BİR ANKARA SİYASİYESİ: BÜLENT B.

MHP Tekirdağ milletvekili Bülent Belen, dünya parlamenter tarihinde bir ilke imza attı ve İç İşleri Bakanı Naim Şahin, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Adalet Bakanı Sadullah Ergin, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’e aynı anda yönelttiği soru önergeleriyle, 1 televizyon dizisini 4 kez TBMM’nin gündemine taşıyan ilk dünya politikacısı olmak başarısını gösterdi.

Tabii Bülent Belen’in sayesinde, bilmem yapımcıları farkındalar mı, “Bir Ankara Polisiyesi-Behzat Ç.” de böylece, dünya parlamentolarında hakkında 4 ayrı bakanlığa 4 soru önergesi verilen biricik TV dizisi payesini kazanmış bulunuyor!

Türkiye’de, hiç olmazsa Tekirdağ ilimiz MHP seçmenlerimizin hiç bir derdi ve iş, aş, sosyal, siyasal talebi kalmamış, tüm sorunlarını çözmüş ve TV başına çökmüş durumda, TBMM’ne dizileri zaptırapta alsın diye milletvekili seçip göndermiş olması, insanın gözlerini sevinçle yaşartıyor, geleceğe ilişkin umutlarını arttırıyor.

***

Bence Tekirdağ’lı MHP milleti fırsatı kaçırmayıp derhal uluslararası komiteye başvurmalı: Sayın Belen 1 hayali kurguya karşı gösterdiği 4 siyasal önerge performansıyla, Guiness Rekorlar Kitabı’nda, en uzun bıyıkla en uzun sakal arasında, en seyirlik politikacı olarak yer almaya aday.

“Behzat Ç.” dizisi ise ciddiye alınan kurgu dalında “çok yakından izlenen” ilk hayal olmak ayrıcalığını anlı şanlı Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın resmi yanıtıyla kazandı, eli kulağında, ciddi sansür ödülünü bekliyor.

MHP’li Bülent Belen, kafayı neden takmış bu diziye?

Behzat Ç.’nin hayali komiseri, hayali savcısıyla hayali bir evlilik dışı ilişki yaşıyor, hayali polisler alkol içiyor, küfürlü konuşuyor ve hayali dayak falan atıyor ; dolayısıyla gerçek Türk aile yapısına ve gerçek Türk halkına kötü örnek oldukları gibi, İslami değerlere bağlılığı zaten su götürmez, insancıl hoşgörüsü ve yüksek erdemleri ulusal çapta tescilli Türk polisini yanlış tanıtıyorlarmış…

***

Sayın Belen, bir hayal ürününü böylesine önemsemekle, kendisinin, partisi MHP’nin ve koltuk değneği olduğu AKP iktidarının gerçek anlamda toplumsal önderliğini küçümsediğinin farkında değil mi, acaba?

Dört nala muhafazakarlaşan toplumun gerçek yaşamda örnek yönderleri, %49,9 oranında AKP saflarında ve on bir yıldır iktidar değil mi? Ekleyin bu iktidara, “dindar ve kindar” kuşakların 4X4’lük eğitiminden, Türkiye’nin yegane mucidi ve uygulayıcısı olduğu “Kutlu Doğum Haftası” etkinliklerine tüm dindarlaştırma politikalarını, zaten anayasadan babayasaya; temel özgürlükleri tırpanlayan her yasada hükümete omuz veren MHP’nin %12,9 oranında millet temsiliyetini… Eder size bu halkın %62,8’inin yetkisi.

Başbakan Erdoğan, CHP’den 1930’ların 40’ların hesabını sorarken, boşuna mı kolluyor MHP’ni, sormuyor 1978’deki Sivas, 1979’daki Maraş, 1980’deki Çorum katliamlarının hesabını?

***

Çünkü AKP ile MHP, iki ülkü bir ümmet, ayrı yumurta ikizleri olarak beraber yürüyorlar bu yollarda.

Siz bakmayın Devlet Bahçeli’nin arada ayrılık gayrılık varmış gibi fasıl yapmasına. Yasamaya gelince, parmaklar beraber basıyor düğmelere, nasılsa.

Alkol içmeyen, evlilik dışı ilişki yaşamayan, mecliste asla birbirini dövmeyen ve kat’a küfretmeyen, TBMM’de vakarla oturup sukunetle düğmelere basan bu mümin muhafazakar çoğunluğun örnek yönderliği, bu ülkede kol gezen erdemli ve imanlı insanlığın rol modeli değilse, nedir, sorarım size?

Evlerden sokaklara taşan namus ve taassup denizinde günde iki kadın hacamat ediliyorsa, örnek kimdir? Türkiye’nin %62,8’ini temsil eden eline beline hakim yönderler mi, yoksa TBMM’de muhalefetine zaten kulak asılmayan % 37,2’nin medyada söyleneni işten atılan ve bağırıp çağıranı Silivri’ye tıkılıp susturulanlar mı?

***

Gazetelerden televizyonlara, yargıdan eğitime, yargıcı, savcısı ve polisiyle tüm yetki organları kimin emrinde?

On bir yıldır televizyonlardan camilere, okullardan Kur’an kurslarına öğretilen Allah korkusu ve İslam ahlakı; çok sayıda çocuğun ırzına geçilmesini, köleleştirilmesini, bazen parmak kadar bebelerin dövülerek öldürülmesini önleyemiyorsa, kimin suçu?

Muhteşem Yüzyıl’da cıbıldak gezinen haremin mi, “şerbet”le serinleyen selamlığın mı, yoksa hayali komiser Behzat Ç.’nin mi?

“Başka hiç bir zaman, seçimlerden önce, savaş sırasında ve av sonrasında > söylenen kadar çok yalan söylenmesi imkansızdır.”

GEORGES CLEMENCEAU

«G» NOKTASI

“dün sen çalışırken bu cihan böyle değildi.
bak fabrikalar uykuya dalmış gibi şimdi.

herkes yay kaldı, ne tren var, ne tramvay,
sen bunları hep kendin için şan-ü şeref say…

bir gün bırakınca işi halk şaşkına döndü,
ses kalmadı, her velvele bir mum gibi söndü.

sayende saadetlere mazhar beşeriyet ;
sen olmasan etmezdi teali medeniyet.

boyundan esaret bağını parçala, kes, at!
kuvvettedir hak. hakkını haksızlara anlat.”*

NEZİHE HANIM

*Amele Cemiyeti üyesi ozanın, 1923 yılında yayınlanmış 1 Mayıs şiirinden alıntıdır.