FENERLİLER’İ ANLAMAK

Cimbom’un şampiyonluğu dolayısıyla tüm Galatasaraylıları kutluyorum.

Maçtan sonra, Şükrü Saracoğlu stadının içinde, çevresinde ve tüm Kadıköy yakasında meydana gelen olayların çok üzücü olduğu yadsınamaz.

Herhalde Fenerbahçe taraftarı bunlardan dolayı kutlanmayı hak etmiyor.

Ancak burada, bir noktayı görmek zorundayız. Taraftarların hiçbirinin diğerinden farkı yok. Futbolun ve toplumun genel düzeyinin bir yansımasıdır yaşananlar.

12 mayıs günü meydana gelen olayları anlamak için yalnızca Şükrü Saracoğlu’nda olanlara değil, aynı zamanda olmayanlara bakmak gerek.

Olanları ekranlardan, basından izledik.

Peki ya olmayan? Onun farkında mıyız?

O gün en önemli eksik şeref locasında Galatasaray Kulübü Başkanının yanında oturması gerekirken, Metris’teki koğuşunda yatmakta olan Aziz Yıldırımdı.

Fenerbahçe Kulübü Başkanı, Aziz Yıldırım, Türkiye Futbol Federasyonu’nun maçlarda sahaya yansımış şike olmadığını bildirmesine rağmen, hala içeridedir.

Şike yoksa Aziz Yıldırım, bunca zaman niye yattı , hala neden yatıyor?

Aziz Yıldırım içeride haklı olarak yatıyorsa, şike olduğuna dair çok kuvvetli şüpheler var demek. O zaman da, UEFA’nın şikenin şüphesinin bile yaptırımsız kalmamasını talebi ortadayken, bu ne?

***

Şimdi denecek ki, şampiyonluğu bileğinin hakkıyla kazanmış bir takıma karşı yapılan gösteriler, yakıp yıkmalar, ona kupasını vermemeye kalkmalar, yukarıdaki gerekçelerle haklı gösterilemez.
Evet gösterilemez. Ama 12 mayıs günü meydana gelen olayların çirkinliği de, Aziz Yıldırım’ın, dolayısıyla Fener’in uğradığı haksızlığı gideremez.

Kaldı ki, burada Fenerbahçeliler’in tepkilerine hak vermekten söz etmiyoruz, yalnızca bu büyük tepkilerin ardındaki nedenlerin bir kısmını gözler önüne seriyoruz.

O nedenler olmasaydı da, o tepkiler belki olacaktı savı da, o nedenlerdeki haklılığı ortadan kaldırmıyor.

Evet artık açıkça söyleyebiliriz ki, Fenerbahçeliler, Başkanları Aziz Yıldırım’ın şahsında haksızlığa uğramışlardır.

“Dava bitmeden bunu nasıl rahatlıkla söyleyebiliyorsun?” diyebilirsiniz.

Şurası kesin ki, şimdiye kadar, 10 ayı geçen tutukluluk, yoluyla hapislik süresini haklı gösterecek bir delil ile karşılaşmış değiliz.

İnsanları tutuklayarak içeri atanlar, bu sonuca yol açan dosyalarını, suçlamalarını iyi oluşturmak zorundadırlar.
Ortada böyle bir durum olmayınca Fenerliler haksızlığa uğramanın infiali içindeler.

Bir Galatasaraylı olarak, 12 mayıs tepkilerine değilse bile infiallerine hak veriyorum.

***

Türkiye demokratik güvencelerin sürekli çiğnendiği, egemenin bir sabah kalktığında aklına esen yüzünden insanlara acı çektirilen bir dikta diyarı haline gelmiştir.

Şike olayında yaşanmış olan da budur.

“Futbol dünyası da bizden sorulur” zihniyetiyle, harekete geçenler, yaptıklarının vahametini anladıktan sonra, çark etmişler, ama durumu temizlemeyi başaramamışlardır.

Türkiye’de yargının siyasal iktidardan bağımsız olmadığını bilenler,nelerin döndüğünü farkındadırlar.

Aynı siyasi iktidar, şike olayından çark etmek için, dediğinin milim dışına çıkmayacak olan bir TFF ile olanları örtbas etmeye çalışmaktadır.

Kısacası bulunan çözüm şu: Demirören var, şike yok.
Yıldırım Demirören, özerk futbolun özerk başkanı olarak, 12 mayıs 2012 de ancak Başbakan’ın talimat üzerine Gatasaray’a kupasını verebilmiştir.

Türkiye’de şike olayından dolayı Fenerbahçeliler kendilerini haksızlığa uğramış hissediyorlar. Haklıdırlar.

Şimdi ağza yüze bulaşmış o olayı telafi etmek için yapılanlara UEFA tepki göstererek, Türk takımlarını Avrupa dışında bırakacak.

O zaman da haklı olarak Galatasaraylılar tepki gösterecekler.

Keşke her ikisi de haklı tepkilerini, daha uygar ve ortaklaşa ortaya koyabilselerdi.