SİZE DE GEREKEBİLİR: ORGAN NAKLİ

Dünyada ilk başarılı organ nakli 1954’de Boston’da tek yumurta ikizleri arasında yapılan böbrek naklidir.

Türkiye’de ise ilk canlı donörden alınarak yapılan böbrek nakli 1975’de, kadavradan alınarak yapılan nakil ise 1978’de Hacettepe Üniversitesi Hastanesinde Prof.Dr. Mehmet Haberal tarafından yapılmıştır. Ve yine 1988 yılında ilk karaciğer naklini yapan Mehmet Haberal’dir.

1975-1990 yılları arasında yapılan böbrek nakillerinde, verici ve alıcının doku tiplerinin ve kan gruplarının uyumu, vericinin birinci derecede akraba olması ve sağlık durumunun çok iyi olması gibi şartlar aranmaktaydı.

Organ nakillerinin sadece Üniversite Hastanelerin de yapıldığı o yıllarda nakil yapan hastane sayısı ve buna bağlı olarak nakil olan hasta sayısı oldukça azdı.

Diyaliz merkezlerinin sayısı yetersiz, makineleri ise eskiydi. Ve diyalize girecek olan hasta sayısı fazla olduğundan sorun yaşanıyordu. Diyaliz sırasını beklerken bazı hastalar hayatını kaybediyordu. Ücretlerinin fazla olması ise başka bir engeldi.

Diyaliz ve nakil de sıkıntılı günler geçiren Türkiye’de nakil bekleyen hasta ve hasta yakınları, dönemin Başbakanı Turgut Özal’ın kendisininde yurt dışında ameliyat olduğu dönemde çıkardığı yasa ile birçok hasta için başta İngiltere olmak üzere başka ülkelerde nakil olma umudu doğmuştu.

Söz konusu hastalardan biri de Londra Cromwell Hospital’da ilk kez canlı donörden alınarak yapılan böbrek nakli hastası olan babamdır. İlk defa canlı donör nakli yapacak olan doktorun hatası sonucu nakil sonrasında birçok komplikasyon yaşanmış, sıkıntılı günler geçirmemize sebep olmuştu.

Bugün böbrek, karaciğer, pankreas ve kalp nakillerinde çok önemli gelişmeler yaşanmaktadır. Hatta doku tipi, kan gurubu ve vericinin akrabalık derecesine de artık eskisi kadar önem verilmemektedir.

İlerleyen yıllarda Türkiye’de nakil yapan hastane sayısında önemli artışlar olmasına rağmen hala ülkemizde 60 bin kronik böbrek yetmezliği hastası, 50 bin kronik karaciğer yetmezliği hastası bulunmaktadır.

Kalp, Akciğer ve diğer organlarla birlikte nakil bekleyen hasta sayısı ise 200 bin civarındadır.

1970 ve 1980 yılları arasında Türkiye’de organ nakli yapan hastane sayısı parmakla gösterilecek kadar az iken, bugün organ nakli yapan üniversite hastanesi, devlet ve özel hastanelerin sayısı oldukça artmıştır.

Ne yazık ki bu hükümet döneminde sağlık bakanlığı bir çok hata yapmıştır.

Bunlardan bir tanesi hiç bir alt yapı hazırlamadan batak durumda olan ssk, bağ-kur ve emekli sandığını tek çatı altında birleştirmiş olmasıdır.

Yıllarca üniversite hastanelerine gidemeyen ssk, bağkur ve yeşil kartlı hastalar haklı olarak Üniversite hastanelerine yönelmiş ve hastanelerde yığılmalar olmuştur. Dolayısıyla hizmet kaliteside düşmüştür.

Şubat 2011’de çıkarılan tam gün yasası ile Prof ‘lerin hastalara bakmamasıyla da hastalar ortada kalmıştır.

Tam gün yasasının yarattığı kaosun en tipik örneğini bu yıl Hacettepe Üniversite Hastanesinde gördük. Tecrübeli doktorların emekli olması veya hastaneden ayrılmaları sonucu İlk organ naklinde başarılı olan Hacettepe Üniversite Hastanesi birkaç ay önce yapılan kol ve bacak naklinde başarılı olamamış ve ameliyat hastanın hayatına mal olmuştur.

Bu gelişmeler üzerine Sağlık Bakanlığı ilgili hastaneye ceza vermiştir. Ancak Sağlık Bakanlığı ilk olarak kendini sorgulamalıydı. Çünkü çıkardığı tam gün yasası, yaşanan sonucun asıl nedeniydi.

Bugün dini inançlardan dolayı ülkemizde organ bağışında bulunanların sayısı çok düşüktür.

Son yıllarda ise bir çok İlahiyatçı organ bağışının dini açıdan bir sakınca olmadığını vurgulayarak insanları organ bağışına çağırmaktadır.

Eskiye nazaran organ bağışlarının sayısında artış olmasına rağmen hala yeterli değildir. Bunun yanısıra ülkemizde organ bağışından sonra ailenin de onaylaması gerekmektedir. Halbuki Avrupa’da ailenin onayına gerek kalmadan da bağış yapmak yeterli oluyor.

Bir organ, bir hayattır.

İnsanların organlarını bağışlayarak başka bir insanı hayata döndürmesinden daha güzel bir duygu olabilir mi?