BAKAN’IN YALANI…

Soru aslında çok netti. “Greenpeace’in Türkiye’de üretilen biber, armut ve üzümün en tehlikeli ürünler olduğunu iddia ettiği raporu nasıl değerlendirdiğini’ sorduk Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker’e.. Geçen hafta gerçekleşen Uluslararası Bahçe Bitkileri Üreticileri Birliği’nin (AIPH) 12. bahar toplantısına katılmak üzere Antalya’daydık. Bakan Eker hiç duraksamadan “Düpedüz iftira, kasıt var” diye yanıtladı soruyu ve ekledi: “Türkiye ile AB arasında hızlı alarm sistemi bulunuyor. Tek bir şikâyet bile almadık.”

Aradan sadece 5 gün bile geçmeden Avrupa Birliği’nin hızlı alarm sistemiyle geçen yıl 100 gıda ürün çeşidini Türkiye’ye geri gönderdiği ortaya çıktı. Uzmanlara göre, 2000-2011 arasında AB’de denetime takılan ürün sayımızın 40’lardan 100’lere yükselmiş durumda. Bu çok büyük bir rakam. Eski yıllara göre pestisit kalıntılı sebze ve meyvelerde sıçrama var. Bunun yanında mikotoksin ve afrotoksinli ürünlerde de artış görülüyor. Konu son derece hassas. Öncelikle şunu vurgulayalım ki, AB’nin kapıdan çevirdiği bütün bu ürünler Türkiye’de sofralarımızda. Bir noktayı daha ekleyelim: Sağlık Bakanlığı verilerine göre, 2004’te 118 bin 696 olan kanserli hasta sayısı yedi yılda yüzde yüz artarak 216 bine ulaştı. Kanser vakalarının en çok görüldüğü yer Marmara Bölgesi.. Ve araştırmalara göre bir ülkenin tarım ilacı kullanım miktarı ile kanser oranı paralel bir artış gösteriyor.

Gelelim Bakan Eker’in yanıtına. Daha doğrusu yalanına. Ve herkesin gözlerinin içine bakarak bunu söylemeye cesaret etmesine… Yaşamsal bir konuda toplumsal duyarlılığı hiçe saymasına… Bakıyorum ajanslara, gazetelere; ne geçen haftaki demecine ilişkin küçük bir özür ya da düzeltme ne de AB kapısından geri çevrilen ürünlere ilişkin bir yalanlama var.. Biliyor tabii Sayın Bakan, o söyler geçer. Kimse ‘Neden böyle dedin?’ diye hesap sormaz… Balık hafızalı toplum unutur gider sözleri…

Antalya’da Botanik Expo’su

Antalya 2016’da önemli bir etkinliğe ev sahipliği yapacak. Botanik Expo’su, 23 Nisan 2016’da 6 ay süreyle Antalya’yı “Çiçek ve Çocuk” temasıyla yemyeşil bir kent haline dönüştürecek. Çiçek estetiği, çocuk da geleceği simgeliyor. Türkiye’de eğitim politikalarının siyasallaşması ve 28 Şubat’ın rövanşı haline getirilmesiyle “geleceğin simgesi çocuğun” ne hale geleceğini bir kenara bırakıp şimdilik Botanik Expo’su anlatalım isterseniz. Ama önce küçük bir bilgi: Hatırlarsanız Expo’lar Türkiye’nin gündemine İzmir’in 2015 Expo’sunu kılpayı kaybetmesi ile girmişti. Aradan 2 yıl geçti. Bu arada Antalyalılar sessiz sedasız Botanik Expo’suna ev sahipliğini elde ettiler. Başarılarında en büyük pay güç birliği idi. Süs Bitkileri ve Çiçek İhracatçıları Birliği, Antalya Sanayi ve Ticaret Odası, Antalya Büyükşehir Belediyesi ve dönemin Antalya Valisi tam bir birlik ruhu içinde yola koyulmuştu. Kasım 2011’de Paris’te bayrağı devraldılar. Geçen hafta Antalya’da AIPH’nin hazırlık toplantısında doğal olarak ana gündem maddesi EXPO oldu. Aksu bölgesinde 1088 dönümlük bir alanda kurulması planlanan Expo arazisinde 100 ülkenin bahçesi olacak. Bu ülkelerden 30 büyük kuruluş katılacak. Bahçeler yanında Expo’nun tepesi, ormanı, göleti ve sözünü ettiğim simge “kule” de yapılacak. Henüz tam kesinleşmemekle birlikte 180 milyon liralık bir bütçe söz konusu olan ve bu paranın çoğu inşaata ve Antalya’nın altyapı yatırımlarına gidecek. Yılda 80 milyon dolarlık süs bitkisi ihracını gerçekleştiren üreticiler bu yüzden hayli heyecanlı. Ancak dile getirdikleri çok önemli iki sorunları var. Bunların ilki, çalışmaların ve projenin başlayabilmesi için gerekli yasanın hâlâ çıkmamış olması. Tasarı hâlâ Bakanlar Kurulu’nda. İkinci sorun ise birlik ruhu ile başlayan bu işte özel sektörün giderek dışlandığı kaygısı. Bakan Eker’e bunu sorduk. 30 kişilik çalışma meclisi içinde tüm sivil toplum örgütlerinin olacağını söyledi. Şimdi en tepedeki 5 kişilik icra komitesinde kimlerin olacağı merak konusu. Valilik, belediye, Süs İhracatçıları Birliği yanında diğer örgütler de yer almak istiyor.

Sonuçta tartışmalar bir an önce bitmeli. Expo 2016 için günler sayılı. Sayılı günün de hızla geçeceğini unutmayalım…