“GODO’YU BEKLERKEN”

Samuel Beckett “Godot’yu Beklerken” adlı oyunu 1949’da Fransızca yazdı. 1953’de kendi İnglizceye çevirdi. Bir yıl sonra 54’de İstanbul’da Küçük Sahne’de oynandı. AST bu oyunla 1963’de açıldı.

Oyun, “avangard” akımın temsilcisi oldu. Hem varoluşçuluk felsefesinin hem de tiyatro sanatının “klasiği” oldu.

Beklenen Godot’ya, (Godo diye okunur) herkes kendince bir anlam vermeye çalıştı. Aşk, Tanrı, Devrim, Kurtuluş, Mutluluk vb. Hiç biri değildi… Godot bir simge diyenler oldu. Oysa değildi. Oyun boyunca gelmediğine göre Gotot yoktu zaten. Ayrıca Beckett tüm simgelerden nefret ediyordu!

Biz artık Türkiye’de ne acıdır ki sadece ve sadece simgelerle yaşar olduk. Hükümetin başındaki insan yüzünden böyle olduk! Gerçekten zavallı ülkem!
“Velev ki simge” dedi baştaki , ondan sonra Türkiye simgeler savaşına girdi ve dolu dizin sürmekte bu savaş… (Herkes bir Beckett yeteneğine sahip olamaz elbet!)

Peki Godot simge değilse neydi?

“Godot’yu beklerken “, beklemek üzerine bir oyun. Varoluş ve hiçlik üzerine, yaşamak bve ölüm üzerine, zaman ve zamansızlık , eylemsizlik ve eyleme geçmek üzerine bir oyun. Oyunun iki baş kişisi Vladimir ve Estragon’un yarına kalmak , yaşamı bir gün daha sürdürmek için neden arayışıdır.

***

Fazıl Say üzerine son dönemlerde yine kıyametler koparılıyor… Kısa bir süre önce ondan “Godot’yu beklerken” başlıklı bir yazı almıştım. 1 Nisan çoktan geride kaldı. Ama bari Nisan ayı sona ermeden o yazıyı sizlerle paylaşmak istiyorum… Neden mi? Onu da yarın söylerim…

İşte Fazıl Say’ın kaleminden “Godot’yu Beklerken:”

“Vladimir: Bir tivit attım yalnızlığa!

Estragon::“TT” olmuşsundur bile…

V; Bari sen beni RT’ledin mi?..

E: Hayır, ama “RT” kanser olmuş diye söylenti çıkmış memlekette.

V: (içini çeker) Bu yaz Madonna konseri varmış İstanbul’da.

E: (soğuk ve ilgisiz) Bilim adamları Hz. İsa hiçbir zaman yaşamadı diyorlar. Zaten Tanrı da yokmuş…

V: Meryem’le ilişkisi çirkin bir dedikodu sadece.

E: Seviyeli ilişki yoktur, seviyesiz dedikodu vardır!!

V: (Estragon’a tokat atar) Bugün “1 Nisan”!! Ha ha ha!!

E: Uzaklara gitmek istiyorum!

V: (bunalmış bir ifade ile) Herkesi biber gazı ile uzaklaştırıyorlar…

E: 25 Aralık’ta bakire bir anneden doğup, 12 havarisi olup, öldükten sonra dirildiği iddia edilen 20-30 kişi var ve hepsi de Hz. İsa’dan önce yaşamış.

V: 1 Nisan? Bugün önemli bir futbol maçı var.

E: Futbol bile iktidarın oynaştığı bir fuhuş kadınına benzedi! (aniden sesini yükseltir) Bir gazeteci, kendisine 7 kere “gerizekâli” diyen Hülya Avşar’ı mahkemeye vermiş. (uzunca düşünür) Avukat değil, hâkim tutsun…

E: (5 parmağına bakarak) 7 kere! 7 kere! Ahh, bütün eğitim sistemi içine virüs kaçmış bir laptop gibi artık.

V: Laptop’un modası geçti. Artık cemaat oğrencilere iPad dağıtacakmış.

E: Cemaat, insanlarla Tanrı arası köprü gişesi gibi. (aniden heyecanlanır) Bugün iddaa oynasak?

V: Hep kaybediyorsun!
(uzunca bir sessizlik olur)

E: O hâlâ gelmedi.

V: Hiçbir zaman gelmeyecek.

Sevgili Okur, (Sözü tekrar ben ele aldım.) Yukarıdaki bu çeşitlemede sakın boşuna simge arama…Çünkü yok… Tıpkı Godot gibi…

Godot gelmese de Bahar er geç geliyor!