BİÇER DÖVER, SEVEN BOĞAR

Çocukları çok seviyorlar. Her aileden en az « üç çocuk » istiyorlar.

Üçten fazlası, beslenemeyeni, sokağa atılanı, elma çalanı, taş atanı hapse tıkıp, dayakçı ve tecavüzcülerin sapık iradesine teslim ediyorlar. Suç ortaya çıkınca sorumluların « yerini değiştirmekle » yetinip, suçu ortaya çıkaran habercileri tutukluyorlar.

İşte Pozantı.

Ama öteki çocuklara çok değer veriyorlar.

Kızlar, adet görmeden başını bağlayıp mümine, oğlanlar sesi bozulmadan hafız olsun diye 9 yaşa ayarladıkları « eğitim » yasası yapıyorlar.

Hepsini Müslüman ve kindar, biçimliyorlar.

Çocuklar Allah korkusu, baba saygısıyla büyürse, erkeği erke, kadını erkeğe itaatkar olur umuduyla, kul kuşaklar yetiştirmek peşindeler.

Çok sevdikleri çocuklara nasıl Müslüman ve kindar olunuru da, onları eğitmek için tekme tokat atarak, muhalif vekil döverek geçirdikleri yasayla gösteriyorlar.

İtaat emrettikleri gençliğe, emre itaat uğruna zorbalık yapılabileceğini öğretiyorlar.

Zaten itaat etmeyen, zorbaya ve zorbalığa karşı yürüyen, konuşan, pankart açan, yumurta atan ve protesto eden gençliği de gazlıyor, dövüyor, hapse tıkıyorlar.

***

Çünkü özgürlükten korkuyorlar. Özgür söylem, çıkarsız inanç, bağımsız düşünce, kadına erkeğe eşit insanlıktan nefret ediyorlar.

Çocuklar gençler çağdaş eğitilir, yurttaş olur, hesap sorar, sen kimsin der, hakkını savunur, diye ödleri kopuyor.

Özgürlüğün her biçimine, her alanda karşılar!

Tinsel özgürlük, tensel özgürlük en korkulu düşleri ; çünkü ister istemez iş dinsel özgürlüğe varıyor ve kurulu düzeni, sultayı, diktayı, baskıyı sorgulatıyor, eninde sonunda.

Demokrasiyi öyle sevdiler ki, yiyip bitirdiler, kalmadı.

Özgür gazetecileri, «terörist, darbeci, hırsız, tecavüzcü » diye içeri tıkıp, Hizbullah’ından PKK’lısına pek çok terörist, hırsız ve tecavüzcüyü serbest bıraktılar. Kodaman hırsızlar, asıl darbeciler, zaten serbestti, yine serbestler…

***

Tarihle yüzleşmekte, tarihleri var. Antikalaşmış olmayanına, tarih demiyor gibiler, ama antikalık algıları da biraz antika.

1915’teki Ermeni tehciri, soykırım olmamış oluyor.

Ama 1992’de Hocalı Katliamı, soykırım oluyor.

1938’deki Dersim katliamı dosyası açılıyor, ama 1993’te Sivas’taki Madımak katliamı dosyası kapanıyor.

1938’lik Dersim, zaman aşımına bana mısın demiyor, antika eser. 1993’lük Madımak failleri henüz yaşadığından, eser antika sayılmıyor. Katliam, tazelikten zaman aşımına uğratılıp, suçluları cezalandırılamıyor.

Nasıl cezalandırılabilirler ki ? Sevgili Melih Aşık’ın 13 Temmuz 2011 ve Ali Sirmen’in 13 Mart 2012’de yayınladıkları « veciz » listede görüldüğü gibi, Madımak katliamının sanık avukatlarından bir ikisi değil, tam 19’u, bugün ya AKP iktidarının bakanı, ya milletinin vekili, ötekiler de parti yöneticisi, üyesi ve AKP tarafından atanmış üst düzey görevliler…

***

Çocuklar ve gençler nasıl seviliyorsa bu ülkede, kadınlar da öyle sevilip korunuyor. Zaten kadına taciz, tecavüz ve şiddet olgusunun üstüne de antika ve taze katliam dosyalarının üstüne gidildiği gibi, vitesi geriye takıp gaz verilerek gidiliyor. Sonuç : Yedi yıl önce öldürülen her 100 kadına karşın, bugün 1400 kadın öldürülüyor. Ama kimse endişelenmesin, 8 Mart’ta yasa çıktı ya, artık bitecek kadın hacamatı…

Artacak derken azalan haklarımız gibi.

Bollaşacak derken darlaşan özgürlükler gibi.

Kurulacak derken yıkılan hukuk devleti gibi.

Bulduk derken yitirdiğimiz demokrasi gibi.

Konuşacağız derken susturulduğumuz gibi.

Bin günlerdir hükümsüz tutuklu gazetecilerden birkaç meslektaşımız, 375 gün sonra serbest yargılanmak üzere hapisten çıkarılınca sevindiğimiz gibi, 107’de 4 oranında sevineceğiz, sevindirileceğiz.

Nedim Şener, Ahmet Şık, Coşkun Musluk ve Muhammed Çakır’ı sevgiyle selamlıyorum.

"Farkında olduğum için var oldunuz, vazgeçtiğim için bugün yoksunuz."

MEVLANA

«G» NOKTASI

“Cumartesi günü CHP Çankaya İlçe’nin 9. Olağan Kongresi’ne Bahçelievler mahallesinin delegesi olarak katıldım. Salondaki bir elin parmağını geçmeyen genç delegeler arasındaydım..

Divan Başkanlığı’na eski Ankara Belediye Başkanı Karayalçın oy birliği ile seçildi… Derken sırasıyla protokol sıralarında oturan kişilerin isimleri okunmaya başlandı… ‘Eski X Belediye başkanımız da aramızda’, ‘eski Y federasyonu başkanı da geldiler’, ‘eski bakanlarımızdan falan feşmekan da buradalar’…

Yeni CHP’nin eski yüzleri, yaşları 70’lere gelen kurtlar, sözde başlarına YENİ sıfatını koyarak, yeniden siyasette koltuk kapabilme telaşındaydılar… Hepsi de konuşmalarında gençliğe atıf yaptılar… Hatta kendileri perde arkasında durarak kızlarını ya da oğullarını, siyasette bir yerlere itme gayretinde olanlar da vardı…

401 kişiden oluşan Çankaya Delegelerini tek tek, zamanında SAV grubunun belirlediği gibi masa başından belirleyen Çankaya İlçe Başkanı sayın Mehmet Perçin’in, 172 kişilik İl delegasyonunun açıklanmasının ardından, tam tamına 174 İlçe delegesi sandığa boş ya da yırtık oy atarak anti-demokratik tavrı protesto ettiler..Yani masa başında yazılan delegelerin %45’i bile, yapılan haksızlık karşısında sessiz kalamadı…”

ENGİN BALIM