir-gönül-ruh sağlığı konusunda istifade edilecek, makaleler, söyleşiler, kitaplar, sohbetler, demeçler medyada yer alıyor.

Sabah gazetesinde hafta sonları nitelikli söyleşileri yayınlanan Tuluhan Tekelioğlu, Mira Şeniz Erten ile konuk etmişti bu Pazar… Tuluhan’ın sorularını yanıtlayan M. Şeniz Erten insanları suçluluk duygusundan kurtaracak sonuçlara ulaştığını şöyle açıklıyor:

-Uzun süreli bir eşe yoğun bağlılık hissederken, başka birine de aşık olunabiliyor!

Bunun bir adım ilerisi de var:

-Aynı anda iki aşk yaşarken, bir üçüncüye de cinsel olarak yakınlaşma da mümkün!

Bu sözler epeyce tartışılacak… Ancak Mira Şeniz Erten bu sonuçları uzun süren bilimsel bir çalışmanın ardından yayınladığı “Göster Yüzünü Ey Aşk” adlı kitabın yazarı sıfatıyla açıklıyor.