RAGIP ZARAKOLU: “ZAMAN TÜNELİNDEYİM”

Düşünce ve ifade özgürlüğünde direnenleri cezalandırmada değişen
bir şey yok!

İnadına güneşli, inadına aydınlık bir gün… Sabahın erken saatleri… Kocaeli’ne gidiyoruz. Kandıra 2 No’lu F Tipi Cezaevi’ne. PEN Türkiye Merkezi Yönetim Kurulu’ndan dört kişiyiz. Başkan Tarık Günersel, Halil İbrahim Özcan, Sabri Kuşkonmaz ve ben. Hem üyemiz, hem arkadaşımız Ragıp Zarakolu ile derneğimiz adına görüşeceğiz. Elimizde kapı gibi bir belge: Adalet Bakanlığı’ndan alınmış gerekli izin…

Kandıra’ya vardığımızda karla birlikte beyazlık ve aydınlık artıyor. Benim ilk gidişim, önceden bilenler bir cezaevinin yetmeyip ikinci cezaevinin yapılışını, sonra lojmanlar eklenişini; giderek burada bir cezaevi kasabasının kurulduğunu vurguluyor. “Demir ağlarla” örecektik ülkeyi. Cezaevleri değil, raylarla! Gözlerimin önünde beliriyor: Ülkem, gelişmiş cezaevi-TOKİ sanayi bölgeleriyle bir uçtan ötekine kaplanıvermiş!

Önce Sabri Kuşkonmaz avukat kimliğiyle bizden ayrılıp, Ragıp’la görüşmeye giriyor. Avukatlar aranmıyor, baş başa görüşebiliyor, kamerayla izlenmiyor. Üçümüz gerekli tüm denetimler, aramalardan geçiyoruz. Kayıtlar tamamlanıyor… Kapılar açılıp, kapılar kapanıyor…

Sıranın bize gelmesini beklerken, çok nazik davranan görevli memurlarla konuşuyoruz. (Artık gardiyan denmiyor). “Hücrelerin boyutları nedir” sorusuna örneğin, gülümseyerek, “Hücre değil, oda diyoruz” diye düzeltiyorlar… Tutuklular da misafir herhalde… (Bunu söylemedim elbet.)

Sonunda, “Başefendi” gelip bizi alıyor. Üstelik “açık görüş” mekânında değil, cezaevinin kütüphanesinde görüşebileceğimiz belirtiliyor. Kapılar açılıp kapılar kapanıyor. Bu kez karşımda sarı-lacivert dev bir kapı. Yönetim “Fenerbahçeli mi” diye soruyorum. “Hayır her takımın renklerinden kapılar var” diye geliyor yanıt.

Kütüphaneye varana dek Fener ve Başiktaşlı kapılardan geçip, merdiven inip, merdiven çıkıp geniş bir kütüphaneye varıyoruz. Ragıp Zarakolu orada bizi bekliyor. Sarılıp kucaklaşabiliyoruz.

Gülümsüyor, iyi olduğunu belirtmeye ve vurgulamaya çalışıyor. Her zamanki alçakgönüllülüğü, sakin ve bilge tavrı daha da öne çıkmış. Her birimize ve dışarıya ilgisi çarpıcı. (Bana Leyla Gencer yarışması bu yıl yapılacak mı diye sordu örneğin…)

İçeride kâğıt kalem not tutma olanağım yok. Yaklaşık bir saatlik görüşmeden derlediklerim şöyle:

32 adım boyu 16 adım eni

Ragıp Zarakolu, oğlu Deniz Zarakolu ve yine akademisyen olan Mülazim Ozcan, üçü aynı “odada” kalıyorlar. (Anımsatayım: Üçü de KCK’den alındı. İkisi siyaset akademisinde felsefe dersi veriyordu. Ragıp ise siyaset akademisinde on dakikalık açılış konuşması yaptıydı.)

İki katlı “oda”da yukarıda 16 metre karede 3 yatak, aşağıda yaşama alanı ve tuvalet. Odanın açıldığı avlu – havalandırma alanının boyu 32 adım, eni 16 adım. Başka tutuklularla pek görüşme olmuyor. Ayda bir başka bir “oda” sakinleriyle buluşma olabiliyor. “Burada 30 yıl yatanlarla karşılaştım” diyor. (Tanrım bu ne biçim ülke!)

“Avluya kar yağınca çok güzel oldu. Karda yürüyüş yaptım” diyor, gözlerinde çocuk sevinci…

“Oğlum Deniz, benim en kötü huylarımı almış. Çok dağınık” diyor yine gülümseyerek.

Yemekler güzel. İçerde çay yapabiliyorlar.

Sabah erken kalkıyor. Romanını bitirmeye çalışıyor . Nantes Fermanı – Mübale üzerine ilk raporlar üzerine çalışıyor. Ayrıca oğluyla birlikte Kürtçe öğreniyor. Bol bol okuyor. Son okuduğu kitap Nilüfer Kuyaş’ın “Ada” adlı kitabı, çok sevmiş, bizden hemen Kuyaş’ın öteki kitaplarını da istedi.

Saat 11’de gazeteler geliyor. Her gün dört gazete. Dışardaki gibi orada da gazeteleri okuduktan sonra kesip biçiyor, biriktiriyor, arşivliyor.

Nobel Barış Ödülü adaylığı

İçeride hastalanmamaya çalışıyor. (Her cezaevinde başlıca sorun. Burada tek doktor olduğunu öğrendim. Hastalanana bakım için sıranın gelmesi çok zor.)

Bilgisayarının olmaması çok ciddi bir sorun. Dilekçeyle Adalet Bakanlığı’na başvuracak ve haftada birkaç saatlik olsa bile bilgisayar izni almaya çalışacak…

Biliyorsunuz İsveçli yedi parlamenter, Ragıp Zarakolu’nu bugüne dek sürdürdüğü, demokrat, barışçıl, insan haklarına, insan sevgisine dayalı mücadelesi, düşünce özgürlüğüne yaptığı katkı için Nobel Barış Ödülü’ne resmen aday gösterdi.

“Ne diyorsun bu Nobel adaylığına” diye sorduğumdan, mahcup mahcup gülüp önüne bakıyor ve “Sorma yaa, çok utanıyorum” diyor… Ve hemen lafı değiştiriyor.

‘Yardım ve yataklık’tan suçlanacak

İddianame hazırlanmış. Suçlamayı “yardım ve yataklıktan” yapacaklarmış… Yine gülümsüyor. Yardım ve yataklıktan suçlanacak olan Ragıp Zarakolu’nun bugüne dek “Ant” ve “Yeni Ufuklar” dergisinde çıkan yazılarını (70’li yıllar) Alan ve Belge Yayınları’ndan çıkan kitapları düşünüyorum; yıllar önce ona verdiğimiz Türk-Yunan Barış ve Dostluk ödülünü dünyanın dört bir yanından ve Türkiye’de kazandığı ödülleri düşünüyorum… Ah keşke herkes onun gibi yardım ve yataklık etse diyeceğim geliyor…

Bir ara şöyle diyor: “Hayır, üzgün değilim… Kimi zaman, kimi dönemlerde dışarıda olmak daha zordur… Kendimi zaman tünelinde gibi hissediyorum. Türkiye’de her şey yeniden, yeniden, yeniden yaşanıyor.”

71’de ilk tutukluluk… 72’de yeniden tutukluluk (2 yıl)… 81’de yeniden tutuklu. Hepsi de yazılar, kitaplar, yayınlar yüzünden…

Adına kimileri “ileri demokrasi” dese de bu ülkede düşünce ve ifade özgürlüğünde direnenleri cezalandırmada değişen bir şey yok!

Ragıp Zarakolu’na kitap, dergi, mektup, kart, fotoğraf yollayabilirsiniz: Posta adresi: Kandıra 2 No’lu F tipi Cezaevi. Kocaeli.