KÜRESEL HAYALLERDEN HÜCRESEL GERÇEKLERE

İster izimizi övelim, ister dizimizi dövelim, küresel kapitalizm dünya düzenine egemen ve Türkiye bu düzende önemli bir aktör haline gelirken, AKP de kendi sözcülerinin ağzından « bir dünya partisi » olmak iddiasında.

Küresel dünyanın özelliği, ekonomiyle başlayan sınırsız iletişim, dolayısıyla etkileşim sürecinde her alanda uluslararası işbirliği gerektirmesi.

İşbirliği de kural birlikteliği demek olduğundan, devletleri hukuktan toplumsala pek çok alanda ortak kurallar koymaya, Birleşmiş Milletler, Dünya Ticaret Örgütü, OECD, Uluslararası Tahkim Mahkemesi (CAS) vb. gibi oluşumlara üye ve uyumlu olmaya zorluyor.

Ama küresel güç Türkiye, « bir dünya partisi » AKP’nin iktidarda olduğu 11 yıldır, La Haye’deki Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin statüsünü nedense imzalayamadı.

Oysa Türkiye, küresel güç değildi de boş mu bulundu, yoksa henüz « bir dünya partisi » yoktu da mı faka bastı bilinmez, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 1992’den beri üyesi!

Keza INTERPOL’ün de 1930’dan beri…

***

INTERPOL, dünyada meşruiyeti tanınmış toplam 197 devletten 190’ının üye olduğu Uluslararası Kriminal Polis Teşkilatı’dır. BM’den sonraki en geniş katılıma sahip resmi kurumdur. Ağır cezalık suçlarla ilgilenir. Genel Sekreteri, 2005 yılından beri bir Amerikalı, Ronald K. Noble’dir. Geniş kadrosu çeşitli uluslardan ceza hukukçuları ve üst düzey emniyetçilerden oluşur. Yargının aradığı suçluları ortak bir mücadele çerçevesinde yakalayıp, talep eden ülkeye teslim etmek amacını taşır. Türk emniyetinin Ankara’da « İnterpol Daire Başkanlığı » vardır.
INTERPOL’e salt 7 ülkenin, Kuzey Kore ile Kiribati, Mikronezya, Palaos, Salomon,Tuvalu ve Vanuatu adalarının üye olmadıklarına bakarsak, küresel dünya düzenindeki adli önemi daha iyi anlaşılır.

Dünyanın 17. ekonomisi ve küresel güç Türkiye’nin de üyesi olduğu bu teşkilatla suç tanımı ve suçlu tesliminde aynı kurallara uyması, işbirliği yapması beklenir değil mi?

Oysa tam tersi.

***

INTERPOL Genel Sekreterliği, Türkiye’nin Ergenekon davasının firari sanıkları Bedrettin Dalan, Gülseven Yaşer ve Mustafa Bakıcı hakkında yargılandıkları mahkeme tarafından çıkarılan « kırmızı bülten » ile arama/yakalama talebini reddetti. Özel Yetkili İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin sunduğu talep dosyasını, « Yakalama istemine ilişkin gerekçeler somut delillerden uzak ve ikna edici değildir, » diye geri çevirdiğini açıkladı.

Bu reddin üzerinden birkaç gün geçmişti ki INTERPOL, Irak yargısının arama/yakalama talebini kabul etti ve ülkesinden kaçıp Türkiye’ye sığınan firari sanık, Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarık El Haşimi hakkında «kırmızı bülten » yayınladı. Kırmızı bülten, sanık Haşimi’nin INTERPOL’e üye 190 ülkeden hangisinde bulunursa tutuklanması ve Irak’a iadesi anlamına geliyor. Türkiye de INTERPOL üyesi. Dünya da küresel. Ama ne gam…

Haşimi’nin zaten gizlenmediği, İstanbul Başakşehir’de devletin kendisine tahsis ettiği villada, özel araba filosu ve resmi koruma ordusuyla yaşayıp gittiği Türkiye, INTERPOL’ün tutuklama emrini takmayacağını, Haşimi’yi iade etmeyeceğini hem de en yetkili ağızlardan açıkladı.

***

Bedrettin Dalan, Türkiye’de Ergenekon silahlı örgütünün « başbakan » düzeyinde üyesi olmak ve darbeye teşebbüsle suçlanan bir sanık. İddianame benim anlayamayacağım kadar karışık, ama sanırım Gülseven Yaşer ve Mustafa Bakıcı da benzeri suçlardan gıyaben yargılanıyorlar.

Irak’ta gıyaben yargılanan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Haşimi’ye gelince, ülkesindeki terör saldırılarını finanse ve organize etmek, aralarında 6 yargıcın bulunduğu çok sayıda devlet yetkilisini öldürmekle suçlanıyor.

INTERPOL’ün hangi iddianameyi gerçekçi bulduğu ve sunulan kanıtları ciddiye aldığı açık.

Ama madem ki Türkiye’nin istediği kellelere kırmızı bülten çıkarmayı reddediyor, Türkiye de INTERPOL’ün çıkardığı kırmızı bültene kelle vermeyecek, elbet…

Küresele giderken hücresele varan ileri demokraside, hayali terörist ve darbeciler, hakiki terörist ve suikastçılardan daha tehlikeli olsa gerek!

Bir milyon dolar kazanmak isteyen adam için en sağlam yatırım,
yeni bir din yaratmaktır.

L. RON HUBBARD (Scientology tarikatı kurucusu)

«G» NOKTASI

Firari Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Haşimi, eğer gıyabında yargılandığı terör ve seri cinayet suçlarını işlediyse, bu eylemleri ülkesini iç savaşa sürükleyip bölmek için yaptığı açık.

Türkiye, Haşimi’yi iadeyi reddetmekle, Maliki hükümetiyle köprüleri atıyor, yani henüz birleşik Irak’a karşı tavır alıyor.

Yetmiyor, Irak’tan bağımsız Kürt devleti kurmaktan başka amacı olmayan Barzani’ye arka çıkıyor.

Ben mi hayal gördüm, yoksa bir dünya partisi iktidarı sessiz sedasız politika mı değiştirdi?

Hani Türkiye Irak’ın sınır bütünlüğünün korunmasından yana ve bağımsız Kürt devleti kurulmasına karşıydı?

Maliki’ye karşı Barzani’nin safında yer almaktan; seri cinayet zanlısı Haşimi’yi, üstelik INTERPOL’ün yakala kararına rağmen koruyup kollamak, tam tersi bir amacı işaret ediyor…