ODéON’DAN AVİGNON’A…

Odéon-Avrupa Tiyatrosu’nu beş yıl boyunca yenilikçi ve başarılı bir açılımla yöneten tiyatro sanatçısı Olivier Py’nin görevi, tartışmalı bir süreç sonunda yenilenmedi. Geçen ay yerini İsviçreli tiyatro yönetmeni Luc Bondy’e (1948) bırakmak zorunda kalan Olivier Py (1965), gelecek yıldan itibaren Avignon Festivali’ni yönetecek. Bu görev değişimi bir ilki de beraberinde getiriyor: Kurucusu Jean Vilar’dan (1912-1971) bu yana, Avignon ilk kez bir tiyatro adamına emanet edilmiş olmakta…

Devlet sahnesi Odéon gibi Fransa’nın en prestijli tiyatrolarından birinde yaşanan bu atama krizi sırasında, Fransa Kültür Bakanı Frédéric Mitterrand, sanata ve sanatçıya saygılı yumuşak söylemlerine karşın ciddi eleştirilere hedef oluyordu. Medya, politik yelpazenin neresinde durursa dursun, kültür sayfalarında Olivier Py’nin bir beş yıl daha Odéon’un başında kalmasını gerektiğini vurguluyordu. Bu tepkiler, Olivier Py’nin Avignon Festivali’nin başına getirilerek, bir anlamda ödüllendirilmesi sonucuna kuşkusuz katkıda bulundu…

Türkiye’de, devlet ve şehir tiyatrolarının özelleştirilmesi gibi saçmalıkların gündeme geldiği, yaratıcı özgürlüğünün sürekli kısıtlanmaya çalışıldığı bir dönemde, Fransa’da yaşanmış olan bu noktasal polemik, 15 Mayıs günü resmen son bulan Sarkozy iktidarının sanata dönük yüzünü yansıtırken, kültür politikaları konusunda Türkiye ile Fransa arasındaki uçurumu da açıkça gözler önüne sermekte.

Gelin, Odéon Avrupa Tiyatrosu’nda bu bahar yaşanan yönetim değişikliğinin öncesine ve yarınına bir göz atalım.

Olivier Py’nin ( Miss Knife ) özel veda gecesi…

Evet, Paris’te, Odéon sahnesinde bir dönem son buldu; hem de ilginç bir ilkle son buldu. Perdelerini Fransa’da krallık dönemi bitmeden önce, 1782 yılında açan bu görkemli tiyatro, tarihinde ilk kez, kadın kılığına giren yöneticisinin Miss Knife takma adıyla şarkı söylediği, davetlileriyle söyleştiği bir veda gecesinin şen şakrak hüznünü yaşadı…

Odéon-Avrupa Tiyatrosu’nda, tiyatro yazarı, yönetmeni ve oyuncusu Olivier Py’nin önderliğinde yaşama geçirilen yenilikçi beş yıllık dönemin son buluşunu kutlayan(!) “Miss Knife” kabare gecesi, başka bir ilk oluşturan yeni bir görevin de habercisiydi. Avignon Festivali’ne giden yol, bu kez Odéon-Avrupa Tiyatrosu’ndan geçmişti. Yıldızı ilk kez Avignon’da sahnelediği oyunlarla parlayan Olivier Py, bu önemli etkinliğin başına geçmeyi düşlemiyor değildi ama, Odéon’daki görevinin yenilenmemesini, en azından bir haksızlık, idari bir saçmalık ya da daha vahimi, yeniliğe ve çok sesli açılımlara karşı sergilenen bir tavrın sonucu olarak algılamıştı. Bir sanatçının benmerkezci kaygısı değildi bu sadece; sokaktaki tiyatroseverlerden eleştirmenlere dek ciddi bir çoğunluk benzer görüşleri dile getiriyordu.

Polemikler yaratan süreç…

Olivier Py’nin, Fransa’nın Avrupa tiyatrosuna kucak açan prestijli ulusal sahnesi Odéon’un başındaki 5 yıllık görevinin bir dönem daha uzatılması beklenirken, Kültür Bakanı Frédéric Mitterrand’nın aldığı karar sürpriz yaratmıştı. Odéon Tiyatrosunu açık oturumlara, felsefi tartışmalara, şiir ve edebiyat gecelerine ve “Arap Baharı” gibi güncel olaylara açan Olivier Py’nin dinamik yönetimine ve başarılı bilançosuna karşın yerine Luc Bondy’nin (1948) atanması, iyi niyetle şöyle açıklanıyordu : Bir zamanlar Giorgio Strehler’in de yönettiği Odéon’un, yeniden Fransız olmayan bir tiyatro adamına devredilmesiyle, “Avrupa Tiyatrosu” kimliğinin altı daha kalınca çizilmiş olmaktadır…
Çocukluğu ve gençliği Fransa’da geçen İsviçre doğumlu Luc Bondy, bugüne dek özellikle Almanya, İsviçre ve Fransa’nın büyük tiyatrolarında sahneye koyduğu 70 küsur oyunun kültürler ve diller arasında kurduğu köprülerle beğeni toplayan saygın bir sanatçı. Viyana Festivali’ni yönettikten sonra, geçen ay Odéon’daki yeni görevine başlayan Luc Bondy’nin, devlet kurumlarında üst sınır olan 65 yaşı gelecek yıl aşmasına karşın Odéon’daki 5 yıllık görevini tamamlayabilmesi, özel bir izinle mümkün olacak..

Odéon’da Türkçe, ilk kez iki yıl önce, Orhan Pamuk’un sesinden işitilmişti…

Son beş yıl boyunca Odéon sahnesinde edebiyata, şiire ve müziğe de yer veren, genç tiyatrocuları tanıtmaya yönelik etkinlikler başlatan Olivier Py ve ekibi, özel geceler kapsamında, aralarında Türkçeyi bu sahnede ilk kez dinlettiren Orhan Pamuk’un da bulunduğu birçok yabancı yazarı konuk etmişti (1). Filistinli ozan Mahmut Derviş’in (1942-2008) şiirlerini, ölümünden kısa bir süre önce kendi sesinden, kendi dilinde burada dinlemiştik…

Almanya’dan İtalya’ya, Polonya’yadan Hollanda’ya dek değişik Avrupa tiyatro kumpanyalarının sahneledikleri oyunlar, üstyazılı olarak Odéon’da izlenmiş, alkışlanmıştı…

Avignon’u, Jean Vilar’dan sonra ilk kez bir tiyatro sanatçısı yönetecek…

Olivier Py’nin Odéon’dan ayrıldıktan sonra hangi göreve getirileceği de ayrı bir ilgi odağı olmuştu. Avignon Festivali akla gelen ilk olasılıktı ama, Odéon’la ilgili kararında Elysée Sarayının isteklerine kulak vermek zorunda olan Kültür Bakanının bu konuda atama yetkisi yoktu; sadece etki gücünü kullanabilirdi.

Sonuçta, festivalin yönetim kurulu, bu yıl başında aldığı kararla, Olivier Py’yi oy çoğunluğuyla, Eylül 2013’ten itibaren 4 yıllık bir dönem için festival yönetimine getirdi. Bu kararla başka bir ilke de imza atıldı : Avignon Festivali’ni 1947 yılında kuran ve ölümüne dek yöneten efsanevi tiyatro adamı Jean Vilar’dan (1912-1971) sonra ilk kez bir tiyatro sanatçısı yönetimi ele geçirmiş oluyordu!

‘Vatandaş Tiyatro’ ve ‘Söz dediğimiz o alev’…

Olivier Py, Jean Vilar’ın ‘Vatandaş Tiyatro’ (Théâtre citoyen) kavramını, günümüzün koşullarında yeniden alevlendirecek çapta güçlü bir sanatçı. Odéon’dan ayrılmadan önce sahneye koyduğu ve yorumladığı, bir anlamda ‘başkaldırı dersi’ niteliğindeki özgün Aishilos uyarlaması “Zincire Vurulmuş Prometheus”ta filizlenen ‘söz dediğimiz o alev’, küresel bunalımın pençesinde kıvranan toplumların ve insanların güncel politik sorunlarına açıksözlülükle yaklaşan; ayrıca, metafizik soru çengellerini de gözardı etmeyen ‘Vatandaş Tiyatro’nun sesine kulak vermenin yaşamsal önemini vurguluyordu.

Avignon Festivali’nin Olivier Py yönetimindeki farklı yeni aleviyle Temmuz 2014’te tanışacağız.

Odéon-Avrupa Tiyatrosu yöneticisi Olivier Py’nin, Orhan Pamuk’a 29 Eylül 2008 tarihinde gönderdiği davet mektubu şöyleydi:

Monsieur,

Paris’te, Odéon-Avrupa Tiyatrosu’nun yöneticisi sıfatıyla, bu güzel mekânı son iki sezon boyunca edebiyatın tüm dallarına açıyor olmaktan memnuniyet duyuyorum. Bu bağlamda, tiyatromuzda buluşma, tartışma, metin okuma gibi etkinliklere ve özel gecelere de yer veren bir program oluşturmaktaki amacımız, söz konusu etkinlikler aracılığıyla, yalnızca tiyatroyu düşünmek yerine, tiyatrodan yola çıkarak düşünmek, ve böylece, dinleme süreciyle birlikte konuşma sürecini de genişletmektir.

Anlamı ve bilgiyi metalaştırarak sürat peşinde koşan aceleci günümüz toplumlarında düşüncenin paylaşıldığı, fikir akışının sağlandığı bir ortamı geliştirebilmek, büyük fırsatlar yaratan ciddi bir güç oluşturmaktadır.

Geçen iki yıl boyunca, tiyatronun aynı zamanda edebiyat olmasından yola çıkarak, Mahmoud Darwich, Russell Banks, Naomi Klein, Alaa El-Aswany, Hoda Barakat, Saadi Youssef, Siri Hustvedt, Orly Castel Bloom, Laurent Gaudé, Imre Kertesz gibi yazarlara tiyatromuzun kapılarını açmayı doğru bulduk.

Türkiye üzerine «konuşmak» için kendimize zaman ayırmanın son derece önemli olduğunu sanıyor ve sizin sesinizin, yani edebiyatın sesinin, souçta gerçekten yetkin tek ses olduğunu düşünüyorum.

Türkiye’de, Türkiye’den nasıl söz ediliyor? Bugün Türkiye kendini nasıl görmektedir? Devlet ve vatandaşlık, din ve laiklik, halk, ulus ve sivil toplum arasındaki ilişkiler ne durumdadır? Yarınları düşünen dikkatli insanların bilinçlerinde hangi ikilemler, hangi tartışmalar, hangi öncelikler ve hangi perspektifler ağırlık kazanmaktadır?

Amacımız, bütün tarafları bir kez daha buluşturarak tartışmaya ya da diyalog kurmaya davet etmek değil; tarihiyle sürekli hesaplaşma içinde olan bir ülkenin, sorunlu, sorgulayıcı, içsel ve güncel kısmî otoportresini çizecek özgün bir sesin, başka bir deyişle ülkenin içinden gelen bir sesin yükselmesini sağlamaktır.

Burada amacımız sizi bir tarihçi ya da konferansçı kimliğine büründürmek değil, yazar duyarlığınızın Fransız izleyicilerimizle, yukarıda tanımladığım yaklaşım içinde buluşmasına zaman ve ortam sağlayabilmektir.

Davetimizi kabul etmeniz bizi çok onurlandıracaktır.
Bu konudaki duygu ve düşüncelerinizi bana iletirseniz sevinirim.

Dikkatinize teşekkür ederek saygılar sunar, en iyi dileklerimin kabulünü rica ederim.

Olivier Py

***

(1) Odéon’un büyük sahnesinde düzenlenen Orhan Pamuk gecesi “Fransa’da Türk Mevsimi (1 Temmuz 2009 / 31 Mart 2010)” etkinlikleri kapsamında, 5 Ekim 2009 tarihinde gerçekleşti. Orhan Pamuk’un Türkçe sunuş konuşması anında Fransızcaya çevrildi; ardından, Gallimard yayınevi tarafından o günlerde “D’autres couleurs” başlığıyla Fransızca yayımlanan denemelerinden bazı bölümleri Türkçe okuyan Orhan Pamuk’un ardından, sinema ve tiyatro oyuncusu Fanny Ardant, bu metinlerin Fransızca çevirilerini seslendirdi.
Bu etkinlik, aslında 2007 yılı sonunda, Odéon’da izlediğim bir oyunun gala davetinde , Olivier Py ve sağ kolu Paul Rondin ile konuşurken, laf arasında, “Fransa’da Türk Mevsimi” çerçevesinde Odéon’da özel bir etkinlik düzenlemeyi düşünüp düşünmediklerini sormamla tetiklenmişti. Neden olmasın ? Bir proje getirseniz ya, dediler. İlk önerim, Fazıl Say’ın, İstanbul’da dilediği gibi sahnelemeye olanak bulamadığı “Metin Altıok Oratoryosu” oldu. Haftalarca bu proje üzerinde konuştuk. Oratoryoyu dinlediler, beğendiler ve olası diplomatik sorunlara karşın gerçekleştirmek için çalışmakta tereddüt etmediler. Oratoryonun icrası için gereken büyük koronun doğurduğu sorunlar projenin gerçekleşmesini engelledi. Koro için yine T.C. Kültür Bakanlığından izin almak gerekecekti. 2003 yılında, İstanbul Festivali sırasında yaşanan “yarı sansür” olayı da zaten bu noktadan kaynaklanmış, Fazıl Say dilediği mizanseni gerçekleştirememişti. Fransa’dan bir koro bulunması varsayımında, besteyi yeniden bu koroya uyarlamak gerekecekti. Ayrıca, Fazıl Say ismi resmi çevrelerde o zamanlar da ciddi tedirginlikler doğurmaktaydı… Nitekim, Fazıl Say’ın “Fransa’da Türk Mevsimi” etkinlikleri yer almaması, genelde başarılı olan bu etkinlikler dizisinin en büyük “unutkanlığı” olarak tarihe geçti…
“Metin Altıok Oratoryosu” olmayınca, Paul Rondin, müzik ve şiir yanında edebiyata da çok önem verdikleri için, Orhan Pamuk gecesi fikrini ortaya attı ve kendisini tanıyıp tanımadığımı sordu…
Sonuçta, Olivier Py’nin Orhan Pamuk’a yazdığı davet mektubunu Türkçeye çevirerek kendisine e-mektupla iletmemle başlayan süreç, resmi organizatörlerin de (özellikle Fransız tarafın) projeye sahip çıkmasıyla somutlaştı ve Türkçe ilk kez 5 Ekim 2009 gecesi, Orhan Pamuk’un sesiyle bu büyük salonda yankılandı…