“BİZ BARIŞA KARAR VERDİK”…

Sevgili Okurlar,

Atina’yı yazmaya söz vermiştim ama, o biraz bekleyecek… Dünkü (8 Mart) gazetemiz beni öyle sevindirdi ki, bu coşkuyu sürdürmeye karar verdim.

Önce bir girizgah:

Bundan 10 yıl önce, 32 yıl kesintisiz çalıştığım Milliyet Gazetesinden kovulduğumu internet aracılığıyla öğrendiğimde, günlerden 28 Şubat’tı…

Aynı durumda üç kadın gazeteciydik: Duygu Asena, Nilgün Cerrahoğlu ve ben… 8 Mart’a birkaç gün kala meslektaşımız Şükran Soner’den bir telefon:

Cumhuriyet Gazetesi işini kaybetmiş kadın gazetecilere sayfalarını açacaktı…

Bizleri görmeliydiniz! Sesimize , gözümüze, yüreğimize, zihnimize, tüm duygularımıza yeniden kavuşmuş gibiydik… Hiç unutmadım!

Bu yıl, “Cumhuriyet”in kadın çalışanları 8 Mart’ta, yazma olanağı ellerinden alınmış, malum nedenlerle işsiz kalmış, hapse tıkılmış kadın yazar ve gazetecilerden yazı istemeye karar verdik. Dün Ece Temelkuran’ın “Seni bekliyor” başlıklı enfes yazısını okudunuz. Banu Güven, kadınlar günü nedeniyle çok yoğun; Nuray Mert, kararsızdı; Büşra Ersanlı, Ayşe Berktay, Zeynep Kuray’ın yazılarının elimize ulaşması ise hapishane koşulları nedeniyle biraz zaman alacak…Onları bekliyoruz:

Bu arada: Türkiye Yazarlar Sendikası’nın gelenekselleşen 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü Bildirisi’ni bu yıl, altı aydır özgürlüğünden yoksun Prof Büşra Ersanlı’nın yazdığını öğrendim… Bu gün bu köşeyi o bildiriye ayırıyorum:

KADIN VE ERKEK

Yine, yeniden düşünüyoruz…

Doğuran kadın, emziren kadın, pişiren kadın, paylaştıran kadın, toplayan temizleyen kadın, hasta bakan, yaşlı bakan kadın, her şeyi zamanında yetiştiren kadın, onaran koruyan kadın, evdeki kayıtsız gizli emek üstüne tarlada da gizli emek veren kadın, fabrikada, okulda, iş yerinde düşük ücretle çalıştırılan kadın, biriktiren yine kadın ama

Karar veren erkek — Hükümet %90 erkek

Meclis %86 erkek

Yerel yönetimler % 98 erkek

Yönetici bürokrat %99 erkek

Sermayeyi elde tutan — %99 erkek

Savaş çıkartan erkek, ordu erkek — % 100

Şiddete uğrayan kadın, taciz edilen kadın, tecavüze uğrayan kadın, öldürülen kadın… Bu saldırıların özel adları var: namus, töre, kıskançlık, aşk… Aslında hepsi aynı, hepsi güçten iktidardan uzak tutmaya çalışır kadını…

“İtaati kıranın belini kırmak”, en azından aşağılarda bir yerde tutmak, sindirmek… Bunların hepsi de güç karşısında sindirme eylemleri. “Gözünü patlatırım”, “kafanı kırarım”, “saçını yolarım”,“bacaklarını ayırırım”, “burnunu kırarım”. Bunlar burnundan kıl aldırmayanların eylemleri.

İstenen nedir?

-Kadın, kendini göstermesin!

-İktidar mücadelesi için savaş için erkek çocuk yetiştirsin!

-Zekâsını kamu alanında kullanmasın!

-Yaratıcılığını eve, süse ve “ kadınsı” faaliyetlerin dışına taşırmasın!

-Muhalefet etmesin!

-Güce, yani erkeğe, onun yarattığı geleneğe, onun adaletine, tek başına
yaptığı yasaya itaat etsin!

-Mesleğinde erkeği geçmesin!

-Yaptığı işte itibar kazanmasın, kazanacak olursa derhal itibarsızlaştırılsın!

-Ne yaparsa yapsın, BİR ADIM GERİ DURSUN!

-Kadın erisin, tortu olsun! Erimeyenler cezasını bulsun. “Uslanmayan” cezaevine konsun!

-İktidar kavgalarının, sermayeden karin pazarlık rehineleri olsun!

BİLİNÇLENEN KADINLAR

Evde işte ayrımcılığa uğrayan tüm Türkiyeli kadınlar; dilini devlet, zekâsını babası, ağabeyi, amcası yasaklamış Kürt kadınları; dünyada her alanda hâl kenara itilmeye çalışılan tüm kadınların kız kardeşleri Türkiye’ de doğup büyümüş kadınlar, bilinçlendiler.

20-30 yıldır her geçen gün uzmanlaşan örgütleriyle toplantılara, konferanslara, derslere sokaklara çıkıyorlar, fabrikalarda tarlalarda çalışıyorlar. Siyasette yerlerini alıyorlar.

Biz kadınların düşmanı yok, tespiti var:

Cins baskısı, erkek iktidarları meşrulaştırmanın ilk ve en kuvvetli adımıdır.

Çünkü en belirgin en yaygın fark cinsiyet farkıdır. En uzun yaşatılmış fark toplumsal cinsiyet farkıdır.

Başta insan hakları olmak üzere tüm hakların dışında tutulmaya çalışılan kadınlar, “İNSANOĞLU” kavramıyla yok sayılmıştır. Kadınlar, iktidar kavramının anlamını değiştirme mücadelesine çoktan başladılar. İktidar insani ortaklık olacak; diyaloga dayanan anti militarist tutum iktidar olacak; diyalog üstünlüğü ile hukukun üstünlüğü belirlenecek.

Karar ve yetki alanlarını erkeklerle yarı yarıya paylaşacağız. Biz barışa karar verdik. Savaşın haklısını da haksızını da kabul etmiyoruz. Diyaloga, yaşatmaya, paylaşmaya inanıyoruz.

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü hepimize, tüm kadınlara ve bizi destekleyen herkese kutlu olsun!