SEN DEVLETİ TUT, YETER!

İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu demiş ki:

-Eğer olay çıkarsa bir daha Taksim’de 1 Mayıs kutlamasına izin vermeyiz!

Taksim’de 2010 ve 2011’de son yılların en kitlesel 1 Mayıs İşçi Bayramı kutlamaları yapıldı.

Hiçbir olay çıkmadı!

Ama ondan önceki 30 yıl boyunca devletin etkili-yetkilileri devamlı olarak aynı plağı çaldılar:

-DİSK Taksim’e çıkarsa olaylar meydana gelir!

Bunların en başında da eski İstanbul Valisi Muammer Güler geliyor. Bir seferinde (2008) Taksim’i koruyup-kollamak için Anadolu yakasında Altunizade’den itibaren yolları kesip, İstanbullulara hayatı zehretmişti.

Şimdiye kadar olay çıkan bütün toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde “esas fail” her zaman devletin kendisi olmuştur. Toplantının olaylı bitirilmesi için basit bir yol izlenir:

-Yasak!

Bu “yasak” bazen yürüyüş güzergahı olur, bazen bir slogan, bazen bir basın bildirisi okumak, bazen bir pankart, bir döviz, bir şarkı, bir türkü… Bazen de hiçbir şey olmayabilir! Güvenlik güçlerinin başındaki amirlerden biri toplanmış kitleye şöyle bir seslenir:

-Lütfen dağılın!

Arkasından dağılma olmuş olmamış hiç bakmadan ikinci kez seslenir:

-Dağıtın!

Bu komut ellerinde copları, gazları, kalkanları, köpekleri, uzun namlulu tüfekleri, kısa namlulu akrepleri, 14’lük tabancaları olan polis birliklerinedir.

Onlar da haliyle emre uyarlar! Hem de büyük bir görev aşkıyla!!!

Devlete aşırı baygın medya merkezlerinde başlıklar spotlar zaten hazır beklemektedir:

“Provokatör iş başında!”

Ne provokatörü abicim?

Devlet! Devlet!

Yakından bildiğimiz, şiddetinden tanıdığımız devlet işte!

Onun için İstanbul Valisi hiç merak etmesin:

-Olay çıkar mı, çıkmaz mı?

Emrindeki güvenlik kuvvetlerini sıkı tutsun, gerisini işçileri bıraksın. Bunun için elinde yeterli referans var: 2010 ve 2011 yıllarında yapılan Taksim 1 Mayıs kutlamalarına baksın, nefes alsın!

Tarihten bir yaprak: Demirel ve 1 Mayıs

Çok darbeli parlamenter demokratik sistemin en çok darbe gören/alan başbakanı Süleyman Demirel, iktidardan uzaklaştığında hep “demokrasinin ipine” sarılmış bir politikacı olarak tarihe geçti.

12 Eylül’de -Hasan Pulur ağabeyimiz hariç- sağdan sola herkesi inandırdı ki, Demirel bir demokrattır!

Oysa demokrat olmak bir politikacı için zincir gibi olmalıdır. Sadece Zincirbozan’a girince demokrat kesilmekle olmuyor bu işler… Hayatının her dönemi için değerlendirme yapıldığında çizgi eğilip, bükülmemeli…

Şimdi Nail Güreli Ağabeyimizin son baskısı Ozan Yayınları’ndan çıkan “1 Mayıs 1977” kitabının sayfalarını çevirelim. Bakalım Süleyman Demirel 15 Mayıs 1977’de Samsun’da yaptığı konuşmasında neler söylüyor:

-1 Mayıs’ta İstanbul Taksim’de kanlı ve kızıl bir miting tertiplendi. Kanlı ve kızıl olaylar kendiliğinden oluşmadı. Yıllardan beri Halk Partisi her çeşit sola kavga için ortam hazırladı. Halk Partisi Sosyalist Enternasyonalde dünya sosyalistleriyle bütünleşmek istedi!

O yıllarda Sosyalist Enternasyonal’in Başkanı Almanya Başbakanı Willy Brand idi. Batı Avrupa’da pek çok Sosyal demokrat parti hem iktidarda bulunuyor, hem de Sosyalist Enternasyonalin üyesiydiler. Demirel bunu biliyordu ama bilmeyen seçmenlere karşı oy almak için başka türlü anlatıyordu.

Taksim’de öldürülenler, kanlı tezgahlar, devlet şiddeti, hiç biri onun umurunda bile değildi. Sadece iktidarda olmak ona yetiyordu!
Tıpkı günümüzdeki kopyaları gibi!

‘İnşaat ya Resulallah!’

Bu yıl 1 Mayıs’ta Anti-kapitalist Müslüman Gençler de yer alacaklarını açıkladılar. Fatih Camiinde, iş kazalarında ölen işçiler için kılacakları gıyabi cenaze namazı sonrasında Taksim’e gelip 1 Mayıs kutlamasına katılacaklar.

İletişim Yayınları’nda çıkan “Türk Sağı- Mitler, Fetişler, Düşman İmgeleri” adlı kapsamlı kitabın derleyicisi Güven G. Öztan geçen gün İMC-TV’de bizim konuğumuzdu. Kitaba ilişkin konuşurken dedi ki:

-Türk sağında hiç özeleştiri yok!

Bu yüzden de yıllar geçse de onlar aynı çizgide kaygısızca ilerliyorlar. Ayakları havada kahramanlık hikayeleri, çok sayına düşman yaratma, sınıfa göre değil ırka ve dine göre değerlendirme yapma gibi modern toplumların uzağında ne kadar değer(!) varsa hepsini sahiplenmek gibi hasletlere(!) sahip olmayı tercih ettiler. Askeri darbeler dönemi, seçilmiş sivil hükümetler ayrımı yapmadan düzenli olarak devletin yanında yer aldılar.

Şimdi ilk kez hayata sınıf temelinden bakan ve özeleştiri da yapan bir sağ politik hareket ortaya çıkıyor. Milliyet’ten Burcu Karataş’a demişler ki:

-1970’lerde bizim ağabeylerimiz de Denizlerle birlikte ABD 6. Filosunu taşlamalıydılar. Halbuki onlar Denizleri taşladılar!

Grubun ağabeyi İhsan Eliaçık, “asıl sorun yoksulluk değil” diyor:

-Zenginlik!

Kendisini eleştiren eski arkadaşlarına karşı da şöyle diyor:

-Onların yenilikten anladığı; inşaat ya Resulallah!