ZAMAN AŞINIR! YA VİCDANLAR?

Düşünceye engel olunabilir mi?

Hayır olunamaz. Hapse koyun, hücreye tıkın, işkenceden geçirin… Nafile… “Zararlı” düşünceyi barındıran kafayı kesin, ipte sallandırın, boynunu koparın… Yine nafile… Aynı zararlı / sakıncalı / muhalif / ya da Başbakan’ın terminolojisiyle “taraf olmayıp bertaraf edilecek” düşünce barındıran ne kadar kafa varsa, tümünü yakın ya da yok edin, yine de düşünceyi öldüremezsiniz… Düşünce yaşamaya devam edecektir… Kafası henüz koparılmamış, boynu kırılmamış, yakılmamış, yok edilmemiş olanlar, düşünceyi geliştirerek yayacaklardır. Beğenseniz de beğenmeseniz de…

Birkaç gün önce uluslararası katılımlı, Türkiye Yazarlar Sendikası (TYS), Çevirmenler Meslek Birliği (ÇEVBİR), Türkiye Yayıncılar Birliği ve PEN Türkiye Merkezi’nin düzenlediği “12’den 12’ye Düşünce ve İfade Özgürlüğü Sempozyumu”nda hep bu gerçeği düşünüyordum.

Zulüm devam ediyor hâlâ

Sempozyumda 12 Mart ve 12 Eylül’den günümüze uzanan yasaklar ve uygulamalar, hukukçular, yazarlar, yayıncılar, gazeteciler tarafından örneklerle ifade edilirken zaman zaman gülüyorduk da! Öylesine saçma, öylesine akıl almaz, öylesine ilkel durumlar karşısında ancak gülünebilirdi! Oysa yaşanan utanç vericiydi! Vahşetti! Zulümdü!

Bugün zulüm devam ediyor hâlâ…

Günlerdir Ahmet Şık’ı ve Nedim Şener’i dinliyorum… Evet zulüm devam ediyor hâlâ. Onlara ve ailelerine o 375 günü yaşatanlar hesap vermedikçe serbest bırakılmalarına sevinemem…

Madımak katliamının, Sivas davasının zamanaşımından bir gün önce Padişah efendinin ulufe dağıtırmış gibi “Hadi yarın nasılsa yaygara koparacaklar, bugün birazcık seviniversinler, bu haberle oyalanıversinler” misali bir serbest bırakmanın nesine sevineyim ki…

4 gazetecinin serbest bırakılması, yüzü aşkın gazetecinin, yazarın, bilim insanının tutuklu yargılanmalarını unutturamaz…

Mustafa Balbay’ın, Tuncay Özkan’ın, Müyesser Yıldız’ın yazdıklarını okuyorum; adlarını bilmediğim gazetecilerin (internete girip Bianet’te “Hapis Gazeteciler Anlatıyor” başlığından daha nicelerinin) mektuplarını okuyorum. İçim katılıyor. Evet zulüm devam ediyor hâlâ…

Adalete güven kalmayınca

Zulüm sadece hak ve özgürlüğünün ortadan kalkmasıyla uygulanmıyor… Adalete güvenin kalmaması da körüklüyor zulmü…

“12’den 12’ye Düşünce ve İfade Özgürlüğü Sempozyumu”nda da söylediğim gibi, sadece Nedim Şener ve Ahmet Şık için dayanışma gösterip, öteki gazetecilere, özellikle Güneydoğu’da çalışan gazetecilere yapılanı yok sayarsanız… Sivas katliamı davasının zamanaşımına uğramasına ses çıkarmazsanız … Ses çıkarmamak bir yana, “hayırlı olsun” diye temennide bulunursanız… Yalanlarla, medyayı satın alarak, tehditle, baskıyla, korkutmayla, belki bir süre daha “idare edebilirsiniz!”

Ama inanın bir gün bunun hesabını sizden sorarlar. Mutlak sorarlar!

Sempozyumla aynı gün, aynı saatlere rastlayan bir toplantıda Sevgili Rakel Dink’in sözleri benim tüm duygularıma tercüman oluyordu.

“Suçluyu suçsuz çıkarmaktan da, suçsuzu mahkûm etmekten de Tanrı iğreniyor. Benim de artık midem bulanıyor Türkiye’de yapılan bu haksızlıklardan” diyordu. Benim de kusmak geliyor içimden.

Haftanın belki de en gerçekçi “Tweet”ini ise, önce Cengiz Çandar taşımıştı köşesine:

“Alevi yakarsanız zamanaşımından; Ermeni öldürürseniz delil yetersizliğinden; Kürt öldürürseniz kahramanlıktan cezasız kurtulursunuz bu ülkede…” (“Kadın öldürürseniz tahrik indiriminden” ya da “namusu kurtarmaktan” diye de eklenebilir…)

İşte aynen böyle.

Zaman aşınır. Ya vicdanlar?