SE-Vİ-NE-Mİ-YO-RUM…

“12 Eylül yargılanıyor” diyorlar. “Neden sevinemiyorsun?”

Neden sevinemediğimin yanıtı bence çok hem de çok açık. Günlerdir gazetemizde birçok yazar, neden sevinemediklerini açıklıyor. Ama hâlâ anlamak istemeyenler var. Ben de kendimce anlatmaya çalışacağım.

Sevinemiyorum. Çünkü 12 Eylül yargılaması benim için koca bir aldatmaca, kötü sahnelenmiş berbat bir fars, sağ gösterip sol vurma çabası…

12 Eylül devam ediyor hâlâ

Sevinemiyorum, çünkü iki yaşlı eski generali yargılamanın 12 Eylül’ü yargılamak demek olmadığının bilincindeyim. O darbenin gerisindeki güçlerin tümüyle yok sayıldığını, onlara dokunulmadığını, değil dokunmak, sorgulanmadığını bile görmekteyim. Sevinemiyorum:

Çünkü 12 Eylül zihniyeti ve 12 Eylül kararları devam ediyor hâlâ. Despotizmiyle, seçim yasasıyla, yüzde onluk barajıyla, YÖK’üyle ve tüm kurumlarıyla…

Çünkü bugün Devlet Güvenlik Mahkemeleri (DGM) yok, ama onların yerini Özel Yetkili Mahkemeler aldı. Yargı yine iktidar emrinde.

Çünkü sistematik işkencenin yöntemi değişti. Filistin askısı gitti yerine hücre geldi.

Çünkü korku imparatorluğu tüm gücüyle bugün de geçerli. (İnanmazsanız gazetecilere sorun…)

Çünkü düşünce özgürlüğü, ifade özgürlüğü hâlâ ayaklar altında…

Çünkü en ufak bir direniş gösteren ya da itirazını dillendirecek olana yine polis copu, biber gazı, tazyikli su… Yine şiddet…

Çünkü yazarların, bilim insanlarının, sokaktaki gencin, belediye başkanı seçilmiş bir insanın, konuşan bir memurun, itiraz eden kadının, eleştiren gazetecinin, yayıncının, neredeyse 100 bin kişinin toptan “terörist örgüt üyesi” kimliğiyle içeri tıkılması bugün de yaşanıyor… KCK davasına bakmak yeter…

Sevinemiyorum, çünkü son iki yıl içinde 7 bin üniversite öğrencisi hakkında soruşturma açılması, 4 bin 600 öğrenciye okuldan uzaklaşma cezası verilmesiyle “darbeyi yargılıyoruz” söylemi arasındaki çelişki midemi bulandırıyor.

Midem bulanıyor, çünkü…

Tamam sevinemiyorum ama bundan ötesi de var. Midem nasıl bulanıyor anlatamam…Her an kusmak üzereyim!

Evren’in önünde el pençe kuyruğa giren, el etek öpen, pantolon paçalarını yalayan kimilerinin bugün “Yaşasın, Evren yargılanıyor…” tantanasını gördükçe midem bulanıyor…

O günlerde yazdıkları darbe şakşakçısı yazıları unutup bugün tam tersini yazan yalakaları okudukça midem bulanıyor. Ne yaparsınız, herkes unutmuyor işte!

“Darbe yargılanıyor, hâlâ niye sevinmiyorsunuz bakalım!”, “İllaki sevineceksiniz” ya da “Tarık Akan’lar neredesiniz, neden mahkeme kapısında değilsiniz?” diye çıkışanlar karşısında mide bulantıma, gülsem mi ağlasam mı duygusu karışıyor…

Hele hele Başbakanın “12 Eylül referandumunda ‘Hayır’ diyenleri” (kendi referandumundan söz ediyor) yüzsüzlükle suçlaması… Oha yani!

“Hayır”ı, millet Evren yargılanmasın diye değil, yargı siyasetin emrine girmesin diye verdi! Bunu başbakan bilmez mi?! Bal gibi bilir. Ama olsun yine de söyler!

“Darbeyi yargılıyoruz” şovunu kendi iktidarını güçlendirmek için sahnelemek… Memleketin sürüklendiği savaş tehlikesini örtbas etmek için kullanmak… Ülke içinde geleceğe yönelik en büyük sorunu (eğitim birliğinin yok edilmesi) gözden uzak tutmak için iktidara geldikten bunca yıl sonra bu farsı sahnelemek…

Benim en çok, ama en çok midemi bulandıran ne biliyor musunuz?

Milleti aptal yerine koymaları; geri zekâlı muamelesi yapmaları…
“Ama belki de öyleyiz…” dediğinizi duyar gibiyim…