NAFTALİN KOKUSU VE DEĞİŞİM

Bugün ve yarın CHP Kurultayı var. Doğrusu iç politik çekişmeleri, (yalnız CHP için değil tüm politik aktörler için söylüyorum) o ne dedi öteki ne cevap verdi faslını, ayrıntılarıyla izleyen biri değilim. Ayrıntılar, daha çok, çıkar ve koltuk tutkusu çevresinde geliştiğinden, fazlasını izlemek, hem enerjimi hem de zamanımı tüketiyor. Çünkü temelde tüm bu tartışmaların, çıkar ve koltuk sevdası dışında, gelip şu noktaya odaklandığının bilincindeyim: O nokta ileri-geri savaşıdır.

Dünkü gazetemizde Türey Köse’nin yazısı ve Ankara bürosundan gelen haberler beni fazlasıyla aydınlattı. Hele hele yeni tüzük taslağındaki iki madde ne zamandır özlemini çektiğim hasreti nihayet sonlandıracak gibi oldu!

Gençlik ve Kadın Kotası

Bunlardan biri yüzde 33 cinsiyet kotası… Milletvekili genel seçimlerinde merkez yoklaması yoluyla belirlenecek adaylarda, PM seçiminde il, ilçe, belde yönetim organlarının seçiminde, il genel meclisi ve belediye meclisi üyelikleri için adayların belirlenmesinde, kongre ve kurultay delegesi seçimlerinde en az yüzde 33 cinsiyet kotası uygulanacak. Kısacası seçimle gelinebilecek her yere kadınlar için kota konuluyor.

Bu yıllardır tüm partiler için istediğimiz, savunduğumuz bir şey. Anımsatayım: tüm dünyada %33 cinsiyet kotası “kritik eşik” diye tanımlanır. Bu oran alt tabandır. Ancak dönüşümü bu alt tabandan aldığınız ivmeyle sağlayabilirsiniz. Evrensel bir orandır.

Gençlik kotasını ise partinin tüm yapılarına yüzde 10 oranında uygulamayı öngörüyor yeni tüzük. Bu da bir başlangıçtır. Bence onu da yüzde 33’e çıkarmak gerekir.

Bu iki noktayı da çok önemsiyorum. Çünkü kadınsız ve geleceksiz bir demokrasi düşünemiyorum.

Özetle, ister ayrılsınlar ister bütünleşsinler, ben yenilikçi , değişimden yana olan, mağduru daha çok kollayan, özgürlükleri ve insan haklarını daha çok savunan, evrensel ve çağdaş değerlere daha yakın olan, geçmişle yüzleşmekten korkmayan, geleceğe ve gençlere daha çok yer açan, umudu yeşerten bir CHP’den yanayım.

Artık naftalin kokusundan genzim iyice yanmışken, “Haydi Kılıçdaroğlu!” diyorum.

Ruhi Su 100 yaşında

Önceki Akşam Kadiköy Belediyesi Barış Manço Kültür Merkezi’nde Ruhi Su’nun 100. yaşını kutladık. Onu ve sevgili yoldaşı Sıdıka Su’yu anılarla, izleyicilerin de katıldığı türkülerle andık…

Salon tıka basa doluydu. Tahminimin aksine, sadece benim kuşağım , yani belli bir yaşın üzerindekiler değil, gençler de vardı. Boş koltuk kalmayınca baktım ki gençler basamaklara, yere ilişivermişler…

Sevgison Sualp’ın sunduğu gecede, Sadık Gürbüz’den İsmail Hakkı Demirciğlu’na çeşitli müzisyenler ve Ruhi Su Dostlar Korosu onun türkülerini seslendirdiler. Koroyu yöneten Berktay Akyıldız’ın ışıklı gülen yüzü sahneden taşıyordu… Cuma Bolat, İlkim Karaca ve ben onu anlattık… Ruhi Su kendisi dev perdeden bize en güzel türkülerini söyledi…

Sahnenin aydınlığıyla, salonun aydınlığı muhteşem bir biçimde bütünleşti…

Orada dile getirdiğim gibi: Ruhi Su’nun anımsanmak için bize ihtiyacı yok. Hiç yok. Ama bizim ona öyle büyük bir gereksinimiz var ki! Yalnız olmadığımızı anlamak için, umudu canlı tutmak için, direnme gücünü bulmak için, bizim hala ona çok ihtiyacımız var! Hele hele şu şu “döneklik yıllarında”!

Daha gece başlamadan önce eski bir dost kulağıma şöyle fısıldıyordu: “ Şu sıralar ağlaşmaktan, yakınmaktan başka, yapılacak şeyler de var… Örneğin böyle bir geceyi gerçekleştirmek gibi…”

Ruhi Su gecesini gerçekleştirenlere teşekkür ederim.

Daha nice 100 yıllara Sevgili Ruhi Su!