SORUN ORADA DEĞİL Kİ!

Herkes de bu kadar şaşkın ördek misali kıçın kıçın dalar mı?

Vatandaş ya birbirine soruyor, ya da gazeteciye…

Gazeteci ne yapsın? Hukukçuya soruyor, kimi Yargıtay Onursal Başsavcısı Sabih Kanadoğlu’na başvuruyor, kimi İstanbul Barosu’nun eski Başkanı Turgut Kazan’a…

Hukukçu ne yapsın? O elindeki tek enstrümana, hukuka başvuruyor.

Hukukun bittiği yerde hukuktan medet ummak şaşkınlık değil mi?

Esas dram burada; hukukçunun hukukun bittiği yerde bile hukuktan başka çaresi yok.

Artık herkes aynı soruyu soruyor:

-Peki şimdi ne olacak?

“Ne olacak?”sorusuna yanıt vermek için, “ne oluyor?”un cevabını bulmak gerek.

İşin hukukçası kaldıysa eğer, şu:

Özel yetkili ağır ceza savcısı MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ı şüpheli sıfatıyla ifade vermeye çağırıyor.

Daha önce aynı yöntemle, eski Genel Kurmay Başkanı İlker Başbuğ da çağrılmış, gözaltına alınıp tutuklanmıştı. Oysa onun yargılanma yeri Yüce Divan’dı ama dinleyen kim?

Sayın Sabih Kanadoğlu, Hakan Fidan’ın şüpheli sıfatıyla çağrılması halinde CMK 250. maddesi gereğince gitmesi gerektiğini söylüyor.

Aksi takdirde yargı çağırmış, MİT yasaya uymamış olacak.

***

Bir de kılıfına uydurma yolu var:

HSYK Adalet Bakanı’nın çağrısı üzerine toplanır, Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri’nin, iktidardan çok cemaate yakın kimi savcı ve yargıçlarının görev yerlerini değiştirir.

Olur mu, “ben yaptım oldu “ türünden ala – AKP bir çözüm olarak, neden olmasın?

Daha önce de olmadı mı?

İlhan Taşçı, Turgut Kazan’a başvurmuş. Ünlü hukukçu, politik tanıyı şöyle koymuş:

-Yarattıkları canavar onları vuruyor.

Yaratılan canavar, CMK 250, 251, 252. maddelerindeki Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemeleridir.

4.12.2004 tarihinde 5271 nolu CMK kabul edilirken, yalnız 100. ve 101. maddelerdeki tutuklukla ilgili hükümler değil, aynı zamanda Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri düzenlenmesi konusunda da titizlikle uyarılmıştı AKP iktidarı.

Aradan geçen zaman süresince uygulama bunların DGM lerden de, askeri mahkemelerden de daha ürkütücü, hukuk devleti ve insan haklarına daha ters olduklarını gösterdi.

Turgut Kazan bu konuda şunları söylüyor:

-Yargılamada geniş, istisnai, olağanüstü yetki olmaz, olmamalıdır.

***

Kazan, TBMM Anayasa Uzlaşma Komisyonunda bu gerçekleri dile getirdiğini, kimsenin güvence altında olmadığını söylediğini anımsatıyor ve önerisini yapıyor:

-Yapılacak iş derhal, CMK’nın 250,251 ve 252. maddelerini kaldırmaktır.

İktidar bu konuda çok uyarıldı, çoktan yapmalıydı. Ama hukukun bu şekilde kullanılmasından yarar umdukları için vazgeçmiyorlardı, Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri”nden iktidarın sahibi olan veya olduklarını sananlar.

Ama sonunda öyle bir noktaya gelindi ki ki, artık devlet devlete posta koymaktadır.

Ne var ki, sonunda iktidar hukukun kendisi için de gerekli olduğunu anlamıştır.

Şimdi bıçak kemiğe dayanmıştır.

Derin devlet sığ devlet birbirini karışmış , alt alta üst üste vuruşmaktadırlar.

Yıllardır şu gerçeği bıkmadan usanmadan haykırıyoruz:

-Derin devlet, gözümüzün önünde…

-Her şey ayan beyan oluyor, bu durumda “sığ devlete bak! Başka derin devlet arama!”

Bakalım devlet içindeki çekişme nasıl sonuçlanacak?

Bu arada, iktidar şaşkın ördek misali, Yasamada muhalefetin sesini kısma peşinde…

TBMM’de kavga gürültü yumruklar konuşuyor.

Devlet bunalımı doruğa çıkmış TBMM de iktidar muhalefet yumruk yumruğa.

Bak şu şaşkın ördek iktidara!

Ayol sorun orada değil ki!…