EVRİMLEŞTİREMEDİKLERİMİZDEN MİSİNİZ?

Yukarıdaki sözcük oyununun aslı “Çekoslovakyalılaştıramadıklarımızdan mısınız?” dır…

Çekoslovakya “Çekiya” ve “Slovakya” olarak ikiye ayrıldıktan sonra bu söz belki de gerçek anlamını bulmuş oluyor.

Çekoslovakyalı olamayanlar şimdi Çekler ve Slovaklar olarak gerçek kimliklerine kavuştular.

Daha mutlu olduklarını umarım ve dilerim.

***

Haklı olarak sözü nereye getireceğimi merak ediyorsunuz.

Doğrusu bunu ben de çok iyi bilmiyorum.

Yazıya biraz da oyun gibi başladım, öyle de sürdüreyim…

Daha doğrusu kendimi sözün akışına bırakayım…

Türkiye’de kimsenin kimseyi kendine benzetmek, “kendilileştirmek” gibi bir amacı, niyeti olamaz, olmamalı.

Fakat acaba “kendi” diye mutlak bir kavram, değişmez bir olgu var mıdır?

Eğer her şeyin, ama her şeyin değiştiği, değişmekte olduğu bir gerçekçe…

Böylece, yazının başlığını oluşturan “evrimleşme” kavramına gelmiş oluyoruz…

***

Yazılarıma konu ararken(gerçi çoğu kez bu konu kendiliğinden geliyor, sevgili ülkemizde konu mu yok!) notlarıma göz atarım…

Dosyaladığım notlardan biri, Ankara’da bir ilköğretim okulunda geçen bir olayla ilgili.

5.sınıf öğretmeni S.B.(açık adını yazmayayım, ne olur ne olmaz!) Fen ve Teknoloji dersinde “Canlıların Sınıflandırılması” konusunu anlatırken bir öğrencinin sorusuna yanıt olarak Darvin’den ve evrim kuramından söz etmiş.

Canlıların bugün gördüğümüz biçimleriyle değil de değişerek(evrimleşerek) türediklerini anlatmış…

Sen misin bunu yapan!

Soruşturmaya uğramış ve kınama cezası almış…

Sözünü ettiğim not birkaç yıl önceye ilişkin olmalı.

Milli Eğitimin hışmına uğrayan öğretmenin açık adını onun için yazmadım.

Günümüz Milli Eğitim yönetimi kınama cezasıyla sanırım yetinmezdi.

Çünkü ulusal eğitimimizin bugünü önceki birkaç yıldan daha beter.

Bizde evrimleşme galiba tersinden oluyor…

***

Değişmek, yaşamın değişmez bir gerçeği…

M.Ö. 6-5. yüzyıllarda yaşamış hemşerimiz Efesli Herakleitos “akış kuramı” ile konuya damardan giriyor:

“Aynı ırmakta iki kez yıkanamazsınız…”

(İki ayrı biçimde söylenmiş bu sözün eski Grekçe asıllarından çevirileri şöyle: “Aynı ırmaklara girenlerin üzerinden farklı sular akar” ve “Aynı ırmaklara gireriz ve girmeyiz. Hem varız hem yokuz.”

Bu bilgece sözleri bir arada düşünerek şöyle yorumlayabiliriz.

Aynı ırmakta iki kez yıkanamayız; çünkü ırmak da biz de değişmekteyiz…
Ne o aynı ırmak, ne de biz aynı biziz…

***

Ne kadar keder verici olsa da bu böyle…

Yaşam böyle bir şey…

Toplumlar da…

Değişime direnenler en fazla kendilerini ve toplumları bir süre oyarlar, geciktirir, sonuçta şu ya da bu biçimde değişim yasasına boyun eğmek zorunda kalırlar…

Yazıyı biraz kabaca da olsa, bağışlamanızı dileyerek, bir Temel fıkrasıyla noktalayayım:

Temel arkadaşı Harun’a diyor ki, “bir gün öleceksin, mezarında otlar bitecek, onları bir inek yiyecek, dışkılayacak, ben bu dışkılara bakarak uy Harun, diyeceğim, ne kadar değişmişsin…”

Harun şöyle yanıtlıyor arkadaşını: “ bir gün sen de öleceksin, senin mezarında da otlar bitecek, onları bir inek yiyecek ve ben sonuçtaki şeye bakarak şöyle diyeceğim: Uy Temel, hiç değişmemişsin…”

Hiç değişmeyenler, ya da öyle olduklarını sananlar hep olacak kuşkusuz…

Bu gibileri de insanlık tarihinde “evrimleştiremediklerimiz”in örnekleri olarak yerlerini alacaklar…