SİZİN HİÇ BABANIZ ÖLDÜ MÜ?

“Sizin hiç babanız öldü mü? / Benim bir kere öldü kör oldum” diye başlar Cemal Süreya’nın o insanın içini acıtan şiiri. Sonra, çocuk gözü, çocuk diliyle, ama bilge şair, usta şair yüreğiyle anlatır içinin yanışını… “Bir şey gibiydi, bir şey gibi kötü…”

İki gündür bu şiir çıkmıyor aklımdan. Aynı adı taşıyan Feride Çiçekoğlu’nun romanı da gelip karşıma dikiliyor. “Sizin hiç babanız öldü mü?”

Tek cümlelik bu soru, babasına doyamamış her insanın en derinlerine gömdüğü ya da gömdüğünü sandığı acıyı bile uyandırır… Ama gelin görün ki, Türkiye’de yaşamak, bu soruyu daha da kahredici biçimde sormamıza yol açabilir:

Sizin babanız, kara cahil bir güruh tarafından yakılarak öldürüldü mü? Sizin babanız işkencede öldü mü? Sizin babanız hapishanede öldü mü? Sizin babanız sokak ortasında öldürüldü mü? Sizin babanız…

İşte, Meclis’teki İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’nun, böyle sorulara artık hiç kimse, hiçbir çocuk muhatap olmasın diye kurulduğuna inanmak istiyorum.

Gelin görün ki, Sivas katliamında öldürülen şair Metin Altıok’un kızı Zeynep’in, bu komisyonun bir alt kuruluşu tarafından dinlenirken karşılaştığı tavır ve sorular benim kanımı dondurdu! Sanki bilgi alınmak için değil, suçlanmak, hesap sorulmak üzere davet edilmişti. AKP’li Metiner’in “AKP’ye neden önyargılısınız?” sorusunun burada ne işi var! AKP’li Oya Eronat’ın “Aziz Nesin kışkırtmasaydı da babam ölmeseydi diye kafanızdan geçti mi?” sorusu ise şiddettin en dehşet verici ucu…

Hoyratlığa, duyarsızlığa, baskıya, Zeynep Altıok’a uygulanan şiddete bakar mısınız!

En net ve keskin eleştiri anında Ali Nesin’den geldi. Ali Nesin, Oya Hanım’a Sivas faillerinin avukatı olmadığını anımsattıktan sonra, bulunduğu komisyonda görevinin katliamı planlayan ve uygulayanlardan hesap sormak olduğunu söylüyordu. (Ayrıntılar dünkü gazetedeydi.)

Oya Eronat’ın cevaplaması gereken sorular

Şimdi Ali Nesin’in tepki ve sorularına, kendiminkileri de ekleyerek şu sorulara yanıt bekliyorum. Sadece Oya Eronat değil, o komisyonda yer alan AKP’li üyeler eğer bu sorulara yanıt veremiyorlarsa, o komisyondan derhal ayrılmaları gerekir.

  1. Sivas katliamının Aziz Nesin’in kapalı bir salonda sadece davetlilere yaptığı konuşmadan mı kaynaklandığına inanıyorlar? Cevap evet ise o konuşmayı okudular mı? Hangi cümleleri kışkırtıcı buldular? (Ah nasıl bilmem,1993’te nice anlı şanlı gazeteci “Olanlar çok kötü amaaa… ancaaak… Aziz Nesin de böyle konuşmasaydı…” diye yazmışlardı, daha konuşmanın tek satırını bilmeden!)
  2. Sivas’ta, şenlikler öncesi, Aziz Nesin’in konuşmasından çok önce dağıtılan bildiriyi nasıl değerlendiriyorlar? “Salman Rüşdi köpeğinin yerli uşağı Aziz Nesin köpeği, yanında kendisiyle beraber bir ekiple birlikte, şehrimiz valisi tarafından davet edilip, şehirde adeta Müslümanlarla alay edercesine gezebilmektedir…”, “Gün, Müslümanlığımızın gereğini yerine getirme günüdür. İman edenler, Allah yolunda savaşırlar. O halde şeytanın dostlarıyla savaşın” diye özetleyebileceğim bildiriyi kimin yazdığını, nasıl dağıtıldığını, kentin her köşesine kimlerce asıldığını ve bildirinin tümünü biliyorlar mı?
  3. “Şeriat isteriz”, “Laiklik gidecek, şeriat gelecek” haykırışları Madımak önünde 8 saat sürdü. Sonra duruşmalar sırasında da mahkeme solonlarında haykırıldı. (Kendi kulaklarımla duydum!?) Bu talebi nasıl değerlendiriyorlar? Bu taleple zamanaşımı olayı arasında herhangi bir ilişki kurabiliyorlar mı?
    Hayır, son soru olarak “Sizin hiç babanız yakılarak öldürüldü mü?” diye sormayacağım… Çünkü empati beklemiyorum. Ama saygı bekliyorum. Hem Zeynep Altıok’a hem de hepimize…