OKUL SÜTÜ…

Bir taşla iki kuş vurulmuş olacaktı aslında… Hem çocuklara okulda süt dağıtılarak sağlıklı beslenmelerine katkıda bulunulacak hem de süt üreticisine büyük bir pazar yaratılmış olacaktı. Eğer süreç doğru yönetilebilmiş olsaydı tabii… Konu okul çağındaki 7 milyon çocuğu yakından ilgilendiren Okul Sütü Projesi. Hatırlarsınız, 2. Dünya Savaşı sonrasında 1951 yılında ABD’den Marshall Yardımı çerçevesinde gelen süt tozu okullara dağıtılmış, sonraları bunun bir kısmının son kullanma tarihi geçmiş ürünler olduğu ortaya çıkmıştı.

Çocuğun büyüme sürecinde temel gıda olan sütün yeri önemli olduğu için konu da önemli. Özellikle gazlı içeceklere olan düşkünlüğün had safhaya ulaştığı, fast food tarzı beslenmenin revaçta olduğu, obezitenin çok küçük yaşlara kadar indiği toplumumuzda…

Dedik ya süreç şu ana kadar doğru yönetilemedi. İlk ihale Türkiye’nin doğu bölgelerine teklif gelmediği için iptal edildi. İkincisi bu yazı yazıldığı sıralarda yapılıyor olacak. Ancak asıl sorun yalnız ihale de değil. Nedenlerden biri, eşzamanlı olarak süt tozu ithalatına izin veriliyor olması. Diğeri ve asıl önemlisi ise her zaman olduğu gibi sistem. Yani toplumda aralarında ithalatçının ve ihracatçının, komisyoncunun da olduğu üreticiden tüketiciye kadar olan zinciri düzenleyecek bir kurumun olmayışı. Bunun örneklerini her fırsatta yaşıyor bu ülke. Onlarcasını bir tarafa bırakıp şu okul sütü projesinde yaşananları masaya yatırmak istedim. Bahar ayları süt üretiminin arttığı aylardır, fazla süt, süt tozuna çevrilerek değerlendirilir. Tarım Bakanlığı bu yıl aldığı karar doğrultusunda, başlatmayı düşündüğü Okul Sütü Programı kapsamında bütçeden bu projeye ayrılan paranın önemli bir kısmını bu süte harcayacağını açıkladı. Ancak sütün bu şekilde dağıtılacağını öğrenen sanayici, sütün alış fiyatını aşağıya çekti. Bundan sonraki bilgileri Türkiye Ziraat Odaları Birliği’nden (TZOB) aldım. Sanayici sütün litresini 65 ila 85 kuruştan alıyor (bu oynama bölgelere göre değişiyor), ambalajlayıp uzun ömürlü hale getiriyor ve satıyor. İlk ihalede oluşan en düşük fiyat 200 ml’sine 48 kuruş oldu. Bu da litre fiyatının 2.5 TL olması anlamına geliyor. 7 milyon öğrenciye her gün süt dağıtılacağı için işin boyutu hayli büyük. Ancak burada üreticinin hakkı yeniyor. Türkiye Tarımsal Süt Üreticileri Merkezi Birliği Genel Başkanı Ali Koyuncu geçen hafta yaptığı değerlendirmede, “Üretici nezdinde süt fiyatları düşürülmeye çalışılıyor. 80 kuruş olan süt fiyatı 70 kuruşa, 71 kuruşlara, bazı bölgelerde 60 kuruşa çekiliyor. Sütler bırakılıyor, üreticimizin sütleri alınmıyor” demişti. Süreç ile ilgili olarak Süt Konseyi’nde devlet, üretici ve sanayici arasında bir sözleşme yapılmış ve süt fiyatları haziran ayına kadar 80 kuruştan sabitlenmişti.

Tüm bunları önlemek için ne yapılabilir? Örneğin üreticilerin örgütlenerek haklarına sahip çıkması sağlanabilir mi?

Ben de bu soruyu TZOB uzmanlarına yönelttim. Süt üreticilerinin örgütlenmesi sadece bir sanayi birliği oluşturmaları ile mümkün; diğer bir deyişle ürettikleri sütü işleyecek ya da süt tozuna dönüştürecek bir sanayi yapısının kurulması ile… Ancak bundan da önemlisi, yapılması gereken en önemli unsur, bir piyasa düzenleyici kurumun, ‘Et ve Süt Müdahale Kurumu’nun oluşturulması. 1950’lerde kurulan Et Balık Kurumu ve SEK (Süt Endüstrisi Kurumu) bu tür düzenlemeler ve fiyat dengelerinin korunması için vardı. Ne yazık ki SEK 90’lı yılların özelleştirme furyasının kurbanı oldu. Bu, Türkiye’de hayvancılık sektöründeki çöküşünün de başlangıcı oldu.

TZOB’den aldığım bilgiye göre Et ve Süt Müdahale Kurumu oluşturulmasına yönelik taslak Başbakanlık’a sunuldu, ancak hâlâ bekliyor. Bildiğiniz gibi serbestleşme, kuralsızlaştırma ve özelleştirme, iktisadi-mali küreselleşmenin ana öğeleri ve araçları. Türkiye bugüne kadar bunun çok kapsamlı toplumsal ve siyasal etkilerini ziyadesiyle yaşadı. AKP döneminde de aynı süreç, üstelik ‘al gülüm ver gülüm’ anlayışıyla sürüp gidiyor.