YÖRESEL ŞÖHRET OLARAK: KAŞAR

Türkiye’de 2004 yılından beri Hayvanları Koruma Yasası var. Kurban bayramı görüntülerine bakarak pek uygulandığı söylenemez, ama yavaş yavaş bir şeylerin değiştiğini, korumasız hayvanlara zevk için saldıran ve öldüren sadist zihniyetin toplum vicdanında da mahkum edildiğini görüyoruz.

Geçen gün televizyon izlerken, ekranın altındaki bantta «korumasız köpeğe taş ve buz parçalarıyla saldıran çocuklara ceza…» yazıyordu. Başka bir deyişle, Türkiye’de hayvanlara yönelik olağan, küçük gaddarlık da artık haber. CHP konuya duyarlı. İki milletvekili şubat ayı başında TBMM’ne yasadaki cezai yaptırımları arttıran bir önerge sundu. Güçsüze, zararsız ve savunmasıza verdiği acıdan zevk alan insan o kadar çok ki, kuşkusuz bu kalemde de «sıfır işkence » hanesine varılamayacak. Ama belki daha çok sayıda savunmasız hayvanı insan gaddarlığından korumak mümkün olacak zamanla…

Oysa insanlığın durumu umutsuz. Yüzlerce yasa, insanı insan gaddarlığından koruyamıyor. Hele gaddarlık psikolojik acı vermek, skatolojik zevk almak içinse, suç sayılmıyor, yasa bile yok!

***

Adam, üç yıldır hükümsüz tutuklu. Üstelik tecrit hücresinde. Yapayalnız. Herşeyi elinden alınmış. Yarinin yanağı, çocuğunun kokusu, bir dost elini tutmaya, bir ses duymaya hasret. Üç yıldır « Suçum ne ? » diye haykırıyor, belki doğru, belki yanlış, adil yargılanmadığını düşünüyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne tutukluluğunun altıncı ayında yaptığı başvuru, yeni görüşülmüş ve AİHM, bir ara karar almış. Başvuruda yapılan şikayetlerin ikisini « kabul edilebilir » bulup, Türkiye’den 10 Nisan’a kadar savunma istemiş. Bu savunmadan sonraki aşamada, ilk başvuruda « dava sonuçlanmadığı » için reddettiği şikayetleri kabul etme olasılığı bile var ! Dolayısıyla AİHM’nin ara kararı, tutuklunun lehine bir karar olup, daha da lehine dönebilir…

Biri taze, öteki eski kaşar, almışlar ellerine paçavra bir gazetenin AİHM’nin ara kararına dair paçoz çevirisini, sallıyorlar. Kaşarlık ikonu eskisinin taze klonu kaşar, daha heyecanlı. « Mahkeemeee, Ergenekon örgütünün varlığını kabul ettiii ! Mahkeemee, Tuncay Özkan’ın evinde silah bulundu dediii ! Mahkeemee, işkence yok, dediiii, naa karar burda! » diye ciyaklıyor. AİHM sandığı « mahkeeemeee », Silivri’deki mahkeme. Karar diye okuduğu satırlar, Ergenekon davasındaki iddianame…

Demir parmaklıkların arkasında, hücresinde tutsak, o tek başına adamın duygularını düşünün. Kimseyi arayamaz, kimseyle konuşamaz, kendisini savunamaz. Zaten çıksa, konuşsa ne yazar?

***

Eski AİHM yargıcı ve CHP milletvekili Rıza Türmen, 16 şubat tarihli Cumhuriyet gazetesindeki yazısına, «AİHM’nin Tuncay Özkan/Türkiye davası ile ilgili olarak aldığı karar konusunda yazılanları, söylenenleri şaşkınlıkla izledim… » diye başlamış. Herkesin anlayabileceği bir dille, açıklamış kararı, ne gam?

O paçavra gazeteler ve paçoz çevirmenleri, bu kaşarlar, zaten doğru olanın peşinde değiller ki… Tam tersine, gerçeği saptırmak, şoke etmek için varlar. Uyandırdıkları nefretten besleniyorlar. Nerede yalan, dolan ve iftira, oradalar. Ne kadar çirkef, o kadar şöhret, onlar. Doğuştan mı arsızlar, sonradan mı oldular, bilinmez. Ama hakaret edilmekten, aşağılanmaktan zevk alıyorlar, besbelli. Skatoloji*yi hayvanlar mı icad etti? Elbette bazı insanlara özgü bir sapkınlıktır, skatofili.

***

Hücresinin sessiz yalnızlığında bir de bunlara göğüs germek zorunda kalan Tuncay Özkan, « Bugünler geçer, » diyor, okunmayan mektubunda.

«Ölmez de bu hücrelerden sağ çıkarsak, halkımızın önünde herşeyi açık açık konuşuruz. Hatalarımız varsa özür dileriz. Sevaplarımızı da terbiyemiz gereği sessizce geçiştiririz. Çünkü bize utanmayı da öğrettiler. Ben milyonlarca insanın gözüne bakarak meydanlarda konuştum. Alnım o günkü gibi ak ve dik. Hiç yalan söylemedim halkıma. Hala yalansız yaşıyorum. Ölümden korkmuyorum. Ama utanmaktan korkuyorum. O nedenle herkesi, tarih önünde utanacağı sözlerden uzak durmaya davet ediyorum.»
Boşuna kahretme Tuncay, bunları utandıramazsın… Çünkü ne onlar tarih yazar, ne de tarih onları!

*Dışkı düşkünlüğü

"Buz kadar iffetli ve kar kadar temiz olsan da iftiradan kaçamazsın."

WİLLİAM SHAKESPEARE

«G» NOKTASI

AYNALAR

Geceleri aynalar
pencerelere koşar

bir kenar perde aralığından
yıldızlar mı istersin
bulutlar mı
büyük gökyüzü mü
böyle anlarda
sevinçten parıldar yürekleri

sazlar türküler
kaplar her yeri
kötü makyajları
düşmanca hayalleri
ne kadar çirkinlik varsa
hepsini
kovarlar gözlerinden
omuzlarında dalgalarla
denizler gelir

geceleri aynalar
özgürlüklere koşar

A.Kadri ERGİN