HACILI-HOCALI KATLİAM DERSLERİ

Ermenistan-Azerbaycan Savaşı sırasında pek çok insan öldü. Bütün savaşların acı faturaları insan ölümleriyle doğru orantılı olarak büyüyerek tarih sayfalarında yerini alır.

1992 yılında Hocalı köyünde içlerinde kadınların ve çocukların bulunduğu 623 Azeri öldürüldü. Katliamın sahipleri Ermenistan tarafından desteklenen Karabağ’daki Ermeni milisleriydi.

Bu konuda bir iddia daha var: Katliamı o dönemde muhalif olan “Azerbaycan Halk Cephesi”nin Bakû iktidarını sarsmak için yaptığı… Azerbaycan tarafı işte bu yüzden “Ermeni yalanlarına kanmayalım” sloganını öne çıkartıyor. Katliamın kendisi gölgede kalıyor.

Ne şekilde olursa olsun, bu büyük bir acıdır…

Aradan 20 yıl geçtikten sonra İstanbul’da ırkçı bir gövde gösterisiyle bu katliamı anmak “sağcı insan hakları savunucusu” olmanın nasıl bir şey olduğunu da gözler önüne serdi.

Hocalı Mitingi Türkiye’nin 1970’li yıllarına doğru hızlı bir geri dönüşü çağrıştırıyor. O yıllarda da Türkçüler ve İslamcılar solculara karşı aralarındaki nüans faklarını kaldırıp, tek vücut olurlardı.

Hocalı Mitingi öncesinde konuşmacı İdris Şahin (kendisi aynı zamanda TC İçişleri Bakanıdır) Azerbaycan’a gidip Aliyev ile karşılıklı oturarak uzun görüşme yaptı. Bu eylemin finansörü Azerbaycan olduğunu bilmeyen yok.

Mitinge damgasını vuran ruh şu sloganda ortaya çıkıyordu:

“Hepiniz Ermenisiniz, hepiniz piçsiniz!”

Başkaları da var:

“Bozkurtlar burada Hrantlar nerede?”

Bunun basit bir yanıtı var:

-Hrant mezarda, katilleri dışarıda, cinayeti savunan miting bile yapıyorlar!

Başbakan Tayyip Erdoğan Salı günü AKP Meclis Grup Toplantısında konuşurken “bazı marjinal grupların sloganlarına bakıp” dedi:

-Hocalı katliamını sahiplenmemizi engelleyemez!

Kürsüde içişleri bakanı konuşuyor…

Başbakan “marjinal gruplar” diyor…

İşin en acıklı yanı da bu miting için çağrı yapan “solcu” kimlikli kişilerin olmasıdır.

Bozkurtlu, hacılı, Hocalı ekibi biliyoruz, anlıyoruz…

Ya ötekilere ne demeli?

Münferit bakan ve Adıyaman

Pazar günü bir miting yapılıyor. Amaç insan hakları konusunda hassasiyet yaratmak, hafıza tazelemek, kurbanları anmak…

Miting icra edilirken görülüyor ki, bunların hiç biri katılımcıların ve konuşmacının umurunda değil. Katliam eleştirilmiyor, tam tersine cinayetler savunuluyor, yeni katliamlar için çağrılar yapılıyor. Hatta bunun nasıl yapılacağı, kimlere karşı olacağın da açık olarak belirtiliyor:

-Bugün Taksim, yarın Erivan bir gece ansızın gelebiliriz!

O günün gecesi Adıyaman’da Alevi mahallesinin evleri boydan boya kırmızı boyayla işaretleniyor.

Gece gelecek olanlara karşı adres bilgisi veriliyor!

CHP Tunceli milletvekili Hüseyin Aygün konuyu öğrenince Facebook sayfasına taşıyor, Türkiye uyanıyor. Gece gelecek olanlar açığa düşüyorlar.

Taksim’de katliam çığlıkları arasında konuşan İçişleri Bakanı ve Münferit İdris Şahin gelişmeli tebessümle yorumluyor:

-Küçük çocuklar yapmış, boylarından belli oluyor!

Küçük çocuklar mı yaptı yoksa “iyi çocuklar” mı pek belli değil.

Ama ortada aleni bir durum var: Son derece sorumsuz davranan bir içişleri bakanı olgusu!

Bir İstanbullu nasıl belli olur?

İstanbul’da kaldırımda yürümek hiç de kolay bir iş değildir.

Büyük kentin Avrupa yakasında kaldırımların büyük bölümü otomobillerle doludur. Yaya kaldırımı gibi bir kavramdan söz edilemez. Hareket eden araçlar yolda, duran araçlar ise kaldırımda bulunur.

Anadolu yakasında ise yaya kaldırımları hem otomobillerin işgali altındır hem de tuzaklarla doluyor. Bu tuzakların başında da Kadıköylü hayvanseverin özensiz köpek tutkusu bazı sonuçları gelir.

Kadıköylü hayvanseverler köpeklerini her sabah gezdirmeye çıkartırlar. Ellerine katiyen bir eldiven, naylon torba falan almazlar ki, köpek kakasını yaptığında onu kaldırımdan alıp bir çöp bidonuna bırakma imkanları olmasın…

Köpekler insan şefkatinden uzak, kendi hallerinde yaşarlarken çişlerini ve kakalarını böyle kaldırım ortası yapmazlardı.
Mutlaka ağaç, çalı, şimşir, ağacımsı bitkilerin bulunduğu bir bölge bulurlar, önce ön ve arka ayaklarıyla burayı kazarlar, sonra kakalarını yapıp, mutlaka örterlerdi. Şimdi onlar da değişti, genetik özelliklerini yitirdiler, kaldırımların ortasına rahatlıkla kakalarını yapabilecek hale getirildiler.

Bu yüzden Kadıköylüler kaldırımda yürümezler, sabah telaşla işlerine giderlerken, bir yandan saatlerine bakıp, bir yandan yaklaşmakta olan araç var mı diye sağa sola bakarlarken, bir köpek kakasına basıp ayakkabılarının altına yapışmış bokla ofislerine girmemek için…

Bazen bunların hiç biri olmayabilir. Kaldırımlar boş ve temiz kalabilir. Ama şartlı refleks yüzünden İstanbullular araçların arasından yürümeye tercih ederler.

Bir başka şehirde boy kaldırımları bırakıp da araç trafiği içinde yürüyen insanlar görürseniz biliniz ki o İstanbulludur!

Ama hoşgörün, mazereti vardır!