HAYIRLI UĞURLU KATLİAMLAR!

Sivas’ta 2 Temmuz 1993 günü insanlar Madımak Oteli’nde yakılarak katledildiğinde, işbaşında DYP-SHP Koalisyon Hükümeti vardı. TC Devleti çok güçlü olduğu için güvenlik kuvvetleri, “insanlar yakılana kadar” bekledi. Dindar kitle, Madımak Oteli’ni ateşe verdikten sonra “vakit tamamdır” diyerek kente girdiler. Otel önünde toplanan “İslami-demokratik gösteriye” son verdiler!

Tam 19 yıldır, bu işin doğrudan failleri yakalanamıyor, yargılanamıyordu. Esas faillerinden vazgeçilmiş olsa da göz önündeki katliamcıların yargılanabilmeleri bir şeydi. Ölenlerin yakınları belki “adalet yerini buldu” diyeceklerdi.

O bile olmadı!

Bir devlet katliamcısına bu kadar mı sahip çıkabilir?

Askeri, polisi, bekçisi, jandarması, istihbaratçısı el birliği içinde 2 Temmuz 1993’te bir kentin tarihine kara leke sürülmesi için ellerinden gelen her şeyi yaptılar. Savcısı, hakimi, yargısı, adaleti de ceza vermemek için var güçleriyle çabaladılar.

Ve sonunda ortaya bu tablo çıktı.

Davanın zaman aşımından düşürülmesi konusu Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde değerlendirildi. CHP ve BDP kararı eleştirdiler. MHP ise daha sonra bir değerlendirme yapacağını bildirerek “susma hakkını” kullandı.

En açık, samimi ve içten değerlendirme ise iktidar partisinin gurup toplantısında dile getirildi. Hem de en yetkili kişi tarafından… Başbakan Recep Tayyip Erdoğan dedi ki:

-Memleketimize, milletimize hayırlı uğurlu olsun!

Katliamlar ülkesi

Dünyada katliamlar denildiğinde aklı öncelikle Ruanda’da iki büyük kabile arasında yaşananlar geliyor. Hutular ile Tutsiler vitrine çıkartılıyor. Türkiye’de de böyle bakılıyor.

Oysa bizim ülkemizde öyle bir devlet yapısı var ki, hem Hutuları hem de Tutsileri aynı çatı altında istihdam edebiliyor.

Yarın 16 Mart…

16 Mart Katliamının yıl dönümü…

1978 yılının 16 Mart günü İstanbul Üniversitesi öğrencileri polis gözetiminde okuldan çıkarlarken, “güvenli” olduğu gerekçesiyle Eczacılık Fakültesi önüne doğru yönlendirildiler.

O gün olay mahalline polis otosuyla getirildiği daha sonra mahkeme dosyalarında yer alan ülkücü eylemci “Allahsızlar” diye bağırarak solcu öğrencilerin üzerine bombayı fırlattı.

7 öğrenci öldü, 41 öğrenci de yaralandı. Ölenlerin adları şöyleydi: Cemil Sönmez, Baki Ekiz, Hatice Özen, Abdullah Şimşek, Murat Kurt, Hamdi Akıl ve Turan Ören.

Eylemi Latif Akdı ve Sıddık Polat isimli ülkücüler yapmıştı. Onları Beyazıt’a Mustafa Doğan getirmişti.

Kim bu Mustafa Doğan?

Toplum Polisi’nde görevli bir emniyet mensubu… Yargılama sırasında mahkeme bu ismin yakalanmasını istedi, İstanbul Emniyeti ise onu bir türlü bulamadı!!!

-İstifa etti, teşkilattan ayrıldı gitti, biz onu nereden bulalım?

Ama bir polis daha vardı… Bombayı atıp kaçan Latif’in arkasından koşup yakalamak üzere olan polis memurlarına emir verdi:

-Durun koşmayın!

Polisler durdular, koşmadılar. Bombacı çocuk kaçtı.

Bu emri veren polis kimdi?

Komiser muavini Reşat Altay!

Onun için bir şeyler yapıldı: Teşkilat içinde devamlı terfi ederek çok yükseldi,
1.Sınıf Emniyet Müdürü oldu.

Bu yazılanların hepsi biliniyor. Yeni bir şey yok. Sadece yazıyoruz:

-16 Mart 1978’i unutmadık!