İKİ SANDIK BİR KOLTUK

Bugün birinci turu yapılan Fransa cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılan 10 adaydan 3’ü kadın.

İşçi Savaşımı’nın komünist yönderi Nathalie Arthaud, 42 yaşında bir sendikacı. «Salt egemenlerin sorunlarıyla ilgilenen burjuva politikacılara karşı, üreten sınıfların varoluş hakkını istemek ve almak » için seçimlere katılıyor.

Ulusal Cephe’nin önderliğini babasından devralan aşırı sağ milliyetçisi Marine Le Pen, 44 yaşında bir avukat. Fransa’ya kaçak giren göçmenleri ve suç işleyen yabancıların tamamını kapı dışarı etmeye kararlı. «Yabancı kabülünü önleyeceğim, çifte vatandaşlıkları iptal edeceğim ve Fransa’da gerek istihdam, gerekse sosyal yardım ve konut tahsisinde Fransızlara öncelik vereceğim, » diyor.

Oysa Yeşiller Partisi’nin adayı Eva Joly’nin salt kimliği bile, hem aşırı sağcı Marine Le Pen’e anlamlı bir yanıt, hem de Avrupa Birliği nedir, ne işe yarar sorularının en kısa karşılığı sayılır : 69 yaşına bana mısın demeyen Eva Joly, hem Fransız, hem Norveçli, çifte pasaportlu bir AB yurttaşı. Emekli olmadan önce Fransa’da yolsuzluğa karışan politikacıların korkulu rüyası Ağır Ceza Yargıcı olup ; Norveç, İslanda ve Madagaskar hükümetlerinin yolsuzlukla mücadelede hukuk danışmanıydı. Fransızlara, «Çevreye saygılı örnek bir cumhuriyet ve dünyayı değiştirecek federal bir Avrupa kurmaya,» söz veriyor.

***

Üç kadın arasında, 2002’de Sosyalist Parti adayı Lionel Jospin’i sadece 200 oyla geride bırakıp ikinci tura kalan babasının sürpriz başarısını tekrarlayabilecek biricik aday, Marine Le Pen. Ancak finalde, tüm aşırı sağ karşıtları birleşip, kim olursa olsun rakibine oy verecekleri için onun da cumhurbaşkanı seçilmesi –şimdilik- olanaksız.

Kamuoyu yoklamalarına bakılırsa, ikinci tura sağın şimdiki cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy ile Sosyalist Parti adayı François Hollande kalacak ve sonuçta Hollande cumhurbaşkanı seçilecek. Ancak Türkiye’de bizzat yaşadığımız gibi, ekonomik kriz süreci ya da hemen sonrasında sandık başına giden halk, krizi iyi yönetmiş olan siyasal erki bile yeniden seçmiyor. Mutlaka değişiklik istiyor ve sıktığı kemerin deliğini, iş başındaki sıktırana ödetiyor.

İşte bu yüzdendir ki, ben bir sürpriz bekliyor, ancak nasıl bir sürpriz olacağını kestiremiyorum. Sarkozy birinci turda elenebilir. Sosyalist Hollande’ın karşısında Marine Le Pen ya da François Bayrou kalabilir. « İktidarı Al! » sloganıyla komünist solu yeniden şahlandıran Jean Luc Melenchon’un bu ikisini geçebilmesi olanaksız görünüyor, ama olursa, gerçekten büyük sürpriz, çünkü Fransa’da devrim olur !

Benim mantıklı umudum, Sosyalist Parti adayı Hollande. Karizması yok, ama dengeli ve deneyimli, gerçek bir devlet adamı. Gelsin kurtarsın Fransa’yı Türk düşmanı ve finans dünyasının uşağı Sarkozy’den… Ama Fransız yurttaşı Türklerin büyük çoğunluğu, Ermeni soykırımını inkar yasasına karşı aldığı açık ve net tavırdan dolayı, Bayrou’ya oy verecek.

***

François Bayrou, 2007 seçimlerinde benim de favorimdi. Gerçekten de adayların en ilkeli cumhuriyetçisi, en demokrat, en AB’lisi. Ne var ki partisi MoDem’i ulusal düzeyde bir güç haline getiremedi. Zaten geçen hafta TV5Monde’da François Bayrou’yu sorgulayan yabancı gazeteci olarak, böyle bir soruyla dağıttım kendisini : « Ulusal birlik öneriyor, birlik olan bir ulusun tüm zorlukların üstesinden geleceğini ileri sürüyorsunuz, » dedim. « 2007’den beri partisini oluşturamamış biri için ulusu birleştirmek biraz zor değil mi ? »

Sorum, François Bayrou’yu kızdırdı. Ama iki haftada iki Fransız cumhurbaşkanı adayına yönelttiğim eldivensiz sorular, TV5Monde’daki çok uluslu meslektaşlarımın beğenisini kazandı. «Ne oldu, merak ediyoruz… » diye yazanlarınız için anlatıyorum, bunları. Sanırım siyasal erk tarafından övülmekten daha çok, meslektaşlarının takdiri onurlandırır, bir gazeteciyi.
Bakalım Fransız halkı, cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turunda hangi ikiliyi umutlandıracak ve 6 Mayıs’ta kimi onurlandıracak?

"Tokat daima yanağın biçimini alır."

ROGER STEPHANE

«G» NOKTASI

2008 yılından bu yana şahsıma yönelik çirkin ve düzeysiz hakaretlerle hakkımda iftira kampanyası yürüten Yılmaz Dikbaş’a karşı açtığım manevi tazminat davasını, İstanbul 8. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 17.11.2011 tarihli kararıyla kazandım.

Ermeni kardeşlerimizden özür metnine imzam karşılığında AB’den 70 bin Avro aldığım iftirasını, Pigalle’de fahişelik yaptığım fantazmıyla süsleyen ve asıl meşgalesi de zaten özellikle Rusya ile turizm ticareti olan Yılmaz Dikbaş, kararı temyiz etti. Yargıtay, Asliye Mahkemesinin öngördüğü tazminatı azaltınca, davayı kısmen kazandığını ileri sürecek kadar da kendini kaybetti.

Sonuç: Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 30 Mart 2012 ve 2012/3201 no.lu hükmüyle, Yılmaz Dikbaş’ın yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddine karar verdi ve davayı lehime sonuçlandıran Asliye Hukuk Mahkemesinin kararını onadı.

Dostlarımın bilgisine…