HIDIRELLEZ, DOĞA VE KADIN…

Üstelik dolunay tam da tepesindeydi. Daha önce hiç görmediği kadar büyük ve parlak… Gece yarısına çok az kala koltuğundan kalktı, birkaç küçük dilek yazıp kırmızı kurdeleye bağladığı kâğıt parçasını minik bahçesindeki gül ağacının bir dalına astı. Baharın ve doğanın uyanışının kutlanladığı, aynı zamanda Hazreti Hızır ve Hazreti İlyas’ın buluşarak dilekleri gerçekleştirdiklerine inanılan Hıdırellez’de o da kendince sevdikleri için, insanlık için, barış için dilekte bulunmuştu. Sabah gün doğarken uyandı, hemen gül ağacına bağladığı kâğıdını aldı ve deniz kıyısına indi. İskeleden durgun suya bırakıverdi dilek kâğıdını… Mor salkımlar alabildiğine coşmuş, akasyalar açmış, gül tomurcukları pıtrak gibi patlamış, köşedeki rezeneler güneşe doğru alabildiğine uzamıştı. Can Yücel’in “İçindeymişik, yeşilmişik, sazmışık.” dizelerini mırıldanarak yukarı doğru çıkarken bir kadının kendisine doğru yürüdüğünü gördü. Tanımıyordu, hafif gülerek selamlaştılar ve kadın denize doğru inmeyi sürdürdü. Hemen anladı, o da kendi dilek kâğıdını denize atmaya gidiyordu… “Neden bu tarz ritüelleri yapanlar genelde kadınlar olur?” diye düşündü. Kadının çevre ile, doğa ile olan ilişkisi her zaman erkeklerden çok daha güçlü olduğu için belki. Daima üreten, koruyucu, sahip çıkıcı, kollayıcı olan kadının var oluşundan itibaren tabiat ana ile yaptığı sözsüz bir anlaşma mı yoksa? Her neyse… Yaşamını sürdürdüğü büyük kentin betonlaşmasına karşı verdiği mücadelede de, kendi yaşam alanına sahip çıkmasında da, kentsel dönüşüm adı altında sürdürülen yağma düzenine karşı örgütlenmede de, sokak hayvanlarının korunmasında da varlık gösteren bir kadın olarak bu gücü duyumsamaktan mutlu olduğunu hissederek evine doğru yürüdü…

Gerzeliler termik santralı şimdilik durdurdu

Aynı saatlerde Anadolu’nun çok başka bir yerinde Sinop’un Gerze ilçesi Yaykıl köyünde kadınlar çoktan uyanmış, Hıdırellez kutlaması için hazırlıklara başlamışlardı bile… Hamurlar açıldı, dolmalar sarıldı… Öyle ya bu kez çifte kutlama olacaktı onlar için. 30 Nisan günü Ankara’ya giderek ÇED toplantısına tepki gösteren Gerzelilerin mücadelesi sonuç vermiş, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, santral yapılmak istenen yerin orman alanı olduğu gerekçesiyle süreci durdurmuştu. Hıdırellez ateşinde termiksiz yaşam şenliğini kutlamak için 300. gününü dolduran Yaykıl nöbet çadırında buluşuldu, halaylar çekildi. Çoğu kadın Gerzelilerin kendi yaşam alanlarına sahip çıkmak için verdikleri mücadelenin ilk önemli ödülü bu. Gecenin 2’sinde sondaj yapmaya çalışan şirketin araçlarının altına yatarak gerçekleştirilen bir direnişin sonucu. Yılmadan, örgütlenerek, defalarca Ankara’da bakanlık kapılarında protesto gösterileri yaparak verilen bir mücadele. Haklılıklarını bilimsel verilerle de pekiştirdikleri için güçlendiler. Yeşil Gerze Çevre Platformu Sözcüsü Şengül Şahin ile telefonla konuştum. “Bakanlık, santralı yapacak olan Anadolu Termik Santralları AŞ’nin hazırladığı dosyadaki bilgileri yeterli bulmadığı için ek süre tanıdı” dedi. “Peki sonunda yeterli bilgiler hazırladıkları takdirde ne olur” soruma Şahin, “Orman Genel Müdürlüğü, termik santral kurulmak istenen alanın hemen yakınında ormanlık alanların bulunmasının, santralın bir bölümünün bu alana yapılmak istenmesinin ve bilimsel araştırmalarla santralın baca gazının, 10 kilometrelik mesafeyi olumsuz etkilediğini” açıkladı. Raporda verilen bilgiler doğrultusunda hareket eden bakanlık, santralın 25 kilometre yakınında “tabiatı koruma alanı” olan Sarıkum Göleti’ni de göz önünde bulundurarak ÇED sürecini şimdilik durdurdu. “Şirketin yeni girişimleri mutlaka olacaktır ancak biz haklı olduğumuzu göstermiş olduk” diye yanıt verdi. Gerze yemyeşil bir cennet… Her ne kadar ‘En temiz ve çevreci termik santralı yapacağız’ iddiasıyla ortaya çıkmış olsa da eğer yerel halk santrala ve onun sunacağı olanakları elinin tersi ile itiyor ve istemiyorsa, bunda ısrar etmenin bir anlamı yok. Son dönemde güçlenen çevreci hareketler hukukun önünde de karşılığını almaya başladı. HES’lerde art arda gelen yürütmenin durdurulması kararları umut verici. Tüm bunlarda kadınların rolü hayli fazla oldu. Dediğimiz gibi kadının çevre ile, doğa ile olan ilişkisi her zaman erkeklerden çok daha güçlü oldu. Bunu anlayınca Hıdırellez’deki ritüel daha bir anlam kazanıyor…