CANIM MERAL

Canım Meral, bak işte, daha şimdiden, seninle konuşmaya başladık bile…

Hayır, dileğini gerçekleştiremedik, küllerini Gökova’ya serpemedik… Dün seni deniz kenarındaki o cami bahçesinden yolcu ederken Boğaz’ın sularına usulcacık bir demet kır çiçeği bıraktım. Bir yolunu bulup Gökova’ya ulaşırlar nasıl olsa… Ve senin dostların, seni sevenler, bu yaz ve bundan sonraki yazlar boyunca ne zaman Gökova’ya uğrayacak olsalar, inan esen rüzgârda senin bir kahkahanı duyacaklar, seninle yaşadıkları anıları tazeleyecekler, sularda senin o gülen yüzünü görecekler…

Canım Meral,

Günlerdir seni okuyoruz, seni konuşuyoruz, seni yaşıyoruz, seni ölüyoruz…

Türkiye seni daha çok “İkinci Bahar”la şahlanan senaryo yazarlığın, oyunculuğun ve günümüzde “olgunluk dönemi, ustalık dönemi işin” sayılan “Muhteşem Yüzyıl”la tanıdı.

Oysa benim “Canım Meral”im çok daha eskilerden 70’lerden kalma… Sabırsızlıkla bekledikti Ankara’dan İstanbul’a gelmeni… İşçi Partili, yiğit, zeki, her daim gülümseyen o güzel kız… Arkadaşımız Yaman Okay’ın sevgilisi, karısı, büyük aşkı, yoldaşı…

Gözlerime ve yüreğime birbiri peşi sıra fotoğraflar düşüyor: Beyoğlu’nun arka sokağındaki eski Papirüs… Köşedeki Yuvarlak Masa… Namı diğer, Yeşilçam’a nazire, Kızılçam Masası… Sonra Yaman’ı çok erken aramızdan alıp götüren hastane günleri… Beyaz koridorlarda ağlayarak birbirimize sarıldıktan sonra, Yaman’ın odasına girip kahkahalar attığımız günler… Sonra dinmeyen acın, durulmayan aşkın… Sonra hüzünle sevinçleri harmanlayışın; yalnızlığınla çokluğunu bir arada dolu dolu yaşaman… Hep çok çalışarak yaşaman… Sonra bizim evde Sezen ve Onno’lu o muhteşem pazarlar… Onno’nun deyişiyle “lezzet ve müzik patlamalı” günler…

Canım Meral,

Günlerdir seninle gülüyor, seninle ağlıyoruz… Seninle öfkeleniyoruz… Sen hayattayken sana saldırmaktan, yaşamını cehenneme çevirmekten vazgeçmeyen güruh, senin gücünden ne çok korkmuş olacak ki, şimdi de seni seven yığınları, milyonları kahretmek için saldırılarını sürdürdü. Onlara insan gözüyle bakmadığımdan yanıt bile vermiyorum…

Canım Meral,

Kişiliğin, yaratıcılığın, çalışkanlığın, olaylara ve çevrene çok yönlü bakabilmen, eşsiz mizah gücün, zekân, hazır cevaplığın, insan kadri bilmen, yardım eli uzatışın, dostluğun, cömertliğin, cesaretin… Günlerdir bunlar hep söylendi, yazıldı… Ne desek, hep eksik kalacak…

Canım Meral,

Okurlar bu yazıyı okuduğunda yeni bir gün başlamış olacak… O yeni günde ve bundan sonra herhangi bir günde, ben seni düşünürken, gözlerimin önünde Yaman’la senin o 70’li yıllardaki fotoğrafın gelip yerleşecek… Yaman’ın seni orada yine çiçeklerle karşıladığını, bir daha birbirinizden asla ayrılmamak üzere sarmaş dolaş olduğunuzu hissedeceğim… Belki bir an için, zamanı ve tarihi unutup o aşk yüklü bakışlarınızın arasına Onat’ın, Yavuzer’in, Hüseyin Baş’ın kahkahaları, Zeki Ökten’in mahçup gülümsemesi karışacak… O an Papirüs’te, Kızılçam masasındayım sanacağım… Sonra kendime gelip, kadehimi sana kaldıracağım… İyi ki vardın, iyi ki varsın, diyeceğim… Senin için sulara bıraktığım kır çiçekleri belki de Gökova’ya ulaşmıştır diye teselli bulacağım… Hoşça kal canım arkadaşım.