YAZARLARI SOKAĞA MI ATIYORSUNUZ?

Türkiye Yazarlar Sendikası’nın kuruluş tarihi 6 Şubat 1974’tür.

Kurucuları arasında dünyaca ünlü Yaşar Kemal, Aziz Nesin gibi yazarlarımız da bulunmaktaydı.

Yaşar Kemal’in kısa süreli başkanlığından sonra Aziz Nesin’in başkanlığı sırasında Türkiye Yazarlar Sendikası ülkemizin başta gelen sivil toplum kuruluşları arasında yerini aldı.

Kim yazacak bilmiyorum, fakat belgelerden ve anılardan yararlanarak yazarlarımızın bu meslek örgütünün tarihi yazılmalıdır.

Bu tarih aynı zamanda ülkemizin yakın tarihinin de önemli bir bölümü demektir.

***

Yazarlar Sendikasının hangi çilelerden, sıkıntılardan, özverilerden geçerek bu günlere geldiği birkaç cümleyle anlatılamaz.

Adı sendikadır ama, yöneticilerinin her hangi bir ücret alması söz konusu olmadığı gibi, bütün yük tümüyle onların omuzlarındadır.

Üye ödentileri dışında bu örgütün beş kuruş geliri yoktur.

Yazarlar sendikası gerçek anlamıyla bir gönüllüler örgütüdür.

İki dönem başkanlığını yapmış biri olarak bu gerçeği en iyi bilenlerden biri de benim.

***

“Genel Merkez”imiz önce Sultanahmet’te kiraladığımız birkaç metrekarelik bir odadan ibaretti. Daha sonra bir süre Tepebaşı’ndaki bir binada sığıntı bir yaşam sürdürdük. Orada çıkan bir yangında sendikanın bütün evrakları ve eşyaları yandı.1980 darbesinden Türkiye Yazarlar Sendikası da nasibini aldı. Açılan davanın aklanmayla sonuçlanmasından sonraki süreçte, Oktay Akbal’ın başkan, Demirtaş Ceyhun’un ikinci başkan oldukları dönemde, sendika CHP’li Belediye’den Kabataş’ta bir mekân kiraladı. Ödenemeyen kiraların birikmesi ve belediyenin el değiştirmesi sonucunda , sendika burayı da terk etmek zorunluluğuyla karşılaştı. Benim başkanlığım da bu sürece rastlıyor. Konut sıkıntımızı, dönemin Kültür Bakanı Fikri Sağlar’la görüşmelerimiz sonucunda, bugünkü genel merkezimizi elde ederek aşabildik. Genel Merkez derken, Yıldız Sarayı Dış Karakol Binası’ndaki yine birkaç metre karelik bir odadan söz ediyorum…

***

Öyle ya da böyle, “gönüllüler örgütü” o günden bu güne çalışmalarını bu birkaç metrekarelik odada da sürdürmeyi başardı… Cengiz Bektaş’ın başkanlığındaki TYS ve İstemihan Talay’ın bakanlığı sırasındaki Kültür Bakanlığı arasında yapılan bir sözleşmeyle de Dış Karakol Binasının arka cephesindeki “Arabacılar Dairesi”, ülkemize bir edebiyat müzesi olarak kazandırıldı… Bu edebiyat müzesinde, daha teknik adıyla “müze-belgelik”te, hayatta olmayan yazarlarımızın yapıtları, evrakları, eşyaları, giyim kuşamları muhafaza ediliyor, sergileniyor… Birkaç gün önce, duvarlarını Dede Korkut’lardan günümüze kadar gelmiş geçmiş yazarlarımızın resimlerinin, fotoğraflarının süslediği “müze-belgeliği”, bu doğru dürüst ısıtılmaktan bile yoksun, loş, kimsesiz alanı gezerken, derin bir üzüntü duydum. Duvarlardan bana bakanlar, sanki resimler ya da fotoğraflar değil, her biri bu ülkenin edebiyatına, kültürüne nice emekler vermiş yazarların, şairlerin kendileriydi… Büyük bir üzüntü duydum, çünkü bu güne kadar sadece sendikanın özverisiyle ayakta tutulmaya çalışılan; devletten, başkaca kurumlardan herhangi bir destek görmeyen müzenin, şimdi de Kültür Bakanlığından gelen bir yazıyla boşatılması isteniyor…

***

Yazımın bu bölümünde Kültür Bakanı Ertuğrul Günay’a seslenmek istiyorum.

Sayın Bakan; müze belgeliğin boşatılmasına “olur” imzanızı verirken, bu müzeyi bir kez olsun gezip gördünüz mü?

Hangi emeklerle, hangi özverilerle ayakta tutulmaya çalışıldığını sorup öğrendiniz mi?

Türkiye Yazarlar Sendikası’nın genel merkezi denilen o odacığa bir kez olsun uğrayıp, yöneticilerle konuştunuz mu?

Bu meslek örgütünün, yakın tarihimizin, kültür yaşamımızın nasıl ayrılmaz, onsuz olmaz bir parçası, gözbebeği, eşsiz bir ürünü olduğunu bilmemeniz olası mı?

Bunların da ötesinde, “olur” imzanızı taşıyan yazıyla TYS ve Kültür Bakanlığı arasındaki sözleşmenin(protokol’ün) iptal edilmesinin, söz konusu protokole(bu demektir ki yasaya) aykırı olduğunu, ısrarı durumunda dava konusu olacağını danışmanlarınız size söylemedi mi?

Sayın Bakan; “müze-belgelik”te kimseden bir destek görmeksizin korunmaya çalışılan; edebiyat severlerin, daha da önemlisi öğrencilerin gelip gördüğü belgeleri, anıları,eşyaları sokağa mı atmak istiyorsunuz?

Bütün bunları, üstelik yasaya aykırı olarak yapmayı, yapabileceğinizi tasarladığınızı düşünmek bile istemiyorum.

Sizi bu konu üzerinde daha ayrıntılı ve sağlıklı düşünmeye, Türkiye Yazarlar Sendikasının günümüzdeki yöneticileriyle görüşüp konuşarak kalıcı ve gerçekçi çözümler üretmeye çağırıyorum…