SEVGİLİLER

Sevgililer bana Jacques Prévert’in unutulmaz “Barbara”’sını anımsatır.

“Anımsa Barbara/Yağmur yağıyordu o gün Brest’te durmadan” dıye başlayan şiiri…

Brest neresi? Barbara kim?

Ansiklopedide Brest için Fransa’nın kuzey batısında, Toulon’dan sonra ikinci büyük liman kenti diye yazıyor…

Şair şiirinin kahramanıyla Brest’te karşılaşmış. Daha doğrusu onu uzaktan görmüş…

Şiirden okuyalım:

"Yürüyordun gülümseyerek yağmur altında/Şaşkın hayran sırılsıklam/Anımsa Barbara/Siam sokağında rastladım sana/Yağmur yağıyordu Brest’te durmadan/Gülümsüyordun/Gülümsüyordun/Tanımıyordum seni/Sen de beni tanımıyordun/Anımsa gene de anımsa o günü/Unutma/Saçağın altında sığınmış bir adam//Adını ünledi/Barbara/ Seğirttin ona doğru yağmur altında/Şaşkın hayran sırılsıklam/Atıldın kollarına/Anımsa bunu Barbara/Sen diyorum diye de bana kızma/Sen diyorum bütün sevdiklerime/Ancak bir kez görmüşsem bile/Sen diyorum bütün sevişenlere/Tanımasam bile…”

***

Prévert’in şiirini anımsayışım durup dururken değil.

Birkaç gün süren karın, sonraki ilkbahar gününün ardından, İstanbul’a yağmur yağıyor…

İstiklal Caddesinin bir köşesinde, şiirdeki adam gibi bir saçak altında durmuş, gelip geçenlere bakıyorum…

Çoğunluğunu genç kızların ve genç erkeklerin oluşturduğu kalabalığa…

Şaşkın, hayran, sırılsıklam olanlar da, yağmurdan korunmak ya da bir yere yetişmek için hızlı hızlı geçip gidenler de var kuşkusuz…

Aralarında sevgililer, sevgili adayları, sevgililik beklentisi ya da belki henüz bitmiş bir aşkın hüznü içinde olanlar…

“Barbara”nın sonraki dizeleri sözcüğü sözcüğüne değilse de, duygu olarak geçiyor zihnimden…

Kitaptan okuyalım:

“Anımsa Barbara/Unutma/O yumuşak mutlu yağmuru/Mutlu yüzüne yağan/O mutlu kente yağan/Denize yağan/Tersaneye yağan/Ouessant gemisine yağan yağmuru…”

Şiir tam burada, birden, bir senfoni ya da filmde gibi, bambaşka ve keskin, beklenmedik, notalar ya da görüntülerle yön değiştiriyor:

“Ah Barbara/Ne hırboluktur savaş/N’oldun şimdi sen/O demir o çelik o kan yağmuru altında/Ya o adam n’oldu seni yürekten/Kucaklayan/Öldü mü kaldı mı n’oldu”

***

Şiirden bir an ayrılarak ansiklopediye, Brest’e dönüyorum…

Deniyor ki: “Brest I. Dünya Savaşı sırasında 1917’de Amerika’dan gelen birliklerin çıkartma limanı olarak kullanıldı. II. Dünya Savaşı sırasında Almanlar Brest’te geniş bir denizaltı üssü kurdular.1944’te Müttefiklerin Normandiya’yı işgalinden sonraki Brest muharebesi sırasında kent, ancak birkaç binası ayakta kalmak üzere, tümüyle yerle bir oldu”

Şiir ise geçmişi anımsayıştan şimdiki zamana dönerek, keder dolu dizelerle sonuçlanıyor:

“Ah Barbara/Yağmur yağıyor Brest’e durmadan/Eskiden nasıl yağıyorsa öyle/Ama artık bildiğin gibi değil bura yok oldu her şey/Yıkık bitik bir yas yağmuru şimdi yağan…”

***

14 Şubat Sevgililer Gününe birkaç gün kala, bir çatının altında, İstiklal Caddesine yağan yağmuru, önümden geçip giden kalabalığı izliyorum…

Sevgililer, bir sevgili arayışında olanlar, henüz bitmiş bir aşkın hüznünü yaşayanlar…

Büyük çoğunluğu, büyük olasılıkla, dünyada, ülkemizde, bulunduğumuz coğrafyada yaşanmakta olanlardan habersiz, bilgisiz, kaygısız, durmaksızın akmakta olan baş döndürücü bir gençlik anaforu…

Zihnimde “Barbara”dan dizeler…

Kulaklarımda ve gözlerimde, günlerdir, haftalardır, aylardır, Ortadoğu’yu yeniden bir kan gölüne dönüştürmenin alçakça hırsıyla konuşan, yalanlar söyleyen, tehditler savuran, riya dolu sesler, yazılar, görüntüler, savaş tellalları, cinayet çığırtkanları, okyanus ötesindeki alçaklar ve ülkemizdeki uşakları…

“Barbara” Teoman Aktürel çevirisidir.