VAHŞİ KENTLEŞME… ADALAR VE FAYTONLAR…

Büyük resmin küçük parçalarından biri bu da… Böyle görmezsek gerçeği anlamamız mümkün değil. Hızlı kentleşme, rant arayışındaki tırmanış, küreselleşmenin değerler zincirinde yol açtığı yozlaşma, siyasetçi baskısı… Yaşadıklarımız bu dörtlemenin ürünüdür çoğu zaman… Vur deyince öldür misali Türkiye’nin hemen her akarsuyunun üzerine inşa edilmeye çalışılan HES’ler, adım başı yükselen AVM’ler, kentsel dönüşüm adı altında insanların yıllardır yaşadıkları yerlerden adeta sürülmeleri… Hepsi büyük resmin küçük parçaları…

Tabii ki bu rantsal dönüşümden 15 milyon nüfuslu İstanbul’un tam orta yerinde inci gibi duran, üstelik SİT alanı statüsündeki Prens Adaları’nın nasibini almayacak olması şaşırtıcı olurdu. Gelelim konuya… Yakın zamanda medyaya yansıyan tarafı ‘adaların simgesi faytonların sayısının azaltılarak yerine akülü faytonların konulacağı’ haberi ile oldu. Gerekçe sokakların at pisliğinden yürünmez halde oluşu, atlara eziyet edilmesi, fayton kuyruklarında uzun bekleyişler, fayton sürücülerinin disiplinsizliği… Yanlış mı? Hepsi doğru. Peki bunlar düzeltilemez miydi? Zor muydu? Peki neden düzeltilmedi? Bunun sorumlusu kim? Adalıların sanal alemdeki haberleşme ağı olan Adalar Postası 7 yıldan beri sıklıkla bu konuyu gündeme getirip sorumluları göreve çağırıyor. Adalar Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Derneği ilgililere dilekçe gönderip yazılı gerekçelerini istiyor… Hatta duyarlı bir Adalı dostumuz Viyana’daki faytonları inceleyip, at pisliklerinin etrafa dağılmasını önleyecek torbalardan örnekler yaptırıp Adalar Belediye’sine götürdü, bizzat belediye başkanına verdi. Ciddi miktarlarda hibe edeceğini söylemesine karşın bir yanıt alamadı. Adalardaki ulaşımdan asıl sorumlu olan birim İstanbul Büyükşehir Belediyesi. Bir şekilde yerel belediye durumdan dışlanmış durumda. Bu da ciddi bir hata. İstanbul Ulaşım Koordinasyon Merkezi (UKAME) Adalar’daki fayton taşımacılığına ilişkin bir rapor hazırladı. Rapora göre, adalardaki faytonlar turistik ve nostaljik araç olması gerekirken toplu ulaşım aracı olarak kullanılıyor.
Ayrıca fayton ücretleri yüksek bulundu. Atların sağlık, bakım ve beslenme ihtiyaçlarının karşılanmadığına dikkat çekildi… Atların yüzde 30’nun barınaklardan yoksun olduguna vurgu yapıldı.. 

İşte bu rapor doğrultusunda yeni kararlar alındı.

Yoksa büyük resim başka bir şeyi mi anlatmaya çalışıyor? Yoksa asıl amaç adaların arka taraflarını ormanı da imara açmak mı? Bir düşünün; böylece akülü araçlarla her yere ulaşım çok daha kolay hale gelmeyecek mi? Adalar şehirleştirilmek isteniyor dostlar. Asıl amaç bu. 2 yıl önce bizzat Başbakan Recep Tayyip Erdoğan beraberinde ünlü müteahit Ali Ağaoğlu ile gelip motorlu bir araçla Büyükada’yı dolaşıp turizm merkezi ilan etmemiş miydi? Şimdi sıra planların aşama aşama uygulamaya sokulmasında… Bezdirme, bıktırma, sürece yayma, dinleyip bildiğini okuma… Hepsi var planda..Akülü araç ise sadece bir başlangıç. Düşünün bir… Akülü araçların sayısı arttıkça trafiği kontrol altına almak için trafik lambalarının yerleştirileceğini, akülü araçların bir noktadan sonra motorlu araçlara dönüşeceğini… Çam ormanlarının arasında lüks sitelerin inşa edileceği bir dönem bekliyor bizi… Yetkililer şimdi bu sözleri duysalar gülüp geçerler… Ama gözlerimizin içine baka baka da bildiklerini yaparlar. Örnek mi? Büyükada’nın tam da merkezinde sahile inşa edilen kaçak Lido inşaatı. Açılan davalara, mühürlenen inşaata ve yürütmeyi durdurma kararına karşın bitirildi, dairelerin çoğu satıldı bile…

Vahşi kapitalizmin en güçlü örneklerinden biri uygulanıyor yanı başımızda dostlar. Böyle olmasıydı atlarının pisliğini alttaki hazneye tekme atarak caddeye boşaltan, daha fazla turist gezdirip para kazanacağım diye atlarını çatlatarak öldüren, ada halkına kötü davranan “faytoncu terörüne” dur denilip çeki düzen verilirdi… Böyle olmasaydı bisiklet kiralama işi bir kurala düzene bağlanır, onlarca insanın daha ilk kez tanıştıkları bisikletle yaptıkları kazaların hatta can kayıplarının önüne geçilebilirdi.

Evet büyümenin, değişimin önüne geçilemez. İstanbul’un hızlı büyümesinden yanı başındaki Adaların etkilenmemesi söz konusu olamaz. Ancak büyüme kontrol edilebilir, Adaların son derece özgün doğal ve kültürel kimliği korunabilir. Gelen ziyaretçilerin buna uymaları, saygı göstermeleri sağlanabilir. Bu mümkün…

Dünya böyle doğal yerleri korumak için elinden geleni yaparken, motorlu, akülü araçları devreden çıkarmanın planlarını yaparken, onların yerine bisikletleri, atlı arabaları gündeme getirirken bizim tam tersini yapıyor olmamız utanç verici değil mi?

*Meral Okay’a… ‘Ben toprak sevmem, su severim! Beni yaksınlar, küllerimi
de götürüp Gökova’ya bıraksınlar…’ demişti sevgili Meral Okay.
Sonsuzluğa uğurlanırken bile saldırı durmadı dinci sitelerde. O, omuzlarda
Zincirlikuyu’da toprağa verilirken ben Gökova’nın mavi sularına bir demet
kır papatyasını bırakıyor olacağım. Bu ülkeye kattıkların için teşekkürler
sevgili Okay…