KİMİN SÜRDÜRÜLEBİLİR YAŞAM PLANI VAR?

Zaman zaman sorarız kendimize, ya da dost toplantılarında açılır “Dünya nereye gidiyor?” konusu. Yıllar gelip geçer ve biz yine, her zaman olduğu gibi, ekonomik krizlerin, çatışmaların, savaşların, belirsizliklerin içinde olduğumuzu görürüz. Eşitsizliklerin azalacağına arttığı, doğal kaynakların giderek azaldığı, küresel ısınmanın çevre ve yaşam üzerindeki tahribatının her geçen gün daha fazla hissedildiği bir gezegen… 7 milyarın üzerinde bir dünya nüfusuna sahibiz ve her yıl 77 milyon artıyor. Su kıtlığı ciddi bir sorun, 2.8 milyar insan temiz suya erişemiyor. Son 8 bin yılda üretilen gıda miktarı önümüzdeki 40 yıl içinde üretilecek olana eşit. 2050 yılına gelindiğinde gıda üretimi bugünkü üretimin yüzde 70 fazlası olacak. Ve yine bu artış dünya nüfusunu eşit beslemeyecek; günümüz verilerine göre 1 milyar insan açlık yüzünden yaşamını kaybederken 1 milyar insan da aşırı kilolu olacak.

Gördüğünüz gibi tablo hiç de umut vaat edici değil. Ve şimdiye kadar üzerinde anlaşılan yegâne konu bu durumun sürdürülebilir olmadığı… Radikal önlemler gerekiyor bildiğiniz gibi; yasa koyucuların, hükümetlerin uluslararası çerçevede uygulanabilir kararlar almasının pek de kolay olmadığını, Kyoto’dan başlayarak Durban’a kadar uzanan süreçte gördük.

Sürdürülebilir bir geleceğin şimdiden planlanması için yeni iş modellerinin yaratılmasından tutun, sorumlu üretim ve sorumlu tüketim gibi kavramların da herkes tarafından içselleştirilmesi gerekiyor.

Burada durup, önceki gün katıldığım Unilever’in Sürdürülebilir Yaşam Planı’ndan biraz bahsetmek istiyorum. Çünkü örnek olabilecek sorumlu bir iş modeli var karşımda. Ama önce Unilever hakkında küçük bir bilgi: Unilever gıda, ev ve kişisel bakım ürünleriyle 100’den fazla ülkede faaliyet gösteren bir şirket. Tüm dünyada 267 fabrikası ve 171 bin çalışanı ile yılda 47 milyar Avro ciro yapıyor. Dolayısıyla sürdürülebilirlik adına koydukları hedefler ve bugüne kadar neleri gerçekleştirdikleri gerçekten önemli.

Unilever’in 2020 hedefi, işini 2 katına çıkarıp çevreye verilen zararı yüzde 50 azaltmak. Bu amaçla geçen yıl global düzeyde 2020 yılına kadar gerçekleşmesi planlanan 60 sosyal, ekonomik ve çevresel taahhütte bulundu.

Bu taahütler arasında örneğin; tüm ürünlerin sera gazı etkisini yarı yarıya düşürmek, tarımsal hammadelerin yüzde 100’ünü sürdürülebilir kaynaklardan sağlamak, 500 bin küçük çiftçi ve 75 bin küçük ölçekli dağıtıcının yaşam kalitelerini artırmak gibi maddeler bulunuyor. Ancak konunun önemli bir boyutu var. Unilever bünyesinde üretilen bir malın değer zinciri içinde karbon ayak izleri hammaddede yüzde 26, imalatta yüzde 3, ulaştırmada yüzde 2, atıklarda yüzde 1 iken zincirin içinde en büyük boyut yüzde 68 ile tüketicinin kullanımında.

Bu yüzden 35 ülkeden sorumlu olan Unilever Türkiye, Rusya, Ortadoğu, Kuzey Afrika, Orta Asya ve Kafkasya Başkanı İzzet Karaca “Tüketiciyi bilinçlendirmek çok önemli. Ne kadar çevreci çalışmalar ortaya koysak da hedeflerimizin 3’te 2’si tüketicinin bilinçli davranmasına kalıyor” diyor. Başta da dediğimiz gibi, tüketim ve üretim alıkşanlıklarının değişmesi için alınması gereken uzun bir yol söz konusu. Bunun için zaman kaybetmeden yola koyulmak gerekiyor…