MUHAFAZAKâR SANAT

Adı üstünde, “muhafazakâr”, muhafaza eden demek.

Osmanlıca-Türkçe sözlükte (M.N.Özün, sayfa 550) “hıfz” sözcüğünden türetildiği belirtilerek “muhafaza”nın karşılıkları şöyle sıralanıyor:

  1. Koruma, saklama, kayırma.
  2. Bırakmama, değiştirmeme.

Oldu olacak, “hıfz”ı da araştıralım:

  1. Saklama, koruma.
  2. Ezberleme, hatırda tutma.(aynı sözlük, sayfa 319)

Şimdi de “sözcüğün kendisinin, “muhafazakâr”ın açıklanışına da bakalım:

“Değişiklik istemeyen.Olageleni bırakmama taraflısı”

Bu açıklamaların ışığında, “muhafazakâr sanat”ın ne mene(çeşit, ne türlü) bir şey olduğunu şöyle açıklayacağız:

Koruyan, saklayan, kayıran,ezberleyen, hatırda tutan,değişiklik istemeyen,olageleni bırakmama taraflısı sanat…

Böyle bir sanat var mı? Böyle bir sanat eseri var mı? Dünya resim, müzik,tiyatro, sinema, edebiyat tarihi alanlarında iz bırakmış, bugünlere ulaşmış, bu günlerde de bu türlü bir sanat yapmakta olan kayda değer bir sanatçı var mı?

Yoksa sanatın her alanı, bütün sanat tarihi, yeni buluşların, yenilikçi ve devrimci atılımların birbirini izlemesi, toplamı mıdır?

Bütün bunları, yanıtları apaçık bu soruları nereden çıkardın diye soracak olursanız, bir yerden çıkarmadım…

Adını ilk kez duyduğum “Suriçi Grubu Platformu”nun “İstanbul Toplantıları”nın “Mart ayı onur konuğu” olan Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Prof.Dr.Mustafa İsen orada yaptığı konuşmada şöyle buyurmuş:

“Muhafazakâr kesimin nasıl bir demokrasi anlayışı varsa, muhafazakâr estetik ve muhafazakâr sanatın normlarını oluşturmak gibi bir yükümlülük içindeyiz…”

Konuşmanın devamında ise şöyle deniyor:

“Cumhuriyet döneminde devlet, kültür ve sanat alanında doğrudan hizmet sunan ve organize eden konumunda olmuş, Devlet Opera ve Balesi, Devlet Tiyatroları, Devlet Halk Dansları Toplulukları, Devlet Türk halk ve sanat müziği toplulukları gibi kuruluşlarla mevcut repertuar ve sanat anlayışı, zaman zaman bazı başarılı idareciler elinde nispeten kaliteli bir şekilde tekrarlansa da devlet sisteminin sınırlayıcı ve bürokratik etkisi altında beklenen yaratıcı ivme kazanılamamıştır. Son 10 yılda da külli bir değişiklik gündeme gelmemiştir. Başlangıçtaki yapı aynen devam etmektedir”

***

Bu(kendi içinde de karışık ve tutarsız) sözleri söyleyen kişi herhangi biri, sıradan bir köşe yazarı, yeteneksiz bir sanat heveslisi olsa, üstünde durmaya değmez.

Fakat bunları, şu anda devlet bürokrasisinin tepesinde bulunan biri söylüyor.

Muhafazakâr kesimin nasıl bir demokrasi anlayışına sahip olduğu her an yeni örneklerle karşımızda.

Hem muhafazakâr hem demokrat nasıl olunabilir?

Demokrasi değişim, devinim, düşüncelerin çatışması, hoş görü, özgürlük demekse, değişime karşı, olageleni bırakmama taraflısı bir ideoloji, nasıl ve neden demokrat olsun?

Şimdi bu muhafazakâr kesim, daha açık söyleyecek olursak şu andaki siyasal iktidar ve onun sanat- kültür alanındaki uzantıları “muhafazakâr estetik ve muhafazakâr sanatın normlarını oluşturmak gibi bir yükümlülük içinde” imişler…

Peki bu nasıl yapılacak?

***

Nasıl mı?

Yukarıdaki sözlerin satır aralarında bile değil kendisinde, bunun nasıl yapılacağı açıkça dile getiriliyor:

Cumhuriyetin eseri olan bütün sanat kurumlarının canına okunarak…

Her türlü ilerici, yenilikçi, özgürlükçü, araştırıcı, devrimci atılımın önü kesilerek…

Devletin, kamunun, belediyelerin maddi olanakları; sanat ve sanatçı görünümü altında, ne kadar gerici, tutucu, ezberci, değişime karşı, yani sanatın özünün ve ruhunun tam karşısındaki kişi ve kurum varsa, onlara peşkeş çekilerek…

Gerçek sanatı ve sanatçıyı ise, duruma ve yerine göre, her türlü destekten yoksun bırakıp yeri geldiğinde de kitap ya da tiyatro oyunuysa yasaklayarak, sinemaysa sansürleyerek, resim sergisiyse kapatarak, heykelse yıkarak yok etmek, ortadan kaldırmak…

“Muhafazakâr kesimin demokrasi anlayışı.denilen şey de zaten bunu gerektiriyor…